ALLAHÜ TEÂLÂ VARDIR ve BİRDİR - kainatingunesi.com

 

ALLAHÜ TEÂLÂ VARDIR ve BİRDİR

 

Etrâfımızdaki varlıkları his organlarımız ile tanımaktayız. Duygu organlarımıza te’sîr eden şeylere (Varlık) denir. Varlıkların beş duygu organımıza yaptıkları etkilere, te’sîrlere (Özellik) veya (Sıfat) denir. Varlıklar, birbirlerinden, özellikleri ile ayırd edilmektedir. Zıyâ, ses, su, hava, cam, birer varlık yâni (Mevcut)tur. Vezni, yâni ağırlığı ve hacmi olan, yâni boşlukta yer kaplıyan varlıklara (Cevher) veya (Madde) denir. Maddeler birbirlerinden, sıfatları, hâssaları ile ayırd edilirler. Hava, su, taş, cam, ayrı birer maddedir. Zıyâ, ses ise, madde değildir. Çünkü, ışık ve ses, yer kaplamaz ve ağırlıkları yoktur. Her varlık, (Enerji) yâni (Kudret) taşımaktadır. Yâni, iş yapabilir. Her madde, sulb, yâni katı ve mâyi yâni sıvı ve gaz olmak üzere üç hâlde bulunabilir. Katı maddelerin şekli vardır. Sıvı ve gaz hâlindeki maddelerin, kendilerine mahsûs belli şeklleri yoktur. Bunlar, bulundukları kabın şeklini alırlar. Maddenin şekil almış hâline (Cism) denir. Maddeler hep cism hâlinde bulunur. Meselâ, anahtar, iğne, maşa, kürek, çivi, başka başka cismlerdir. Yâni şeklleri başka başkadır. Fakat, hepsi demir maddesinden yapılmıştır. Cismler ikiye ayrılır: Basît cism, Bileşik cism.

Her cismde dâimâ değişiklik olmaktadır. Meselâ hareket ederek yer değiştirir. Büyür, küçülür. Rengi değişir. Canlı ise, hasta olur, ölür. Bu değişmelere (Olay) veya (Hâdise) denir. Dışarıdan bir te’sîr olmadan, maddede hiçbir değişiklik meydana gelmez. Bir hâdise meydana geldiği zaman, maddenin yapısı bozulmaz ve özü değişmezse, buna (Fizik olayı) denir. Kâğıdın yırtılması, bir fizik olayıdır. Bir maddede fizik olayı meydana gelmesi için, bu maddeye bir kuvvetin te’sîr etmesi lâzımdır. Maddenin yapısını bozan, özünü değiştiren olaylara (Kimyâ olayı) denir. Kâğıdın yanıp kül olması kimyâ olayıdır. Bir cismde kimyâ olayı meydana gelmesi için, buna başka bir maddenin te’sîr etmesi lâzımdır. İki veya daha çok maddenin birbirlerine te’sîr ederek, her birinde kimyâ olayı meydana gelmesi işine (Kimyâsal tepkime) veya (Kimyâ reaksiyonu) denir.

Maddelerin kimyâ reaksiyonuna girmeleri, yâni birbirine te’sîr etmeleri, en küçük parçaları ile olur. Maddelerin bu en küçük parçalarına (Cevher-ül-ferd) veya (Atom) denir. Her cism atomlardan yapılmıştır. Yâni, atom yığınıdır. Atomların yapısı birbirine benzer ise de, büyüklükleri ve ağırlıkları farklıdır. Bundan dolayı, bugün yüzbeş türlü atom biliyoruz. En büyük atom bile, en kuvvetli mikroskopla görülemiyecek kadar pek küçüktür. Birbirlerine benziyen atomların biraraya gelmesinden (Basît cism) veya (Element) hâsıl olur. Yüzbeş türlü atom olduğu için, yüzbeş türlü basît cism vardır. Demir, kükürt, cıva, oksijen gazı, kömür birer elementtir. Başka başka atomların biraraya gelmesinden (Bileşik cism) veya (Mürekkeb cism) hâsıl olur. Yüzbinlerce bileşik cism vardır. Su, ispirto, tuz, kireç, mürekkeb cismlerdir. Mürekkeb cismler, iki veya daha çok basît cismin birbirleri ile birleşmesinden hâsıl olmaktadır. Basît cismlerin birleşmeleri, atomlarının birbirleri ile birleşmelerinden hâsıl olur.

Bütün cismler, meselâ dağlar, denizler, her türlü bitki ve hayvanlar, hep yüzbeş elementten meydana gelmektedir. Canlı, cansız her cismin yapı taşı, hep bu yüzbeş elementtir. Bütün cismler, bu yüzbeş elementten birinin veya birkaçının atomlarının biraraya gelmesinden hâsıl olmaktadır. Hava, toprak, su, ısı, ışık, elektrik ve mikroblar, bileşik cismlerin parçalanmalarına veya cismlerin birleşmelerine sebep oluyorlar. Sebepsiz hiçbir değişiklik olmaz. Bu değişmelerde, elementler, yâni bu varlıkların yapı taşları, cismden cisme yer değiştiriyor veya bir cismden ayrılarak serbest hâle geçiyorlar. Cismlerin yok olduklarını görüyoruz. Gördüğümüze göre hükm ederek aldanıyoruz. Çünkü, yok oluyor ve var oluyor dediğimiz bu görünüş, maddelerin değişmelerinden başka bir şey değildir. Bir cismin, meselâ mezardaki ölünün yok olması yeni cismlerin, meselâ suyun, gazların ve toprak maddelerinin var olmaları şeklinde oluyor. Bir değişmede, var olan yeni maddeler, duygu organlarımıza te’sîr etmezlerse, bunların meydana geldiklerini anlıyamıyoruz. Bunun için, değişikliğe uğrıyan birinci maddeye yok oldu diyoruz.

Yüzbeş elementten herbirinin şekllerinin değiştiğini, her elementte fizik ve kimyâ olayı olduğunu da görüyoruz. Bir element, bir bileşiğin yapısına katılınca, iyon hâline geçer. Yâni, atomları elektron verir veya alır. Böylece bu elementin çeşidli fizik ve kimyâ özellikleri değişir. Her elementin atomları, bir çekirdekle, (Elektron) denilen çeşidli miktârlarda, daha küçük parçalardan yapılmıştır. Çekirdek, atomun ortasındadır. Hidrojenden başka, bütün atomların çekirdekleri (Proton) ve (Nötron) denilen dâneciklerden yapılmıştır. Protonlar, pozitif elektrik yüklüdür. Nötronlar, elektrik yükü taşımaz. Elektronlar, eksi elektrik dânecikleridirler ve çekirdek etrâfında dönerler. Elektronlar, her ân yörüngelerinde döndükleri gibi, yörüngelerini de değiştirmektedirler.

Atomların çekirdeklerinde de, değişmeler, parçalanmalar olduğu, (Radyoaktif) denilen elementlerden anlaşılmaktadır. Çekirdeklerin bu parçalanmasında, bir elementin başka elemente döndüğü, maddelerin yok olarak, enerji (Kudret) hâline döndüğü de anlaşılmış, bu değişme (Aynştayn) tarafından hesap bile edilmiştir. [Einstein yahudi fizikçisi, 1375 [m. 1955] de öldü. ] Demek ki, bileşik cismlerde olduğu gibi, elementler de, hep değişmekte, bir hâlden başka hâle dönmektedir. Canlı cansız her madde değişmekte, yâni eskisi yok olup, yenisi var olmaktadır. Bugün, var olan her canlı, (her bitki, her hayvan) önce yok idi. Başka canlılar vardı. Bir zaman sonra da, şimdiki canlılardan hiçbiri kalmıyacak, başka canlılar var olacaktır. Cansız varlıkların hepsi de böyledir. Canlı cansız her varlık, meselâ bir element olan demir veya birkaç cism karışımı olan taş, kemik, bütün maddeler, bütün zerreler hep değişmektedirler. Yâni eskileri yok olmakta ve başkaları var olmaktadır. Var olan madde ile, yok olan maddenin özellikleri birbirine benziyorsa, insan bu değişikliği anlamıyor, maddeyi hep var sanıyor. Sinemada, hareket eden film şeridinde, objektif önüne, her ân başka resimler gelip gitmekte iken, seyrciler bunu anlamayıp, aynı resim perdede hareket ediyor sanmaları gibidir. Kâğıd yanıp kül olunca bu değişikliği anladığımız için, kâğıd yok oldu, kül var oldu diyoruz. Buz eriyince, buz yok oldu, su var oldu diyoruz. Modern madde bilgisi, (Se’âdet-i Ebediyye) kitabında geniş yazılıdır. Lütfen oradan da okuyunuz!

(Şerh-i akâid) kitabının başında diyor ki, (Bütün varlıklar, Allahü teâlânın varlığına alâmet olduğu, Onun varlığını gösterdiği için, mahlûkların hepsine (Âlem) denir. Varlıkların bir cinsten olanlarına da birer âlem denir. Meselâ, insanlar âlemi, melekler âlemi, hayvanlar âlemi, cansız maddeler âlemi denir. Yâhut, her bir cism, bir âlemdir.

(Şerh-i mevâkıf) kitabının dörtyüzkırkbirinci sayfasında diyor ki, Âlem, yâni herşey, hâdistir, yâni mahlûkturlar. Yâni yok iken, sonradan var olmuşturlar. [Her zaman, birbirlerinden de var olduklarını yukarıda bildirdik. ] [(Şerh-i mevâkıf) müellifi Seyyid Şerif Ali Cürcânî, 816 [m. 1413] de Şirâzda vefât etti. ]

Cismlerin maddesi de, sıfatları da, hâdistir. Burada dört şey düşünülebilir:

1 –  Müslümanlara, yahudilere ve nasârâya ve mecûsîlere göre, cismlerin maddeleri de, sıfatları da hâdistir.

2 –  Aristoya ve onun yolunda olan felsefecilere göre, cismlerin maddeleri de, sıfatları da kadîmdir. Yâni ezelîdir, hep vardır derler. Bu sözün yanlış olduğunu, modern kimyâ bilgisi kesin olarak bildirmektedir. Böyle inanan ve söyliyen, müslümanlıktan çıkar. Kâfir olur. İbni Sînâ ile Fârâbî de böyle demektedir. [İbni Sînâ Hüseyn, 428 [m. 1037] de vefât etti. Muhammed Fârâbî, 339 [m. 950] de Şâmda vefât etti. ]

3 –  Aristodan önce olan filozoflara göre, maddeleri kadîm olup, sıfatları hâdistir derler. Bugün, fen adamlarının çoğu da böyle yanlış düşünmektedir.

4 –  Maddenin hâdis, sıfatların kadîm olduğunu söyliyen olmamıştır. Calinos bu dördünden hiçbirine karar verememiştir).

Müslümanlar, maddelerin ve sıfatlarının hâdis olduğunu birkaç yoldan isbât etmektedir. Birinci yol, maddeler ve bütün zerreleri hep değişmektedir. Değişmekte olan şey, kadîm olamaz. Hâdis olması lâzımdır. Çünkü, her maddenin, kendinden öncekinden meydana gelmesi işi, sonsuz öncelere kadar gidemez. Bu değişmelerin bir başlangıcı olması, yâni ilk maddelerin, yoktan var edilmiş olmaları lâzımdır. Yoktan var edilmiş olan ilk maddeler bulunmasaydı, yâni sonraki maddenin kendinden önceki maddeden hâsıl olması işi sonsuz öncelere gitseydi, maddelerin birbirlerinden meydana gelmelerinin bir başlangıcı olmazdı ve bugün hiçbir maddenin var olmaması lâzım gelirdi. Maddelerin var olmaları ve birbirlerinden hâsıl olmaları, yoktan var edilmiş ilk maddelerden üremiş olduklarını göstermektedir.

Ayrıca deriz ki, gökten düşen bir taşa, sonsuzdan geldi denemez. Çünkü sonsuz, başlangıcı, ucu yok demektir. Sonsuzdan gelmek, yoktan gelmek olur. Sonsuzdan geldiği düşünülen şeyin, gelmemesi lâzım olur. Gelen birşeye, sonsuzdan geldi demek, akla, fenne uymıyan ve câhilce bir söz olur. Bunun gibi, insanların birbirlerinden hâsıl olmaları, sonsuz öncelerden gelemez. Yoktan yaratılmış olan bir ilk insandan başlıyarak üremeleri lâzımdır. Yoktan var edilmiş olan ilk insan olmayıp, insanların birbirlerinden hâsıl olmaları, sonsuz öncelerden gelmektedir denirse, hiçbir insanın var olmaması lâzım olur. Her varlık için de böyledir. Maddelerin, cismlerin birbirlerinden hâsıl olmaları için, (Böyle gelmiş böyle gider. Yoktan var edilmiş ilk maddeler yoktur) demek, akla ve fenne uymıyan, câhilce sözdür. Değişmek, sonsuz olmayı değil, yoktan yaratılmış olmayı, yâni (Vâcib-ül-vücûd) olmayı değil, (Mümkün-ül-vücûd) olmayı göstermektedir.

Suâl: Bu âlemi yaratanın kendisi ve sıfatları kadîmdir, ezelîdir. Bu âlemin de kadîm olması lâzım gelmez mi?

Cevap: Kadîm olan yaratıcının, maddeleri, zerreleri, çeşidli sebeplerle değiştirdiğini, yâni yok edip, bunların yerine başkalarını yaratmakta olduğunu, her zaman görüyoruz. Kadîm olan yaratıcı, irâde ettiği, dilediği zaman, yâni her zaman maddeleri birbirlerinden yaratmaktadır. Âlemleri, her maddeyi, her zerreyi sebeplerle yarattığı gibi, irâde ettiği zaman, sebepsiz, vâsıtasız olarak, yoktan da yaratır.

Âlemlerin hâdis olduğuna inanan, fânî olduklarına, yâni, tekrar yok olacaklarına da inanır. Yok iken sonradan yaratılmış olan varlıkların yine yok olabilecekleri meydandadır. Birçok varlıkların yok olduklarını, şimdi de görüyoruz.

Müslüman olmak için, maddelerin ve cismlerin, yâni her varlığın, yoktan var edilmiş olduklarına ve tekrar yok olacaklarına inanmak lâzımdır. Cismlerin yok iken sonradan var olduklarını ve tekrar yok olduklarını, yâni şekllerinin ve özelliklerinin kalmadığını görüyoruz. Cismler yok olunca, maddeleri kalıyor ise de, bu maddelerin de ezelî olmadıklarını, çok öncelerde, Allahü teâlâ tarafından yaratılmış olduklarını ve Kıyâmet gününde hepsini tekrar yok edeceğini yukarıda bildirdik. Zamanımızın fen bilgileri, buna inanmaya mani değildir. İnanmamak, fenne iftirâ etmek ve islâm düşmanı olmak demektir. İslâmiyet, fen bilgilerini red etmiyor. Din bilgilerini öğrenmemeyi ve ibâdet vazîfelerini yapmamağı red ediyor. Fen bilgileri de, islâmiyeti inkâr etmemektedir. Hattâ, onu te’yîd ve tasdik etmektedir.

Âlem hâdis olunca, bunu yoktan bir yaratan vardır. Çünkü, hiçbir olayın kendiliğinden olamıyacağını yukarıda bildirdik. Bugün fabrikalarda binlerce ilâc, ev eşyası, sanayi ve ticâret maddeleri, elektronik âletler, harp vâsıtaları yapılıyor. Bunların çoğu, ince hesaplardan, yüzlerce tecrübeden sonra elde ediliyor. Bunlardan birine dahî, kendi kendine var oldu diyorlar mı?Bunların, bilerek ve istiyerek yapıldıklarını söyliyorlar ve hepsinin bir yapıcısının bulunması lâzımdır diyorlar da, canlılarda, cansızlarda görülen ve her asırda , daha yenileri, daha inceleri keşf edilen ve çoğunun yapısı henüz anlaşılamayan milyonlarca maddenin ve hâdisenin kendi kendilerine tesâdüfen var olduklarını söyliyorlar. Bu iki yüzlülük, koyu bir inattan veya açık bir ahmaklıktan başka ne olabilir?Görülüyor ki, her maddeyi, her hareketi var eden tek bir yaratıcı vardır. Bu yaratıcı (Vâcib-ül-vücûd)dur. Yâni, yok iken sonradan var olmuş değildir. Hep var olması lâzımdır. Var olması için hiçbirşeye muhtaç değildir. Hep var olması lâzım olmaz ise, (Mümkün-ül-vücûd) olurdu. Âlemler gibi hâdis, yâni mahlûk olurdu. Mahlûk, başka bir mahlûkun değişmesinden veya yoktan var edilir. Onu da yaratan lâzım olur. Böylece sonsuz yaratanlar lâzım olur. Mahlûklardaki değişmelerin sonsuz olamıyacağını yukarıda bildirdiğimiz gibi düşünürsek, yaratıcıların da sonsuz olamıyacağı, yaratmanın birinci bir yaratıcıdan başlıyacağı anlaşılır. Çünkü, yaratıcıların biribirlerini yaratmaları sonsuz olarak gider denince, hiçbir yaratıcının bulunmaması lâzım olur. İşte, yaratılmış olmıyan birinci ilk yaratıcı, mahlûkların tek yaratıcısıdır. Ondan önce ve sonra, başka bir yaratıcı yoktur. Yaratıcı yaratılmaz. O, hep vardır. Bir ân yok olsa, her şey yok olur. Vâcib-ül-vücûd, hiçbir bakımdan hiçbir şeye muhtaç değildir. Yerleri, gökleri, atomları, canlıları, düzenli, hesaplı yaratanın kudretinin, kuvvetinin sonsuz olması, âlim olması, dilediğini hemen yapması, bir olması, onda hiç değişiklik olmaması, lâzımdır. Kuvveti sonsuz olmasa ve âlim olmasa, böyle düzenli, hesaplı mahlûkları yaratamaz. Bu yaratıcı birden çok olursa, birşeyin yaratılmasında, istekleri uymayınca, istediği yapılmıyanlar yaratıcı olamazlar ve yaratılan şeyler karma-karışık olur. Daha çok bilgi almak için Ali Ûşînin yazdığı (Emâlî Kasîdesi)nin arabî ve türkçe şerhlerini lütfen okuyunuz! [Ali Ûşî, 575 [m. 1180] de vefât etti. ]

Yaratıcıda hiç değişiklik olmaz. Şimdi nasılsa, âlemi yaratmadan önce de öyle idi. Herşeyi yoktan yaratmış olduğu gibi, her zaman da, şimdi de, herşeyi yaratmaktadır. Çünkü değişmek, mahlûk olmayı, yoktan yaratılmış olmayı gösterir. Onun hep var olduğunu, yok olmıyacağını yukarıda bildirdik. Bunun için, Onda hiç değişiklik olmaz. Mahlûklar ilk yaratılmalarında Ona muhtaç oldukları gibi, her ân da muhtaçdırlar. Herşeyi yaratan, her değişikliği yapan yalnız Odur. Düzenli olmaları için ve insanların yaşıyabilmeleri ve medenî olabilmeleri için, herşeyi sebeplerle yaratmaktadır. Sebepleri O yarattığı gibi, sebeplerin te’sîr etmelerini, iş yapabilmelerini de, O yaratmaktadır. İnsanlar sebeplerin maddelere te’sîr etmelerine vâsıta olmaktadır.

Aç olunca, birşey yimek, hasta olunca ilâc almak, mum yakmak için kibriti çakmak, hidrojen elde etmek için çinko üzerine bir asid dökmek, çimento yapmak için kireç taşı ile kil karıştırıp ısıtmak, süt elde etmek için ineği beslemek, elektrik elde etmek için hidro-elektrik santralı kurmak, her çeşit fabrika yapmak, sebepleri kullanarak, yeni şeyler yaratmasına vâsıta olmaktır. İnsanın, irâdesi ve kuvveti de, Allahü teâlânın yarattığı birer sebebdir. İnsanlar da, Allahü teâlânın yaratmasına vâsıta olmaktadır. Allahü teâlâ, böyle yaratmak istiyor. Görüliyor ki, insan birşey yarattı demek, akla ve dîne uymıyan câhilce, bir sözdür.

İnsanların, kendilerini yaratan, yaşatan, muhtaç oldukları şeyleri yaratıp gönderen bu bir yaratıcıyı sevmeleri, Ona kul, köle olmaları lâzımdır. Yâni, mahlûkların Ona ibâdet etmesi, tapınmaları, itaat etmeleri, saygılı olmaları lâzımdır. Böyle olduğu kitabımızın başındaki, üçüncü cilt, onyedinci mektûbda uzun yazılıdır. Vâcib-ül-vücûd, bir olan bu ilah, bu tanrı, isminin (Allah) olduğunu kendi bildirmiştir. Kulların, Onun bildirdiği ismini değiştirmeye hakları yoktur. Haksız yapılan iş zulüm olur, pek çirkin birşey olur.

Hudâ Rabbim, Nebim hakkâ Muhammeddir Resûlullah.

Hem islâm dînidir, dînim; kitabımdır kelâmullah.

Akâidde, Ehl-i sünnet oldu mezhebim hamdolsun.

Amelde, Ebû Hanîfe mezhebi, mezhebim vallah.