MOĞOLLAR - kainatingunesi.com

Asya kavimlerinden. Asıl yurtları Doğu Asya’daki Moğolistan’dır. Kısa zamanda Asya kıt’asmın büyük bir kısmına sâhib olup, yayıldılar. Günümüzde, sâdece Çin ile Rusya arasındaki Moğolistan’da istiklâlsiz olarak yaşarlar. Doğu Asya’daki sarı ırkın Mongaloid tipindendirler. Dilleri Moğolcadır.

Moğolların haklarında ilk bilgi yedinci asra ait olup, komşuları olan Çinlilerin târihlerinde rastlanır. Câhil ve vahşî bir şekilde Çin’in Gobi çölünde yaşarlardı. Küçük kabileler hâlinde olup, göçebeydiler. Avcılık ve yağmacılıkla geçinirler, kan dökmeği, kötülük yapmayı severlerdi. Baskınlarda ok kullanırlardı. Kadınları da harp ederdi. Hepsi inançsız ve azılı İslâm ve medeniyet düşmanı idiler. Güneşe taparlardı. Her kötülüğü işlerler ve yasak tanımazlardı. Şehirleri yakar, yıkarlardı. Çoluk-çocuk, kadın-ihtiyâr demeyip, kendilerinden olmayan her insanı öldürürlerdi. Yiyeceklerini hayvani gıdalar teşkil ederdi. İnsan eti yiyenleri de vardı. Koyun, sığır, deve, at, merkep, katır, domuz yetiştirirlerdi. Nikâh ve aile hissi olmayıp, bir kadına sayısız erkek sâhib olabilirdi. Dağınık, teşkilâtsız, başsız ve vahşî Moğol kabileleri on üçüncü asrın başına kadar bu hâlde kaldılar.

Yesügey kabilesinin reisi, asıl ismi Temûçin olan Cengiz’in halasının kocası Duş Hân, Moğol Hân’ı idi. Duş ölünce, oğlu olmadığı için yerine Cengiz geçti. Cengiz, çetin mücâdelelerden sonra dağınık kabileleri toplayarak itaat altına aldı. Kara Kurum’da 1205 senesinde ilk Moğol Devleti’ni kurdu. Moğol ve Tatar hânlarının başı oldu. Câhil ve vahşî Moğol ve Tatarlardan, işi-gücü yağmacılık olan büyük bir ordu topladı. Moğolistan’ın etrafındaki ülkelere sefer açtı. 1218 yılına kadar Doğu Türkistan’ı ve Çin’i aldı. Pek çok Türk öldürttü. 1219’da Harezmşâh Devleti’ne saldırdı. Moğol ordusu; Batı Türkistan, Horasan, Kandehar, Mültan gibi devrin medeniyet merkezlerini tahrîb ettiler. Buhara, Semerkand, Herat gibi hepsi birer kültür, san’at ve medeniyet âbidesi olan şehirleri yağmalayıp yıktılar. Bunlardan Merv, Hey ve daha pek çok şehir, uğradıkları DU tahribat sonunda bir daha kalkınamadılar. Şehir olma vasfını kaybederek, yirminci asra kadar birer harabe hâlinde kaldılar. Bölgedeki şehirlerin sivil halkı ve Türk-İslâm nüfuzu dâhil milyonlarca müslüman öldürüldü. Akla gelmedik işler yapan bu kavmin mensupları, suçsuz insanların, kadın ve çocukların kanlarını, zevk ve eğlence için döktüler. İslâm medeniyetine telâfî edilemiyecek darbeler indirdiler. Kafkasya’ya, Rusya’ya ve Anadolu’ya yayıldılar. 1224 senesinde Kara Kurum’a çekildiler. Cengiz Hân’ın kurup güçlendirdiği Moğol Devleti’nin idaresinde; Çinli, Tunguz, Tibetli, Türk, İranlı, Afganlı, Arap, Ermeni, Rus, Alanlar ve bu milletlere mensup çeşitli boylar vardı.

1227 senesinde Kansu’da ölen Cengiz Hân, Moğolları birleştirip, teşkîlâtlandırdı ve kendi adıyla anılan meşhûr Cengiz Yasasını çıkardı. Boy beyleri ve kumandanların meydana getirdiği kurultayı vardı. Devlet, Cengiz Hân sülâlesinin malı idi. Cengiz’in ölümüyle işgal ettiği ülkeler, oğulları arasında paylaşıldı. Büyük oğlu Cuci’ye; Batı Sibirya ve Kıpçak bozkırlarından, Harezm’i de içine alan Kuzey Karadeniz kıyılarına kadar olan bölge düştü. Cuci’nin mîrâsı, oğlu Batu’ya verildi. İkinci oğlu Çağatay’a, Mâverâünnehr’den Doğu Türkistan’a kadar uzanan topraklar verildi. Üçüncü oğlu ögedey, kurultay kararıyla, Büyük Moğol Han’ı seçildi. En küçük oğlu tuluy’a, Moğol imparatorluğunun merkez toprakları olan Moğolistan verildi. Cengiz Hân’ın ve Moğolların kısa zamanda büyüyüp, yayılmaları, Türk boylarından bir kısmının on birinci asırda göçlerle Orta Asya’dan Hindistan’a, Anadolu’ya ve Balkanlara çekilmesine sebeb oldu.

Cengiz Hân’ın teşkilâtlandırdığı Moğollarda ahâliye ivgen, boya; obop, aile ve en küçük birliklere Aymuğ ve Yasun denirdi. Ordu da bu usûle göre teşkilâtlanmıştı. Uluş denilen Moğol kabîle birliklerinin hepsi asker sayılırdı. Kabileler sefere, kendi çadırları, hayvanları ve kadınları ile bir ordu gibi giderlerdi. Her kabîle kendini idare ederdi. San’at bölükleri, idâri kumanda teşkilâtları yoktu. Silâhlarını kendileri yaparlardı. Sonradan işgal ettikleri bölgelerde az çok bir şeyler öğrendiler. İşgal ettikleri ülkeler, merkezî bir devletten idare edilemeyecek kadar genişledi. Siyâsî ve idarî bakımdan tecrübesiz olan Moğollar, bu yüzden çok zor duruma düştüler. Devlet kadrosunda idareci ve vergi toplayacak me’mûrları dahi çok azdı.

Cengiz Hân’ın soyundan olanlar, târihte, Çağatay Hanlığı (1227-1370), İlhanlılar (1256-1353), Altmordu (1226-1502), Şeybânîler (1500-1598) ve Giray Hânlar devletlerini kurdular. Cengiz Hân’ın oğulları ve torunlarının hâkimiyeti çok kısa sürdü. Ancak İslâm âlemine ve medeniyetine çok zarar verdiler. On üçüncü asırda yapılan tahribatla, altı yüz senede nice emeklerle elde edilmiş, hattâ İslâmiyet’ten önce de yapılmış pek çok mîmâri eserleri, kütüphaneleri, târihin kıymetli vesikalarını, mektepleri, rasathaneleri yok ettiler. Abbasî halifeliğinin merkezi Bağdâd’ı 1257’de yakıp yıktılar. Yüz binlerce müslümanı kılıçtan geçirdiler. Suriye dâhil Doğu Akdeniz, Batı Anadolu kıyılarına, Avrupa’da Viyana şehri civarına kadar hâkim oldular. Moğolların yenilmezliğini, Mısır Memlûklüleri yıktı. Hülâgu Hân’ın ordusunu, Memlûk sultânı Baybars, 1260’da Ayn Calut’da büyük bir bozguna uğrattı. Mısır’a giremiyen Moğollar, İslâm ülkelerine haçlı seferleri düzenleyen Avrupalı hıristiyan devletlerle ittifak kurdular. Doğu Karadeniz’deki haçlı kralları ve Kilikya Ermenileri ile de müslümanlara karşı anlaştılar. Türkiye Selçuklu Devleti’nde ve beyliklerinde on üçüncü asrın ortalarından sonra Moğol valiler söz sahibi oldu. Hindistan’daki Türk-İslâm devletlerine yaptıkları akınlar, Müslümanları zor duruma düşürdüyse de, zamanla bölgeden atıldılar.

On dördüncü asrın başlarında Orta ve Güneybatı Asya’da İslâm ülkelerinde yaşayan Moğollar medenîleşmeye başladılar. İlhanlı hükümdarı Gazan Mahmûd Hân’ın İslâmiyet’i kabul etmesiyle, kumandan, vezir ve askerlerinden pek çoğu müslüman oldu. İslâmiyet’i kabul eden ilhanlı Devlet adamları, bölgedeki ahâliyle kaynaşmayı sağladılar (Bkz. İlhanlılar). Mâverâünnehr, Yedisu ve Doğu Türkistan’a hâkim Çağatay Hanlığı, on dördüncü asrın sonunda Tîmûrluların hâkimiyetine girdi (Bkz. Çağatay Hanlığı). Güney Rusya ve Batı Sibirya’daki Cuci sülâlesinden Altmordu Devleti Berke Hân’ın müslüman olmasıyla medenîleşmeğe başladı. On beşinci asrın sonuna kadar bölgeye hâkim olan Altınordu Devleti, Tîmûrlular tarafından yıkıldı (Bkz. Altınordu Devleti). Cuci sülâlesinden sünnî bir islâm devleti olan Şeybânîler, on altıncı asırda Mâverâünnehr’e hâkim olup, İran’daki bozuk îtikâd sahibi Safevîlerle mücâdele ettiler (Bkz. Şeybânîler). Kırım’daki Cuci sülâlesinden Giray Hânlar, en uzun ömürlü Moğol asıllı hanedandır. Osmanlı Devleti’ne tâbi idiler. Ülkede Osmanlı kültürü hâkimdi. On beşinci asırdan on sekizinci asrın sonuna kadar iktidarda kaldılar (Bkz. Kırım Hanlığı). Yirminci asırda bütünüyle istiklâle sahip, Moğol asıllı devlet yoktur. Dış Moğolistan’daki Moğolistan Halk Cum-huriyeti, Rusya’ya; iç Moğolistan’daki muhtar idare de Çin’e bağlıdır. Moğolistan’da yaşayan Moğollar, Buda inancının Lamaizm mezhebine mensupturlar. Din adamlarına Lama adını verirler. Lamalar, tabiblik ve büyücülük de yaparlar. Din merkezleri Tibet’teki Lhasa şehridir. İkinci derecedeki dînî merkezleri Urga’dır. Moğolistan’da, putperest ve hıristiyanların yanında, çok az da İslâm dînine mensub olanlar vardır.

Târih, ırk, tip, din, dil, edebiyat, kültür bakımından Moğollar, Türklerden ayrı bir millettir. Türk çoğunluğunun içinde islâm kültürünü benimseyenler de vardır. Dünyânın en büyük hükümdarlarından olan Tîmûr Hân, aslı Moğol scy undan olmasına rağmen, Moğolca bilmezdi. Türkçe konuşurdu. Müslüman bir aileden gelip kültür bakımından da Cengiz Hân’dan ayrıdır. Yine Tîmûr Hân’ın torunlarından Bâbür Şah da, Hindistan’da Gürgâniye Devleti’ni kurdu. Bâbür Şah ve soyundan gelenler de Türkleşmişlerdi.