EHL-İ SÜNNET İ'TİKÂDI - kainatingunesi.com

EHL-İ SÜNNET İ’TİKÂDI

Müslümân olmanın ilk şartı, îmân etmektir. Doğru îmân ise, Ehl-i Sünnet i’tikâdına uygun olarak inanmağa bağlıdır. Akıllı olan ve bülûğ çağına giren erkeğin ve kadının birinci vazîfesi, Ehl-i Sünnet âlimlerinin kitaplarında yazdıkları îmân bilgilerini öğrenmek ve bunlara uygun olarak inanmaktır. Kıyâmette Cehennem azâbından kurtulmak, onların bildirdiklerine inanmağa bağlıdır. Cehennemden kurtulacak olanlar, yalnız bunların yolunda gidenlerdir. Onların yolunda gidenlere (Sünnî) veya (Ehl-i Sünnet) denir.

Bir hadîs-i şerîfte, (Benim ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yalnız bir fırka Cehennem azâbından kurtulacak, diğerleri ise helâk olacaklar, Cehenneme gideceklerdir) buyuruldu. Bu yetmişüç fırkadan herbiri, islâmiyyete uyduğunu iddia etmekte ve Cehennemden kurtulacağı bildirilen bir fırkanın, kendi fırkası olduğunu söylemektedir.

Mü’minûn sûresi 54.ncü ve Rûm sûresi 32.nci âyet-i kerîmelerinde meâlen: (Her fırka, doğru yolda olduğunu sanarak sevinmektedir) buyuruldu. Halbuki, bu çeşitli fırkalar arasında, kurtulucu olan birinin alâmetini, işâretini, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” şöyle bildirmektedir: (Bu fırkada olanlar, benim ve Eshâbımın gittiği yolda bulunanlardır). Eshâb-ı kirâmdan birini dahî sevmiyen, Ehl-i Sünnetten ayrılmış olur. Ehl-i sünnet i’tikâdında olmayan da, kâfir veya sapık olur.  

Ehl-i Sünnet i’tikâdında olmanın âlametleri:  

Allahü teâlâ, Ehl-i sünnet i’tikâdına uygun îmân eden müslimânlardan râzıdır. Böyle inanmış olmanın birçok şartları, vardır. Ehl-i sünnet âlimleri, bunları şöyle açıklamaktadır:

1- Îmânın altı şartına, ya’nî Allahü teâlânın varlığına ve birliğine, eşi ve benzeri olmadığına, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Âhıret hayatındaki hâllere, hayr ve şerrin, iyilik ve kötülüğün Allahü teâlâ tarafından yaratıldığına inanmalıdır. (Bunlar (Âmentü) de bildirilmiştir.)

2- Allahü teâlânın son kitâbı olan Kur’ân-ı kerîmin, Allahü teâlânın kelâmı olduğuna inanmalıdır.

3- Mü’min, kendi îmânından hiç şüphe etmemelidir.

4- Peygamberimize “sallallahü aleyhi ve sellem” îmân edip, hayatta iken Onu görmekle şereflenen Eshâb-ı kirâmın hepsini çok sevmelidir. Dört halîfesine, yakın akrabâları olan ehl-i beytine ve muhterem hanımlarından hiçbirine dil uzatmamalıdır.

5- İbâdetleri, îmândan bir parça bilmemelidir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına inanıp, tembellikle yapmayan mü’minleri kâfir bilmemelidir. Harâmlara ehemmiyyet vermeyenlerin, hafife alanların, islâmiyyetle alay edenlerin îmânı gider.

6- Ehl-i kıble olduklarını söyleyen, Allahü teâlâya ve Peygamberi Muhammed aleyhisselâma inandım dediği halde, yanlış i’tikâtta olanları tekfir etmemeli, kâfir olduklarını söylememelidir.

7- Açıkca günâh işlediği bilinmeyen her imâmın arkasında namaz kılmalıdır. Bu hüküm, cuma ve bayram namazlarını kıldıran emirler, vâliler içindir.

8- Müslümânlar, başındaki âmirlerine, idarecilerine isyan etmemelidir. Hurûç, ya’ni isyan etmek, fitne çıkarmak olur ve çeşitli felâketlere yol açar. Onların hayırlı iş yapmalarına düâ etmeli ve fısk, günâh işlerinden vazgeçmeleri için tatlı dil ile nasihat etmelidir.

9- Ayağa giyilen mestin üzerine mesh ederek abdest alınabilmesi dînimizin bir emridir. Çıplak ayak üzerine mesh edilmez.

10- Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” Mi’râcının, hem rûh ve hem de beden ile olduğuna inanmalıdır. Mi’râc, bir haldir, ya’nî rü’yada olmuştur diyenler, Ehl-i sünnetten ayrılmış olur.

Cennetde mü’minler Allahü teâlâyı göreceklerdir. Kıyâmet gününde, Peygamberler ve sâlih, iyi zâtlar şefâat edeceklerdir. Kabirde azâb, rûh ve bedene olacaktır. Evliyânın kerâmeti hakdır. Kerâmet, Allahın sevgili kullarında meydana gelen harikulâde haller olup, Allahü teâlânın âdeti dışında, ya’nî fizik, kimya ve biyoloji kanunları dışında ikrâm ve ihsan ettiği şeylerdir ve inkâr edilemiyecek kadar çoktur. Kabirde rûhlar, diri kimselerin yaptıklarını ve söylediklerini işitirler. Kur’ân-ı kerîm okumak, sadaka vermek ve hatta bütün ibâdetlerimizin sevâblarını, ölenlerin rûhlarına göndermek, onlara fayda vermekte, azâblarının hafifletilmesine veya kaldırılmasına sebep olmaktadır. Bunların hepsine inanmak, Ehl-i Sünnet i’tikâdında olmanın alâmetlerindendir.