1.CİLD 312.MEKTÛB - kainatingunesi.com

İMÂM-I RABBÂNÎ AHMEDÎ FÂRÛKÎ SERHENDÎ

1.CİLD

312.MEKTÛB

 

Bu mektûb, mîr Muhammed Nu’mânın süâllerine cevâb olarak yazılmıştır. Namazda otururken parmak kaldırmak doğru olmadığını da bildirmektedir:

Âlemlerin, bütün mahlûkların rabbi, yaratıcısı ve varlıkta durdurucusu ve ihtiyaçlarını gönderen Allahü teâlâya hamd olsun! Peygamberlerin en üstünü olan Muhammed Mustafâya ve Onun Peygamber kardeşlerine ve meleklere ve Onun yolunda gitmekle şereflenenlere salât, selâm ve iyi düâlar olsun! Molla Mahmûd ile gönderdiğiniz kıymetli mektûb gelerek bizleri sevindirdi. Soruyorsunuz ki:

Süâl: Âlimler, Medînedeki (Ravda-i mubâreke) denilen yer, Mekke şehrinden daha kıymetlidir diyor. Hâlbuki, Muhammed aleyhisselâmın sûreti ve hakîkati, Kâbe-i muazzamanın sûretine ve hakîkatine secde etmektedir. Ravda-i mubâreke nasıl olur da, daha üstün olur?

[Medîne câmii içinde, Resûlullahın kabr-i şerifi ile câmiinin o zamanki minberi arasındaki, yirmialtı metre uzunluktaki yere (Ravda-i mutahhera) denir. (Ravda), bağçe demektir. O zamanki minber-i şerif, üç basamak ve bir metre yüksek idi. 654 yangınında temâmen yandı. Çeşidli yıllarda, çeşidli minberler yapılmış, bugünki, oniki basamaklı mermer minberi, sultan üçüncü Murâd hân [998] de İstanbuldan göndermiştir].

Cevâb: Yavrum! Bu fakire göre, yeryüzünün en kıymetli yeri Kâbe-i muazzama [ve bunun etrâfındaki (Mescid-i haram) denilen câmi]dir. Bundan sonra, Medînedeki Ravda-i mukaddesedir. Üçüncü olarak, Mekke-i mükerreme şehridir. Görülüyor ki, Ravda-i mutahhera, Mekkeden daha üstündür demek doğrudur.

Süâl: Hanefî mezhebinde olan bir müslüman, namazda otururken, parmağı ile işaret eder mi?

Cevâb: Yavrum! Şehâdet parmağı ile işaret etmenin câiz olduğunu bildiren hadis-i şerifler çoktur. Hanefî mezhebindeki âlimlerin bir kısmı da, böyle söylemiştir. Hanefî mezhebindeki kitaplar, çok dikkatle okunursa, parmak kaldırmanın câiz olduğunu bildiren haberler, (Üsûl bilgileri) değildir. Mezhebin (Zâhir haberleri) değildir. İmâm-ı Muhammed Şeybânî, (Peygamberimiz mubârek parmağı ile, işaret ederdi. Biz de, Onun gibi, parmağımızı kaldırır ve indiririz. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe de böyle söyledi) diyor ise de, imam-ı Muhammedin böyle dediği, (Nevâdir) haberlerindendir. (Üsûl) haberlerinden değildir.

(Fetâvâ-i garâib)de diyor ki, (Muhît) kitabında, (Sağ elin şehâdet parmağı ile işaret edileceğini imam-ı Muhammed  (Üsûl) kitaplarında bildirmedi. Sonra gelen âlimler de, başka başka söyledi. İşâret edilmez diyenler oldu, işaret edilir diyenler de oldu. İmâm-ı Muhammed, Üsûl kitaplarından başka kitaplarında, Peygamber işaret ederdi diyor ve İmâm-ı a’zam da  bunu haber verdi buyuruyor. İşâret etmek sünnettir denildiği gibi, müstehabdır diyenler de vardır) diyor. Fetâvâ-i garâibde bundan sonra diyor ki, doğrusu, işaret etmek haramdır.

(Fetâvâ-i Sirâciyye)de [Ali Ûşî ] diyor ki, (Namazda eşhedü en lâ… derken, şehâdet parmağı ile işaret mekruhtur. (Kübrâ) kitabı da, böyle diyor. Âlimler bunu beğeniyor. Fetvâ da böyle verilmiştir. Çünki, namazda hareketsiz, vekarlı olmak lâzımdır).

(Gıyâsiyye) fetvâ kitabında, [Dâvüd bin Yûsüf ] diyor ki, (Otururken şehâdet parmağı ile işaret edilmez. Fetvâ böyledir. Muhtâr olan, beğenilen de budur).

Muhammed Kuhistânî , (Câmi’ürrümûz) kitabında diyor ki, (İşâret edilmez ve parmak bükülmez. Mezhebin üsûl bilgilerine göre böyledir. Zâhidînin kitabında da böyledir. Fetvâ da böyle verilmiştir. (Mudmerât), (Velvaliciyye), (Hülâsa) ve daha başka kitaplarda da böyle yazılıdır. Büyüklerimiz, parmak ile işaret etmenin sünnet olduğunu da bildirmektedir).

Hazîne-tür-rivâyât kitabında, (Tatârhâniyye) kitabından alarak diyor ki, (Teşehhüdde otururken, lâ ilâhe illallah derken, sağ el şehâdet parmağı ile işaret eder mi? İmâm-ı Muhammed bunu, üsûl haberlerinde bildirmedi. Sonra gelenler, başka başka söyledi. Bir kısm âlimler, işaret edilmez dedi. (Kübrâ)da böyle yazıyor. Fetvâ da böyledir. Bir kısmı ise, işaret edilir dedi).

Görülüyor ki, işaret etmenin haram olduğunu söyliyen âlimler vardır. Mekruh olduğunu bildiren fetvâlar mevcûddur. İşâret edilmez, üsûl haberleri böyledir diyenler çoktur. O hâlde, bizim gibi mukallidlerin, hadis-i şerif vardır diyerek, işaret etmeğe kalkışmamız ve böylece, birçok müctehidlerin fetvâları ile haram veya mekruh ve yasak olduğu bildirilen bir işi yapmamız doğru olmaz. Yasak olduğunu bildiren fetvâlar karşısında, hanefî mezhebindeki bir kimsenin, parmakla işaret etmesi, iki fikri gösterir: 1- İctihâd derecesinde, yüksek olan bu din âlimlerinin işaret edileceğini bildiren, meşhûr hadislerden haberleri yok imiş demek olur. 2- Yâhud, hadis-i şerifleri işitmişler, fakat, bu hadislere uymamışlar. Kendi kafaları, düşünceleri ile hareket etmişler demek olur. Bu fikrlerin ikisi de, çok bozuktur. Böyle sanmak için, pek bayağı veya çok inatçı olmak gerektir: (Tergîb-üs-salât) kitabındaki, (Eski âlimler, namazda şehâdet parmağı ile işaret ederdi. Sonraları, şî’îler, bu işte taşkınlık yaptığından, sonra gelen hanefî âlimleri, işaret etmeği, Ehl-i sünnete yasak etti. Böylece, sünnîler, şî’îlerden ayırd edilmiş oldu) sözü de, kıymetli kitaplardaki haberlere uygun değildir. Çünki, âlimlerimizin (Zâhir üsûlü), işaret etmemeği ve parmağı bükmemeği bildiriyor. Yâni, eski âlimler işaret edilmez buyurmuştur. O hâlde, bu işin şî’îlikle bir ilgisi yoktur. İşâret edilmiyeceğini bildiren din büyüklerine karşı, edeb ve saygımızı takınarak, bize düşen söz şöyle olmalıdır: (Bu büyükler, işaret etmenin haram ve mekruh olacağına bir delîl, vesika elde etmeselerdi, haram veya mekruh demezlerdi. İşâret etmenin sünnet ve müstehab olduğunu bildiren haberleri söyledikten sonra, (Böyle demişler ise de, doğrusu işaretin haram olduğudur) buyurmazlardı. Demek ki, bu din büyükleri, işaretin sünnet ve müstehab olduğunu gösteren haberlerin değil, belki yasak olduğunu gösteren vesikaların doğru olduğunu anlamışlardır). Sözün kısası, bizim gibi câhillerin, birkaç hadis-i şerif işitmemiz, delîl ve senet olamaz. Din büyüklerinin sözlerini red etmemize sebeb olamaz. Eğer, (Biz şimdi, onların anladıklarının yanlış olduğunu gösteren bilgileri ele geçirmiş bulunuyoruz) denirse, bizim gibi mukallidlerin bilgisi, bir şeyin helâl veya haram olmasına vesika olamaz. Birşeyin helâl veya haram olması için, müctehidin zannetmesi lâzımdır. Müctehidlerin sözlerini, senetlerini örümcek yuvasından daha çürük sanmak, büyük atılganlık olur. Kendi bilgisini, din büyüklerinin bilgilerinden üstün tutmak ve Hanefî mezhebinin (Üsûl haberleri)ne bozuk, çürük demek ve âlimlerin, fetvâ vermek için dayandıkları kıymetli haberi hiçe saymak ve bu haberlere yanlış demek, dîn-i islâmda büyük bir yara, gedik açmak olur. İslâmın büyük âlimleri, Resûlullahın parlak zamanına yakın oldukları için ve ilimleri, sonra gelenlerin bilgilerinden katkat çok olduğu ve haramdan, günâhlardan sakınmaları, Allahü teâlâdan korkmaları, son derece fazla olduğu için, hadis-i şerifleri, bizim gibi, din bilgilerinden haberi olmıyan, işittiği birkaç sözü ilim sanan, boş câhillerden, elbette daha iyi tanır ve anlarlardı. Doğrusunu, iğrisini, değişmiş olanını, değiştirilmemiş olanlarını, bizden daha iyi ayırd ederlerdi. Bu hadis-i şeriflere uymamak lâzım olduğunu bildirmelerinin, elbette bir sebebi, dayandıkları kuvvetli vesikaları mevcûddur. Bilgisi ve görüşü onlardan az olan bizler, şu kadar anlıyoruz ki, işaretin ve parmağı bükmenin nasıl olacağını bildiren çeşidli hadis-i şerifler vardır ve birbirlerine uymamaktadırlar. Bu çeşidli haberlerin birbirlerine uymaması, işaretin yapılması için, kesin birşey söylemeği güçleştirmiştir. Bazı haberler, parmakları yumruk hâline bükmeden işaret edileceğini, bazıları bükerek edileceğini bildirmektedir. İşâretin, parmakları bükerek yapılacağını bildirenlerden bir kısmı, parmaklar [(Halebî-i Sagîr) kitabında, parmak işaretleri ile sayıları göstermek için kullanılan şeklleri açıkça anlattığı üzere] elliüç rakamı şeklinde, bazıları da yirmiüç rakamı şeklinde büker diye bildirmektedirler. Bazı haberler, sağ iki küçük parmağı kapayıp ve baş parmağı orta parmakla halka yapıp, şehâdet parmağı ile işaret edilir diyor. Bir habere göre, yalnız baş parmak, orta parmağın üzerine koyup işaret edilir. Başka bir haberde, sağ eli, sol el ve bileği, bilek üzerine ve kolu, kol üzerine koyup, işaret edileceği bildiriliyor. Bazı haberlerde, bütün parmakları kapatarak işaret olunması, bazılarında ise, şehâdet parmağı kımıldatılmadan işaret edilmesi buyurulmaktadır. Bunlardan başka, tehıyyâtta işaret olur diyip yeri kesin bildirilmemekte, bazı haberlerde, şehâdet kelimesi okunurken işaret olunur denilmektedir. Bazı rivayetlerde ise, otururken düâ zamanında, (Ey Kalbleri istediği gibi çeviren Allahım! Benim kalbimi, kendi dînin üzerinde bulundur!) denir ve bunu söylerken, parmakla işaret olunur buyurulmuştur.

Hanefî mezhebinin âlimleri, işaret için bildirilen hadis-i şeriflerin çok ve başka başka olduğunu görünce, namaz hakkındaki kesin ve açık emrlere uygun olmıyan, fazla bir hareketin yapılmamasını söylediler. Çünki namazda esas, fazla hareketten sakınmak ve olgun bir şekilde bulunmaktır. Bundan başka, bütün âlimler, sözbirliği ile haber vermiştir ki, parmakları, gücü yettiği kadar, kıbleye karşı bulundurmak sünnettir. (Namazda, her uzvunu, gücün yettiği kadar, kıbleye karşı bulundur!) hadis-i şerifi, bunu açıkça emr etmektedir.

Eğer sorulursa: (Hadis-i şeriflerin, başka başka bildirilmesi, ancak araları birleştirilemediği zaman, işi güçleştirir. Hâlbuki, işareti bildiren hadis-i şeriflerden müşterek bir emr çıkarılabilir. Çünki, çeşidli hadis-i şerifler, başka başka zamanlarda duyulup, haber verilmiş olabilir). Cevâb olarak deriz ki, haberlerin çoğunda (kâne=idi) kelimesi vardır ki, bu kelime mantıktan başka ilimlerde (kül=hep) manâsınadır. Bunun için, bu çeşidli haberler birleştirilemez.

İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe, (Sözüme uymıyan hadis-i şerif öğrenirseniz, benim sözümü bırakıp, hadis-i şerife uyunuz!) buyurdu ise de, bu sözü, kendi işitmemiş olduğu hadis-i şerifler içindir. İşitmemiş olduğum bir hadis-i şerife uymıyan sözümü bırakın demiştir. Hâlbuki, işaret hakkındaki hadis-i şerifler, böyle olmayıp, meşhûr olmuş, yayılmıştır. İmâm-ı a’zam bunları, belki duymamıştır denilemez.

(Hanefî âlimleri arasında, işaret edilir diyenler, böyle fetvâ verenler de vardır. Birbirine uymıyan fetvâlardan, herhangi birine uyulursa câiz olmaz mı?) denirse:

Cevâb olarak deriz ki, fetvâların uymaması, (Câizdir, câiz değildir veya helâldır, haramdır) şeklinde olduğu zaman, câiz değildir veya haramdır diyen fetvâlara uymak esasdır.

İbni Hümâm  diyor ki, (Parmağı kaldırmak ve kaldırmamakta, birbirine uymıyan hadis-i şeriflerin çokluğu karşısında, namazda hareketsiz olmak lâzım geldiği için, biz parmak oynatmamağı bildiren hadis-i şeriflere uymalıyız!) İbni Hümâma ne kadar şaşılsa azdır. Kitabında, (Âlimlerden birçoğu, işaret edilmez dedi ki, bu sözleri, hadis-i şeriflere ve akla uygun değildir!) diyerek, ictihâd derecesindeki büyük islâm âlimlerini câhil ve ahmak yapmaktadır. Mezhebin zâhirine ve üsûl haberlerine göre, ictihâd ve kıyâs, edille-i şer’ıyyenin dördüncüsüdür. İctihâda nasıl dil uzatılabilir? Bu zat, birbirine uymıyan rivayetlerin çokluğu karşısında, temiz sular kısmındaki, (Kulleteyn) hadis-i şerifinin de, hadis-i da’îf olduğunu söylemektedir.

Akllı, olgun oğlum Muhammed Sa’îd, parmakla işaret üzerinde bir risâle yazmaktadır. Temâm olunca, bir sûretini inşâallah gönderirim.

Süâl: Sizin yolunuzda çalışanlar her yerde çoktur. İçlerinden birinin, arkadaşlarına başkanlık etmesini kimseye söyliyemedim. Bunun için, kendime güvenemedim. Sizin işaret buyurmanızı bekliyoruz. Uygun gördüğünüzü bildiriniz de, arkadaşlarının başına geçirelim diyorsunuz?

Cevâb: Bu iş, sizin uygun görmenize bırakılmıştır. İstihâreden ve teveccühden sonra, siz emr ediniz! Size ve yanınızda olanlara selâm ederim.