1.CİLD 102.MEKTÛB - kainatingunesi.com

 

İMÂM-I RABBÂNÎ AHMEDÎ FÂRÛKÎ SERHENDÎ

1.CİLD

102.MEKTÛB

 

Bu mektûb, molla Muzaffere yazılmıştır. Ödünç alıp vermekteki fâizi bildirmektedir:

Ödünç verenin fazla olarak istediği malın yalnız fâiz olduğunu söylemiştiniz. Meselâ oniki dirhem ödemesi şartı ile on dirhem gümüş verenin aldığı gümüşten yalnız fazla olan iki dirhemi fâiz olur, haram olur demiştiniz. Hâlbuki, daha fazlasını ödemesi şartı ile, ödünç vermek fâizdir. Yâni böyle olan sözleşme haramdır. Haram anlaşma ile, ele geçen malın hepsi haram olur. Meselâ, oniki dirhem ödemesi şartı ile, on dirhem ödünç verilse, alınan oniki dirhemin hepsi haram olur. Fâiz ile ödünç vermek ve almak haram olduğu, Kur’an-ı kerimde açıkça bildirilmiştir. İhtiyâcı olanın da, olmıyanın da, fâizle, ödünç alması haramdır. İhtiyâcı olana, fâiz haram olmaz demek, Kur’an-ı kerimin emrini değiştirmek olur. (Kınye) kitabı, Kur’an-ı kerimin emrini değiştiremez. Lâhor şehrinin büyük âlimlerinden olan mevlânâ Cemâl, (Kınye)nin birçok haberleri kıymetli kitaplara uymamaktadır. Böyle haberlerine güvenilmez buyururdu. [İbni Âbidîn dahî, (Kınye)nin birçok haberi zayıftır, güvenilmez buyurmaktadır. Bu kitabı, Zâhidî yazmıştır.] (Kınye)nin bu yazısını, doğru kabûl etsek bile, buradaki ihtiyaç kelimesine, zarûret ve ölüm tehlikesi mânasını vermek lâzımdır. Böylece, Mâide sûresi, dördüncü âyetinin, (Ölüme sebep olan sıkışık hâle düşen) meâlindeki izinden istifâde edilmiş olur. Çünkü, bu âyet-i kerime, haramlardan affolunabilecek özrü beyan buyurmaktadır. Fâiz ile ödünç almak için, her ihtiyaç özr olsaydı, fâizin haram edilmesine sebep kalmazdı. Çünkü, fâiz ödemeği, ancak ihtiyacı olan kabûl eder. İhtiyâcı olmıyan kimse, açıktan para vermek istemez. Allahü teâlânın, bu yasak emri, yersiz lüzûmsuz olurdu. Allahü teâlânın kitabına, böyle iftirâ edilemez. Abes, yersiz, birşey bulunması düşünülemez. Her ihtiyacı olanın fâiz ile para alması câiz diye, bir ân düşünsek, ihtiyaç da, bir nev’ zarûrettir. Zarûretin dereceleri vardır. Ziyâfet vermek için, fâiz ile para almak ihtiyaç değildir. Meyyitin bıraktığı malda meyyitin ihtiyacı, kefen ve cenâze masrafı olduğu kitaplarda bildiriliyor. Onun ruhu için, ziyâfet vermeye, ihtiyaç denilmemiştir. Meyyit, sadakanın sevabına, herkesten çok muhtaç olduğu hâlde, onun ruhu için yemek [helva] dağıtılmasını islâmiyet emretmemiştir. O hâlde bunları yapmak, fâizle para almak için ihtiyaç, özr olur mu? Ölünün ihtiyacı kabûl edilse bile, fâizle alınan para ile pişen yemekleri yimek helâl olur mu? Çoluk çocuğun çok olması, erkeğin askerde bulunması, özr, ihtiyaç sanılarak, fâizle para almak câiz ve helâl olur demek, bir müslümana yakışmaz. Böyle belâya yakalanmış olanlara, emr-i mâruf ve nehy-i anil-münker yaparak, doğru yolu göstermek lâzımdır. Bir müslüman, nasıl olur da, böyle haram işi yapabilir? İhtiyâcları te’mîn edecek yol çoktur. Bu zamanda, şüpheli olmıyan kazanc kalmadı diyorsunuz. Evet öyledir. Fakat elden geldiği kadar, şüphelilerden kaçınmak lâzımdır. Tarlayı abdestsiz sürmek, tohumunu abdestsiz ekmek, rızkın bereketini, tayyıb [güzel] olmasını giderir demişlerdir. Hindistânda, böyle çalışan, hemen yok gibidir. Fakat, Allahü teâlâ, kulundan, elinden geldiği kadar yapmasını istemektedir. Fâiz ile para alıp ziyâfet vermekten sakınmak, herkes için kolaydır. Helâle haram, harama helâl diyen kâfir olur. Fakat bu kat’î, meydanda olan helâl ve haramlar içindir. [Helâl, haram oldukları, dört mezhepte de sözbirliği ile bildirilenler içindir.] Zan olunanlar için değildir. Hanefî mezhebinde mubâh olan, çok şey vardır ki, şâfi’î mezhebinde mubâh değildir. Bunun aksi de vardır. Muhtaç olduğu şüpheli olan birinin, fâizle para alması helâl olur demiyene, açık bildirilen harama helâl diyemiyene dil uzatılmaz. Sapık, gerici denilmez. Helâl demesi için zorlanamaz. Onun haklı olması daha kuvvetlidir. Hattâ, haklı olduğu meydandadır. Ona dil uzatanlar haksızdır ve tehlikededir. Mevlânâ Abdülfettâh, (Fâizsiz borç almak iyidir. Niçin fâiz ile alıyorlar?) demiş. Siz de, (Böyle söyleme. Helâli inkâr mı ediyorsun?) diyerek onu tektîr etmişsiniz. Yavrum, bu sözünüz, kat’î olan helâl için doğrudur. İhtiyâcı olanın, fâiz ile borç almasına helâl deseniz bile, bunu yapmamak, yine daha iyi olur. Verâ sahipleri, ruhsat, izin verilen şeyleri yapmamış, herkese, azîmet yolunu göstermişlerdir. Lâhor şehrindeki müftîler, ihtiyacı olana câiz olur demiş ise de, ihtiyaçtan ihtiyaca fark vardır. Her ihtiyaç, özr sayılırsa, fâizin haram olacağı yer kalmaz. Fâizin haram edilmesi abes, lüzûmsuz bir emrolur. Oruç, yemin kefareti niyeti ile de, fakirleri doyurmak için, fâiz ile borç almak câiz değildir. Fakir doyuramıyan, oruç tutar. İslâmiyete uymak ile, az bir takvânın bereketi ile, Allahü teâlâ, insanın ihtiyacını kolaylıkla giderir. Allahü teâlâ, takvâ sahiplerini sıkıntılardan kurtarır. [Lâzım olan şeyleri satın almak için, bankadan fâiz ile ödünç para almayıp, bu şeyleri bankadan satın almalıdır.]