NAMAZ BÜYÜK EMİRDİR - kainatingunesi.com

NAMAZ BÜYÜK EMİRDİR

Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakit namaz vardı. Hepsinin kıldığı bir araya toplanarak, Muhammed aleyhisselâma inananlara farz edildi. Namaz kılmak, îmânın şartı değildir. Fakat namazın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır.

Namaz, dînin direğidir. Namazını devâmlı, doğru ve tam olarak kılan kimse dînini kurmuş, İslâm binâsını ayakta durdurmuş olur. Namazı kılmayan, dînini ve İslâm binâsını yıkmış olur. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki; (Dînimizin başı, namazdır). Başsız insan olmadığı gibi, namazsız da, din olmaz.  

Namaz, İslâm dîninde îmândan sonra ilk farz edilen emirdir. Allahü teâlâ, kullarının yalnız kendisine ibâdet etmeleri için namazı farz etti. Kur’ân-ı kerîmde yüzden fazla âyet-i kerîmede (Namaz kılınız!) buyurulmaktadır. Hadîs-i şerîfte, “Allahü teâlâ, hergün beş vakit namaz kılmayı farz etti. Kıymet vererek ve şartlarına uyarak, hergün beş vakit namaz kılanı Cennete sokacağını, Allahü teâlâ söz verdi) buyuruldu.

Namaz, dînimizde yapılması emredilen bütün ibâdetlerin en kıymetlisidir. Bir hadîs-i şerîfde, (Namaz kılmayanın, İslâmdan nasîbi yoktur!) buyuruldu. Yine bir hadîs-i şerîfte, (Mü’min ile kâfiri ayıran fark, namazdır) buyuruldu. Ya’nî mü’min namaz kılar, kâfir kılmaz. Münâfıklar ise ba’zan kılar, ba’zan kılmaz. Münâfıklar, Cehennemde çok acı azab görecektir. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz buyurdu ki: (Namaz kılmayanlar, kıyâmet günü, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulacaklardır.)  

Namaz kılmak, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünerek, Onun karşısında kendi küçüklüğünü anlamaktır. Bunu anlayan kimse, hep iyilik yapar. Hiç kötülük yapamaz. Hergün beş kerre, Rabbinin huzurunda olduğunu niyyet eden kimsenin kalbi ihlâs ile dolar. Namazda yapılması emrolunan her hareket, kalbe ve bedene faydalar sağlamaktadır.  

Câmilerde cemâat ile namaz kılmak, müslümânların kalblerini birbirine bağlar. Aralarında sevgiyi sağlar. Birbirlerinin kardeş olduklarını anlarlar. Büyükler, küçüklere merhametli olur. Küçükler de, büyüklere saygılı olur. Zenginler, fakirlere ve kuvvetliler, zayıflara yardımcı olur. Sağlamlar, hastaları câmi’de göremeyince, evlerinde ararlar. (Din kardeşinin yardımına koşanın, yardımcısı Allahü teâlâdır.) hadîs-i şerîfindeki müjdeye kavuşmak için yarış ederler.  

Namaz; insanları, çirkin, kötü ve yasak olan şeylerden alıkoyar. Günâhlara keffâret olur. Hadîs-i şerîfte, (Beş vakit namaz, sizden birinizin kapısının önünde akan dere gibidir. Bir kimse, o dereye hergün beş defa girip yıkansa, üzerinde kir kalmıyacağı gibi, işte beş vakit namazı kılanların da, böyle küçük günahları afv olunur) buyuruldu.  

Namaz, Allahü teâlâya ve Resûlüne îmândan sonra bütün amel ve ibâdetlerden daha üstün bir ibâdettir. Bunun için namazları, farzlarına, vâciblerine, sünnetlerine, müstehablarına riâyet ederek kılmalıdır. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” bir hadîs-i şerîflerinde buyurdu ki: (Ey ümmet ve eshâbım!! Edâsına tamamiyle riâyet olunan namaz, Allahü teâlânın beğendiği bütün amellerin en üstünüdür. Peygamberlerin sünnetidir. Meleklerin sevdiğidir. Ma’rifetin, yerin ve göklerin nûrudur. Bedenin kuvvetidir. Rızıkların berekâtıdır. Düânın kabûlüne vesîledir. Melek-ül-mevte [ya’nî ölüm meleğine], şefaâtçıdır. Kabirde ışık, Münker ve Nekire cevaptır. Kıyâmet gününde üzerine gölgedir. Cehennem ateşiyle kendi arasında siperdir. Sırât köprüsünü yıldırım gibi geçiricidir. Cennetin anahtarıdır. Cennette başına tâcdır. Allahü teâlâ, mü’minlere namazdan daha önemli bir şey vermemiştir. Eğer namazdan daha üstün bir ibâdet olsaydı, en önce mü’minlere onu verirdi. Zirâ meleklerin kimi devamlı kıyâmda, kimi rükû’da, kimi secdede, kimi de teşehhüddedir. Bunların hepsini bir rek’at namazda toplayıp, mü’minlere hediyye verdi. Zirâ namaz, îmânın başı, dînin direği, islâmın kavli ve mü’minlerin mi’râcıdır. Göğün nûru ve Cehennemden kurtarıcıdır).  

Birgün hazret-i Alînin “radıyallahü anh ve kerremallahü vecheh” ikindi namazı geçmişti. Üzüntüsünden kendisini dağdan aşağı attı. İnleye inleye ağlayıp, feryat etti. Peygamberimiz Muhammed Mustafa “sallallahü aleyhi ve sellem”, Onun bu durumundan haber alınca, bütün Eshâbı ile berâber hazret-i Alînin “radıyallahü anh” yanına geldiler. Hâlini görünce, kâinatın Efendisi olan Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” de ağlamaya başladı. Düâ etti. Güneş tekrar yükseldi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz: (Yâ Alî! Başını kaldır, güneş halâ görünüyor) buyurdu. Hazret-i Alî “radıyallahü anh” buna çok sevindi ve namazını kıldı.  

Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”, bir gece, çok ibâdet etdiğinden, gece sonunda uyku basdırdı. Vitr namazı geçdi. Sabah namazında, Peygamber efendimizi takip ederek, mescid kapısında huzuruna gelip feryât etti. (Yâ Resûlallah! İmdâdıma yetiş, vitr namazım geçdi) diye ağlıyarak yalvardı. Resûlullah efendimiz de, ağlamaya başladı. Bunun üzerine Cebrâil “aleyhisselâm” gelip, (Yâ Resûlallah! Sıddîka söyle ki, Allahü teâlâ Onu afv eyledi) dedi.  

Evliyânın büyüklerinden Bâyezîd-i Bistâmî “kuddise sirruh”, bir gece uyku bastırıp, sabah namazına uyanamadı. O kadar ağlayıp inledi ki, bir ses işitti: (Ey Bâyezîd! Bu kusurunu afv eyledim. Bu ağlamanın bereketi ile sana ayrıca yetmiş bin namaz sevâbı verdim) buyuruldu. Birkaç ay sonra yine uyku bastırdı. Şeytan gelip, mübârek ayağından tutarak uyandırdı. (Kalk, namazın geçmek üzeredir) dedi. Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri buyurdu ki: (Ey mel’ûn, sen böyle işi nasıl yaparsın? Sen, herkesin namazının kaçmasını, vaktini geçirmesini istersin. Beni niçin uyandırdın?) Şeytan dedi ki: (Sabah namazını kaçırdığın gün, ağlayarak yetmişbin namaz sevâbı kazanmıştın. Bugün onu düşünerek, seni uyandırdım ki, bir vakit namaz sevâbı bulasın. Yetmişbin namaz sevâbına kavuşamıyasın!)

Büyük velî Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri buyurdu ki: (Dünyanın bir saatı, kıyâmetin bin senesinden daha iyidir. Zirâ bu bir saatte, sâlih, makbûl bir amel işlenebilir ve o bin senede birşey yapılamaz). Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Bir kimse bir namazı, bile bile öbür namaza birleştirirse, seksen hukbe Cehennemde yanacaktır). Bir hukbe, seksen âhiret senesidir. Âhiretin bir günü bin dünya senesidir.

O halde, ey din kardeşim! Vaktini boş, faydasız şeylerle geçirme. Zamanının kıymetini bil. Vaktini en iyi şeylere sarfet. Sevgili Peygamberimiz, (Musîbetlerin en büyüğü, vakti faydasız şeylerle geçirmektir) buyurdu. Namazlarını vaktinde kıl ki, kıyâmet günü pişman olmayıp, çok büyük sevâba kavuşasın! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki, (Bir namazı vaktinde kılmayarak kazâya bırakıp, edâ etmezden önce vefât eden kimsenin mezarına, Cehennemden yetmiş pencere açılıp, kıyâmete kadar azâb çeker). Bir namazını vaktinde bile bile kılmayan, ya’nî namaz vakti geçerken, namaz kılmadığı için üzülmeyen, dinden çıkar veya ölürken îmânsız gider. Yâ namazı, hatırına bile getirmeyenler, namazı vazife tanımayanlar ne olur? Namaza ehemmiyyet vermiyenin, onu vazîfe tanımıyanların kâfir olacaklarını dört mezhebin bütün âlimleri sözbirliği ile bildirmişlerdir. Namazı bile bile kılmayıp, kazâ etmeyi düşünmeyen ve bunun için azâb çekeceğinden korkmayan kimsenin de kâfir olacağı, Abdülganî Nablûsî hazretlerinin “Hadîkatün nediyye” kitâbının “Dilin âfetleri” bölümünde yazılıdır.  

Bu yaşa erişdin ne amel kıldın?

Ömrün gelip geçdi, pişmân mı oldun?

Şimdi huzûruma ne yüzle geldin,

derse Allah, sen ne cevâb verirsin?

 

İki yol gösterdim, hem akıl verdim,

bir yolu seçmekde, serbest bırakdım.

Şerî’atı terk edip, nefsine uydun,

derse Allah, sen ne cevâb verirsin?

 

Soğuk, sıcak dedin, abdest almadın,

dünyâya daldın, nemâz kılmadın.

Cenâbet gezip, gusl etmedin,

derse Allah, sen ne cevâb verirsin?

 

Niçin, abdest alıp, kılmadın nemâz,

yalvarıp Hâlıka, etmedin niyâz?

Gusl abdesti almak lâzım kış ve yaz,

derse Allah, sen ne cevâb verirsin