Amellerin en güzeli... - kainatingunesi.com

İslâmiyyete tam uyabilmek, ilim, amel ve ihlâs ile olur. Bunun için ibâdetleri, ihlâs ile yapmalıdır. Allahü teâlâ doğru ve ihlâs ile ibâdet yapanları seveceğini, bunların kalblerine dünyâda feyzler, nûrlar vereceğini, âhirette de sevâb yani iyilik vereceğini vaat etmiştir.

Abdullah-ı Rûmî hazretleri, Ebülleys-i Semerkandî hazretlerinden alarak şöyle nakleder: Bir târihte Bağdât’ta, zenginler hacca niyyet ederler ve bir fakîr de, onların kâfilesine katılır. Kâfiledeki zenginlerden biri, alaylı bir şekilde; -Bineğin yok, azığın yok, cebinde altının da yok. Sen hacca nasıl gideceksin? der. Fakîr, zenginin alaylı sözlerine çok üzülür ve; -Allahü teâlâ ne güzel vekîldir. Mahlûkâtın rızkını O vermektedir. Hepimiz O’nun verdiklerini yiyoruz, diye cevap verir ve mahzûn bir şekilde oradan uzaklaşır. Hac vazîfeleri bitene kadar da onlarla görüşmez. Mekke-i mükerremeden, Medîne-i münevvereye giderken, o zengin, fakîri sağ sâlim karşısında görünce; -Komşu, sen buraya kadar gelip hac vazîfeni yapabildin mi? diye sormaktan kendini alamaz. Fakîr de; -Allahü teâlâya hamdolsun, yüzümüzün karasına bakmayıp, bu mübârek makâmı ziyâret etmeyi bize nasîb etti ve sağ sâlim olarak dönüyorum, der. Zengin; “Sana berât verdiler mi?” -Acabâ sana da berât verdiler mi? diye sorar. Fakîr; -Bu ne berâtıdır ki? deyince zengin; -Kâbe’yi ziyâret edenlere, Cehennem’den âzâd olduğuna dâir berât kâğıdı verilir, diyerek, bir kağıt çıkarıp fakîre gösterir. Fakîr, berât kâğıdının kendisine verilmediğine çok üzülür ve hemen geriye döner, gözünden yaşlar akıtarak Allahü teâlâya; “Ey âlemlerin sahibi olan yüce Rabbim! Sen her şeye kâdirsin. İhsânların bütün kullarına her ân yağmaktadır. Cehennem’den âzâd olup orada incinmemeleri için kullarının bâzısına berât vermişsin. Bu fakîr kuluna berât verilmedi, yoksa âzâd olmadı mı?” diye yalvarırken bayılır. Baygın hâlde iken, yanına bir kimse gelir; “Ey fakîr! Başını kaldır ve şu berâtını alıp arkadaşlarına yetiş!” diyerek elindekini ona verir. Fakîr kendine geldiğinde, elinde, dünyâ kâğıtlarına hiç benzemeyen, yeşil renkli nûrdan yazıları olan ve misk gibi kokan bir berât kâğıdı görür. Kâğıdı öpüp başına koyan fakîr, çok sevinir, şükür secdesi yapar ve kafileye yetişmeye çalışır. Kafiledekiler, fakîrin geldiğini görünce gülüşerek ve alaylı bir şekilde; -Cehennem’den âzâd olma berâtını alabildin mi? diye sorarlar. Fakîr de berâtını çıkararak; -İşte! Rabbimizin ihsânı olan berâtım! diyerek, misk kokulu berâtını zengine sunuverir. Berâtı alan zengin, nûrdan yazılarla fakîrin Cehennem’den âzâd olduğunu okuyunca, aklı başından gider ve bayılır. Ayıldığı zaman, kendi kendine; -Vâh bana, vâh benim boşa geçen ömrüme! Keşke ben de bu fakîr gibi sâdık olsaydım. Onun kavuştuğu bu saâdete ben de kavuşsaydım. Bu fakîr, sadâkati sebebiyle bu mertebelere ulaştı. Ben ise zenginliğim sebebiyle gurûra kapıldım ve bundan mahrûm oldum. Bütün malımı versem, bu kâğıttakilerin bir noktasını alamam diyerek âh eyler, gözyaşı döker. Fakîr; -Hacı efendi! Berâtım sende kalsın. Ben öldüğüm zaman kabrime koyun da suâl meleklerine onu göstereyim der. Zengin, berâtı alır ve sandığına koyar. Bir müddet sonra zengin, ticâret için başka memlekete gider ve bu arada da fakir vefât eder. Birkaç ay geçtikten sonra, zengin ticâretinden döner ve fakîri sorar; -Sizlere ömür! Sen gittikten sonra vefât etti derler. Zenginin sanki dünyâsı başına yıkılır, çok ağlar ve; -Onun bende kıymetli bir emâneti vardı. Vasiyetini yerine getiremedim, berâtını yanına koyamadım deyip hemen evine gider sandığı açar. Fakat berâtı koyduğu yerde, tekrar tekrar aramasına rağmen bulamaz ve; “Onu dışarıda bırakmadık!” -Kabrine gidip bakayım. Belki, birisi berâtı alıp ona vermiştir diyerek, kazma kürek alıp kabre gider. Mezarını açmak isteyince; “Kabri açma! Biz ona o berâtı verdik, dışarıda bırakmadık!” diye bir ses işitir ve bayılır. O halde iken fakîri görür. Fakîr; “Ey hacı efendi! Allahü teâlâ sana selâmet versin. O berât bana verildi. Hamdolsun. Münker ve Nekîr meleklerine gösterdim. Onu görünce sorgu suâl bile etmediler. Bu berâtı almama hacdan dönerken sen sebeb olmuştun. Cenâb-ı Hak senden râzı olsun” deyip kaybolur. Zengin ayıldığında, doğru evine gider, fakir için hatimler okutur, yemekler pişirtir, yetimleri, fakirleri doyurur. Şâh Veliyyullah-ı Dehlevî hazretleri buyuruyor ki: “Yeni îmânla şereflenen bir kimsenin önceki günahları silindiği gibi, şartlarına uyarak ihlâsla yapılan ve kabûl olan hac da günahlar için keffârettir.” Netice olarak ibâdetleri, şartlarına uyarak ve ihlâs ile yapmalıdır. Mâlik bin Dînâr hazretlerinin buyurduğu gibi: “Amellerin en güzeli ihlâsla yapılan ameldir.”

Osman Ünlü / 24.12.2006 / www.turkiyegazetesi.com.tr