NAMAZ İSKÂTI - Meyyit İçin İskât ve Devir - kainatingunesi.com

NAMAZ İSKÂTI

Meyyit İçin İskât ve Devir

(Nûr ül-izâh)da ve (Tahtavi) hâşiyesinde ve (Halebî) ile (Dürr-ül-muhtâr) da, namazların kazâsı sonunda, (Mültekâ)da ve (Dürr-ül-müntekâ)da ve (Vikâye)de, (Dürer)de ve (Cevhere)de ve başka kıymetli kitâblarda, orucun sonunda, vasıyyet eden meyyit için iskât ve devir yapmak lâzım olduğu yazılıdır. Meselâ, (Tahtavî) hâşiyesinde diyor ki, (Tutulmamış orucların fidye vererek iskât edilmesi için nass vardır. Namaz orucdan dahâ mühim olduğundan, şer’î bir özür ile kılınamamış ve kazâ etmek istediği halde, ölüm hastalığına yakalanmış bir kimsenin, kazâ edemediği namazları için de, orucda yapıldığı gibi iskât yapılması için, bütün âlimlerin sözbirliği vardır. Namazın iskâtı olmaz diyen kimse câhildir. Çünki, mezheblerin sözbirliğine karşı gelmektedir. Hadîs-i şerîfde, (Bir kimse, başkası yerine oruc tutamaz ve namaz kılamaz. Fakat, onun orucu ve namazı için fakîri doyurur) buyuruldu.) Ehl-i sünnet âlimlerinin üstünlüklerini anlıyamıyan ve mezheb imâmlarımızı da, kendileri gibi hayâl ile konuşuyor sanan ba’zı kimselerin, (İslâmiyyetde iskât ve devr yoktur. İskât, hıristiyanların günâh çıkarmasına benziyor) gibi şeyler söylediklerini işitiyoruz. Bu gibi sözleri, kendilerini tehlikeli duruma düşürmektedir. Çünkü Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Ümmetim, dalâlet üzerinde birleşmez) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, müctehidlerin sözbirliği ile bildirdikleri şeylerin elbette doğru olduklarını gösteriyor. Bunlara inanmıyan, bu hadîs-i şerîfe inanmamış olur. İbni Âbidîn, vitir namazını anlatırken, (Dinde zarûrî olan, ya’nî câhillerin de bildikleri icmâ’ bilgilerine inanmıyan kimse, kâfir olur) buyuruyor. (İcmâ’), âlimlerin sözbirliği demektir. İskât, günâh çıkartmağa nasıl benzetilebilir? Papazlar, günâh çıkartıyoruz diyerek insanları soyuyorlar. Halbuki, İslâmiyyette din adamları iskât yapamaz. İskâtı yalnız, ölünün velîsi yapabilir ve para din adamlarına değil, fakirlere verilir.

Bugün, hemen her yerde, iskât ve devir işleri islâmiyyete uygun yapılmamaktadır. İslâmiyyetde iskât yoktur diyenler, böyle söylemeyip de, bugün yapılmakta olan iskât ve devirler İslâmiyyete uygun değildir, deselerdi, çok iyi olurdu. Biz de kendilerini desteklerdik. Böyle söylemeleri ile, hem korkunç bir tehlikeye düşmekten kurtulurlardı, hem de İslâmiyyete hizmet etmiş olurlardı. İskât ve devirlerin, dînimize uygun olarak nasıl yapılacağı aşağıda bildirilecektir. İbni Âbidîn, kazâ namazlarının sonunda buyuruyor ki: Fâite namazları olan [ya’nî özür ile kaçırıp, kazâya kalmış namazları bulunan] bir kimse, bunları îmâ ile de kılmağa gücü yeter iken kılmamış ise, öleceği zaman, keffâretinin iskât edilmesi için vasıyyet etmesi vâcibdir. Kazâya gücü yetmemiş ise, vasıyyet etmesi lâzım olmaz. Ramazan-ı şerîfte oruc yiyen müsâfir ve hasta da kazâ edecek zaman bulamadan ölürse, vasıyyet etmeleri lâzım gelmez. Allahü teâlâ, bunların özürlerini kabûl eder. Hastanın keffâretlerinin iskâtı, öldükten sonra velîsi tarafından yapılır. Ölmeden önce yapılmaz. Diri insanın, kendi için iskât yapdırması câiz değildir. (Cilâ-ül kulûb)da diyor ki, (Üzerinde Allahü teâlânın hakkı veyâ kul hakkı bulunan kimsenin, iki şâhid yanında vasıyyet söylemesi veya yazmış olduğunu bunlara okuması vâcibdir. Üzerinde hak bulunmayanın vasıyyet etmesi müstehabdır).

Keffâret iskâtı için vasıyyet eden meyyitin velisi, ya’nî mirâsını yerlerine sarf için vasıyyet ettiği veya vârisi olan kimse, mîrasın üçde birinden, herbir vakit namaz için ve vitr namazı için ve kazâ edilmesi lâzım olan bir günlük oruc için, bir fıtra mikdarı ya’nî yarım sâ’ [Beşyüzyirmi dirhem veya binyediyüzelli gram] buğdayı fakirlere [veya fakirlere vekillerine] fidye verir.

Keffâret iskâtı için vasiyyet etmedi ise, velinin keffâret iskâtı yapması Hanefîde lâzım olmaz. Şâfi’î mezhebinde, vasıyyet etmedi ise de, velinin iskât yapması lâzımdır. Kul hakkını, vasıyyet olmazsa da, meyyitin bıraktığı maldan velinin ödemesi, Hanefî mezhebinde de lâzımdır. Hattâ alacaklılar, mirâsı ele geçirince, mahkemesiz alabilirler. Kazâya kalan orucların fidyesini, ya’nî mal ile ödenmesini vasıyyet etdi ise, bunu yerine getirmek vâcibdir. Çünki, islâmiyyet emir etmektedir. Vasıyyet etmedi ise, namaz fidyesini vermek vâcib değil, câiz olur. Bu son ikisi kabûl olmaz ise, hiç olmazsa sadaka sevâbı hâsıl olup, günâhlarını temizlemeğe yardım eder. İmâm-ı Muhammed böyle buyurmuşdur. (Mecma-ul-enhür)de diyor ki, (Nefsine ve şeytana uyarak namazlarını kılmamış, ömrünün sonuna doğru buna pişman [olup kılmağa ve kazâ etmeğe başlamış] olanın, kazâ edemediği namâzlarının iskâtının yapılması için vasıyyet etmesi câiz olmaz denildi ise de, câiz olduğu (Müstasfâ)da yazılıdır).

(Cilâ-ül-kulûb)da diyor ki: (Kul hakları, ödenecek borçlar, emânet, gasb, sirkat, ücret ve bey’ sebebi ile verecekler ve döğmek, yaralamak, haksız olarak kullanmak gibi beden hakları ve söğmek, alay, gıybet, iftira gibi kalb haklarıdır).

Vasıyyet eden meyyitin malının üçde birinden başka mal ile fidye vermek câiz değildir. Bunun gibi, farz olan haccının yapılması için vasıyyet etse, vârisi veyâ başka biri, hac parasını hediyye verse, câiz olmaz. Hac için vasıyyet etmeyip, vârisi kendi parası ile gitse veyâ birini gönderse, meyyitin haccı yapılmış olur. Vârisden başkası gider veyâ hac yapdırırsa, câiz olmaz. (Merâkıl-felâh)da olur diyor.

Keffâret iskâtı, buğday yerine un veya bir sâ’ arpa, hurma, üzüm ile de hesab edilerek, bunlar da verilebilir. [Çünki, bunlar buğdaydan daha kıymetli oldukları için, fakîre daha fâidelidirler]. Hepsi yerine kıymetleri olan altın veya gümüş de verilebilir. [Kâğıt para ile iskât yapılmaz]. Secde-i tilâvet için fidye vermek lâzım değildir.

İskat ve Devir Nasıl Yapılır?  

Fidye parası, mirâsın üçde birini aşarsa, vârisler izin vermedikçe, veli üçde birden fazlasını sarf edemez. (Kınye) kitabında diyor ki, bütün ömrünün namazları için malının üçde birinin verilmesini vasıyyet eden meyyitin, borcu da olsa, alacaklısı, vasıyyetin yapılmasına izin verse de, vasıyyetin yapılması câiz olmaz. Çünki, islâmiyyet, önce borcun ödenmesini emr etmektedir. Borcu ödemek, alacaklının râzı olması ile sonraya bırakılamaz.

Bütün namazların iskât edilmesi için vasıyyet eden kimsenin kaç yaşında öldüğü bilinmiyorsa, bıraktığı mirâsın üçde biri, namazlarının iskâtına yetişmediği zaman, bu vasıyyet câiz olur. Mirâsın üçde biri, iskât için yetişir ve artarsa, bu vasıyyeti câiz olmaz, bâtıl olur. Çünkü, malın üçde biri, iskâta yetişmediği zaman, üçde biri ile, iskât edilecek namazların sayısı belli olduğundan, vasıyyeti bu namazlar için sahîh olur. Geri kalan namazları için olan vasıyyeti lağv, ya’nî boş lâf olur. Üçde biri, çok olduğu zaman, ömrü ve dolayısı ile namaz sayısı belli olmadığı için, vasıyyeti bâtıl olur. Namaz iskâtı için vasıyyet eden meyyitin hiç malı yoksa veyâ üçde biri, vasıyyete yetişmiyorsa veyâ hiç vasıyyet etmemiş olup, veli kendi malı ile iskât yapmak istiyorsa, (Devr) yapar. Fakat veli devr yapmağa mecbur değildir. Devr yapmak için, veli, bir aylık veyâ bir senelik iskât için lâzım olan altın liralık veya beşibiryerde veyâ bilezik, yüzük veya gümüş geçer para ödünç alır. Meyyit erkek ise, yaşından oniki sene, kadın ise dokuz sene düşerek, kaç sene borcu olduğunu hesâblar. Bir günlük altı namaz için, on kilo, bir güneş yılı için, üçbinaltıyüzaltmış kilo buğday vermek lâzımdır. Meselâ bir kilo buğday yüzseksen kuruş olduğu zaman, bir senelik namaz iskâtı altıbinbeşyüzseksensekiz veyâ kısaca altıbinaltıyüz lira olur. Bir altın lira [yedi gram ve yirmi santigram olup] yüzyirmi lira olduğu zaman, bir senelik namaz iskâtı için ellibeş veya ihtiyatlı olarak altmış altın lâzım olur. Meyyitin velisi beş altın ödünç alsa ve dünyaya düşkün olmayan, dinini bilen ve seven birkaç meselâ dört fakir bulsa: [Bunların fıtra veremiyecek, ya’nî sadaka alacak fakir olmaları şarttır. Fakir olmazlar ise, iskât kabûl olmaz]. Meyyitin velîsi, ya’nî vasıyyet etdiği kimse veya vârislerinden biri veya bunlardan birinin vekil ettiği kimse, (Merhum………. efendinin iskâtı salâtı için, bedel olarak, bu beş altını sana verdim) diyerek, beş altını birinci fakire sadaka niyyet ederek verir. Sonra fakir, (Aldım kabûl ettim. Sana hediyye ediyorum) diyerek bunu vârise veyâ vârisin vekîline hediyye eder ve vâris teslim alır. Sonra, yine buna veya ikinci fakire verir ve hediyye olarak ondan geri teslîm alır. Böylece, aynı fakîre dört kerre veya dört fakîre birer kerre verip ve almakla bir devr olur. Bir devirde, yirmi altınlık namaz keffâreti iskât edilmiş olur. Meyyit erkek ve altmış yaşında ise, kırksekiz senelik namaz için 48×60=2880 altın vermek lâzım olur. Bunun için de, 2880:20=144 kerre devr yapar. Altın adedi on ise, 72 devr; Altın yirmi ise, 36 devr yapar. Fakir adedi on ve altın adedi de on ise 48 senelik namaz keffâretinin iskâtı için, yirmidokuz devir yapar. Çünkü: Namaz kılmadığı yıllar x bir yıllık altın sayısı=fakir sayısı x devir eden altın sayısı x devir sayısıdır. Misâlimizde yaklaşık olarak: 48×60=4x5x144=4x10x72=4x20x36=10x10x29 Görülüyor ki, namaz iskâtında, devir sayısını bulmak için, bir yıllık altın sayısı ile meyyitin namaz borcu yılı çarpılır. Ayrıca, devir olunan altın sayısı ile, fakir sayısı da çarpılır. Birinci çarpım, ikinci çarpıma bölünür. Bölüm, devir sayısı olur. Buğdayın ve altının kâğıt lira değerleri her zaman yaklaşık olarak aynı oranda değişmektedir. Ya’nî altın değeri ile buğdayın değeri her zaman birlikte azalmakta veya artmaktadır. Bu bakımdan, iskât için, bir yıllık buğday mikdarı değişmediği gibi, bir yıllık altın sayısı da ya’nî yukarıda bulduğumuz altmış altın da hemen hemen aynı olmaktadır. Bunun için, iskât hesâbında, her zaman ihtiyatlı olarak: Bir aylık namaz iskâtı beş altındır. Bir aylık ramazan orucu iskâtı bir altındır. kabûl edilmektedir. Devr edilecek altın mikdarı ve devir sayısı buradan bulunur. Namaz iskâtı bittikten sonra, tutulmıyan, kazâ edilmeleri lâzım olan orucların iskâtı için, beş altın dört fakire üç kerre devr eder. Çünki, bir senelik ya’nî, otuz günlük oruc keffâret iskâtı, elliikibuçuk kilo buğday veya 5,25 gram altın, ya’nî 0,73 adet altın lira olmakdadır. Görülüyor ki Hanefîde, bir altın bir senelik oruc keffâretini iskât eder ve kırksekiz sene için kırksekiz altın vermek lâzım olur. Beş altın ile, dört fakire bir devir yapınca, yirmi altın verilmiş oluyor. Kazâ edilmeleri lâzım olan orucların iskâtı yapıldıktan sonra, zekâtı için, sonra kurban için birkaç devr yapılır. Bir yemin keffâreti için, her gün on fakir ve özürsüz bozulup, keffâret lâzım olan bir günlük oruc keffâreti için bir günde altmış fakir lâzımdır ve bir fakire bir günde, yarım sâ’ buğdaydan fazla verilmez. Ya’nî, birkaç yemin keffâreti, bir günde on fakire verilmez. O halde, yemin ve oruc keffâretleri için bir günde devir yapılmaz. Yemin vasıyyeti varsa, bir yemin için, bir günde on fakirin herbirine ikişer kilo buğday veya un veya bu değerde herhangi bir mal, altın, gümüş verilir. Bunları, bir fakire on gün arka arkaya vermek de olur. Yâhut bir fakire kâğıt para verip, “Seni vekil ediyorum. Bu para ile, hergün, sabah ve akşam olmak üzere iki kerre, on gün karnını doyuracaksın!” demelidir. Karnını böyle on gün doyurmayıp, kahve, gazete parası yaparsa câiz olmaz. En iyisi, bir aşçı ile pazarlık edip, on günlük parayı aşçıya verip, fakir, bu aşçıda hergün sabah ve akşam olmak üzere iki kerre on gün karnını doyurmalıdır. Niyyet etdikden sonra bozulan oruc ve zıhâr keffâretleri de böyle olup, bu ikisinde, bir günün keffâreti için, altmış fakire bir gün veyâ bir fakire altmış gün yarım sâ’ buğday veyâ bu değerde başka mal vermek veyâ her gün iki kerre doyurmak lâzımdır. Vasıyyet edilmeyen zekât iskâtı yapılması lâzım değildir. Vârisin, zekât iskâtı için de, kendiliğinden devir yapabileceğine fetvâ verilmişdir. Devir yaparken velî, altınları fakirlere her verişde, namaz veya oruc iskâtı diye niyyet etmelidir. Fakir de, geriye verirken, hediyye ediyorum demeli ve velî teslim aldım demelidir. Velî, iskât yapamıyacak halde ise, meyyitin iskâtlarını yapmak için birini vekîl eder, iskâtları, devri bir vekîl yapar.

İmâm-ı Birgivî’nin (Vasıyyetnâme) kitâbında ve bunun Kâdizâde Ahmed efendi şerhinde diyor ki, fakirlerin nisâba mâlik olmaması şartdır. Meyyitin akrabâsından olsa, câizdir. Fakire verirken, (Falancanın şu kadar namazının iskâtı için, şunu sana verdim) demesi lâzımdır. Fakir de, (Kabûl etdim) demelidir ve altınları alınca, kendinin olduğunu bilmesi lâzımdır. Bilmezse önceden öğretmelidir. Bu fakir de lutf edip kendi isteği ile (Falancanın namazının iskâtı için, bedel olarak şunu sana verdim) diyerek, başka fakire verir. O fakir de, eline alıp, (Kabûl etdim) demelidir. Alınca kendi mülkü olduğunu bilmelidir. Emânet hediyye gibi alırsa, devir kabûl olmaz. Bu ikinci fakir de, (Aldım, kabûl etdim) dedikten sonra, (ol vech ile sana verdim) diyerek üçüncü fakire verir. Böylece namaz, oruc, zekât, kurban, sadaka-i fıtr, adak ve kul hakları, hayvan hakları için devir yapmalıdır. Fâsid ve bâtıl alış-veriş de, kul hakları içindedir. Yemin ve oruc keffâretleri için devir yapmak câiz değildir. Ondan sonra, altınlar hangi fakirde kalırsa lut edip, arzûsu ve rızâsı ile, veliye hediyye eder. Veli alıp, kabûl ettim der. Eğer hediyye etmezse, kendi malıdır, zor ile alınmaz. Veli bir mikdar altını veyâ kâğıt para veyâ meyyitin eşyasından bu fakirlere verip, bu sadaka sevâbını da meyyitin rûhuna hediyye eder. Borcu olan fakir, devir yapmağa katılmamalıdır. Çünkü, eline geçen altınlar ile borcunu ödemesi farzdır. Bu farzı yapmayıp, altınları meyyitin keffâreti için yanındaki fakîre vermesi câiz olmaz. Devir kabûl olur ise de, kendisi hiç sevâb kazanmaz. Hattâ günâha girer.

Malı olmıyan meyyit, devr yapılmasını vasıyyet ederse, velinin devir yapması vâcib olmaz. Meyyitin keffâretlerini iskât edecek kadar malının hepsini, mirâsın üçde birini aşmamak üzere vasıyyet etmesi vâcib olur. Böylece, devre lüzum kalınmadan, iskât yapılır. Üçde biri iskâta yetişdiği halde, üçde birinden az malın devr edilmesini vasıyyet ederse, günâha girer. İbni Âbidîn, beşinci cild ikiyüzyetmiş üçüncü (273) sahifede buyuruyor ki, (Küçük çocukları olan veyâ fakir olup, mîrasa muhtaç halde bâliğ çocukları sâlih olan hastanın, nâfile olan hayrât ve hasenâtı vasiyyet etmeyip, sâlih çocuklarına bırakması daha iyidir.) (Bezzâziyye) de hediyyeyi anlatırken, diyor ki, (Malını hayrâta sarf edip, fâsık olan çocuğuna miras bırakmamalıdır. Çünki günâha yardım etmek olur. Fâsık çocuğa da nafakadan fazla para, mal vermemelidir).

Çok sayıda namaz, oruc, zekât, kurban ve yemîn borçları olup da, bunlar için, mirâsın üçde birinden az bir malın devr edilmesini ve geri kalan mal ile, Kur’ân-ı kerîm, hatm-i tehlil ve mevlid okutulmasını vasiyyet etmek câiz değildir. Bunları okumak için para veren ve alan günâha girer. Kur’ân-ı kerîm öğretmek için para alıpvermek câizdir. Okumak için câiz değildir.

Meyyitin borçlu olduğu namazları, orucları, vârislerin ve herhangi bir kimsenin kazâ etmesi câiz değildir. Fakat nâfile namaz kılıp, oruc tutup, sevâbını meyyitin rûhuna hediyye etmek câiz ve iyi olur.

Meyyitin borcu olan haccını, vasiyyet ettiği kimsenin kazâ etmesi câiz olur. Ya’nî meyyiti borcdan kurtarır. Çünkü hac, hem beden ile, hem de mal ile yapılan ibâdettir. Nâfile hac, başkası yerine her zaman yapılır. Farz hac ise, ancak ölünceye kadar hacca gidemiyecek kimse yerine, vekili tarafından yapılır.

(Mecma’ul-enhür)de ve (Dürr-ül-müntekâ)da diyor ki, (Meyyitin iskâtını defnden önce yapmalıdır.) Defnden sonra da câiz olduğu (Kuhistâni)de yazılıdır. Meyyit için namaz, oruc, zekât, kurban keffâretlerinin iskâtında, bir fakire nisabdan fazla verilebilir. Hattâ, altınların hepsi, bir fakire verilebilir. Ölüm hastasının, kılmadığı namazların fidyesini vermesi câiz değildir. Oruc tutamıyacak kadar ihtiyar olanın, tutamadığı orucların fidyesini vermesi câizdir. Hastanın namazlarını başı ile imâ ederek de kılması lâzımdır. Böyle imâ ile bir günden fazla namaz kılamıyacak hastanın, kılamadığı namazları afv olur. İyi olursa, bunları kazâ etmesi lâzım gelmez.

Tutamadığı oruçları, iyi olunca tutması lâzımdır. İyi olmayıp vefât ederse, bu orucları afv olur.