ANA-BABA HAKKI - kainatingunesi.com

Hak teâlâ hazretleri Mûsâ aleyhisselâma buyurdu ki, (Yâ Mûsâ! Bir kimse, ana-babasına karşı gelirse, onun dilini kes ve herhangi bir a’zâsiyle ana-babasını gücendirirse, o a’zâsını kes!) Ana-babasını râzı eden kimse için, Cennetde iki kapı açılır. Ana-babası râzı olmıyan kimse için de Cehennemde iki kapı açılır. Bir kimsenin ana-babası zâlim dahî olsalar, onlara karşı gelmek, onlarla sert konuşmak câiz değildir.

Hak teâlâ buyurdu ki: (Yâ Mûsâ! Günâhlar içinde bir günâh vardır ki benim indimde çok ağır ve büyükdür. O da, ana-baba evlâdını çağırdığı zemân, emrine muvafakat etmemesidir. )

Ana-baba çağırdığı zemân herhangi bir işle uğraşılırsa, hemen onu terk edip, derhal ana-babanın emrine koşmalıdır. Ana-baba kızıp bağırırsa, onlara bir şey söylememelidir. Ana-baba dûâsı alınmak istenirse, emr etdikleri işleri çabuk ve güzel yapmağa çalışmalıdır. Bu işi beğenmeyip gücenmelerinden ve bed-düâ etmelerinden korkmalıdır. Darılır iseler, onlara karşı sert söylememelidir. Hemen ellerini öperek gazablarını, öfkelerini teskin eylemeli, gidermelidir. Ananın-babanın kalblerine geleni gözetmelidir. Zîrâ insanın se’âdeti ve felâketi, onların kalblerinden doğan sözdedir. Ana-baba hasta ise, ihtiyar ise, onlara yardım etmelidir. Se’âdeti onlardan alınacak hayr duada bilmelidir. Eğer onlar incitilip, bed-düâları alınırsa, insanın dünyâ ve âhıreti harâb olur. Atılan ok tekrar geriye yaya gelmez. Onlar hayâtda iken, kıymetlerini bilmelidir.

Allahü teâlânın rızâsı, dînine bağlı olan ana-babanın rızâsında, Allahü teâlânın gazabı, dînine bağlı olan ana-babanın gazabındadır. Habîb-i kibriyâ “sallallahü aleyhi ve sellem” bir hadîs-i şeriflerinde buyurdu ki: (Cennet ana-babanın ayağı altındadır. ) Ya’nî, sana dînini, îmânını öğreten ananın-babanın rızâsındadır. Hak teâlâ hazretleri Mûsâ aleyhisselâma dedi ki: (Yâ Mûsâ! Ana-babasını razı eden, beni razı etmiş olur. Ana-babasını razı edip bana âsi olan kimseyi dahî iyilerden sayarım. Ana-babasına âsi olan, bana muti’, itaatkâr olsa bile, onu fenalar tarafına ilhak (dâhil) ederim.)

Îmânı olanlardan Cehennemden en sonra çıkacak olanlar, Allahü teâlânın yolunda olan anasının, babasının islâmiyyete uygun olan emirlerine âsî olanlardır.

Peygamberimiz “aleyhisselâm” buyurdu ki: (Ana-babaya iyilik etmek, nafile nemâz, oruç ve hac faziletlerinden dahâ faziletlidir. Ana-babasına hizmet edenlerin ömrü bereketli ve uzun olur. Ana-babasına karşı gelip, onlara âsî olanların ömrleri bereketsiz ve kısa olur. Anasına-babasma âsî olan mel’ûndur.)

Bana Dînimi İmânımı Öğretti

Menkıbe-1: Hasen-î Basrî “rahime-hullahü teâlâ” Kâbeyi ziyaret ve tavaf ederken bir zat gördü ki, arkasında bîr zenbil ile tavaf eder. O zâta dönüp dedi ki: Arkadaş, arkandaki yükü koyup öylece tavâf etsen dahâ iyi olmaz mı? O zât cevaben dedi ki, bu arkamdaki yük değil, babamdır. Bunu Şâmdan yedi kerre buraya getirip tavâf eyledim. Çünkî, bana dînimi, îmânımı bu öğretdi. Beni îslâm ahlâkı ile yetiştirdi, dedi. Hasen-i Basrî hazretleri ona dedi kî, kıyâmet gününe kadar böylece arkanda getirip tavâf eylesen, bir kerre kalbini kırmakla bu yapdığını hizmet havaya gider ve yine bir def’a gönlünü yapsan, bu kadar hizmete mukabil olur.

Cennetteki Komşu

Menkıbe-2: Ana-baba hakkında hikâye olunur ki, hazret-i Mûsâ aleyhisselâm, Tûr-i sînâda Hak teâlâ hazretleri ile mükâleme ederken, konuşurken (Yâ Rabbî! Âhıretde benim komşum kimdir?) diye sordu. Hak teâlâ buyurdu ki, (Yâ Mûsâ! Senin komşun, falan yerde, falan kasabdır!) Mûsâ aleyhisselâm kasabın yanına giderek beni müsâfir eder misin dedi. Yanında müsâfir oldu. Yemek zemânı gelince, kasab, bir parça et pişirdi. Dıvârdaki asılı zenbili aşağı alarak, orada bulunan ve sâdece kemiklerden ibaret bir kadına et verdi ve suyunu da verdi. Üstünü başını temizleyip, zenbile koydu. Mûsâ ‘aleyhisselâm” sordu, bu senin neyindir? Kasab, annemdir, ihtiyar olup bu hâle girdi, işte her sabâh, akşam kendisine böyle bakarım dedi. Kasab annesine yemek verirken, o za’îf ve âciz annesi, oğluna düâ ederek, yâ Rabbî! Oğlumu Cennetde Mûsâ aleyhisselâma komşu eyle, dediğini Mûsâ aleyhisselâm dahî işitti. Bunun üzerine Mûsâ aleyhisselâm kasaba müjde ederek, seni Allahü teâlâ afv ederek, Mûsâ. aleyhisselâma. komşu eyledi, dedi.

Gaflet ve şaşkınlığa kapılarak ana-babanın kalbi kırılırsa, derhâl onların rızâsını almağa çalışmalı, yalvarmalı ve her ne sûretle olursa olsun, onların gönlünü almalı! Ana-babanın evlâd üzerinde hakları çok büyükdür. Bunu dâima göz önünde tutarak, ona göre hareket eylemeli!

Çeşitli Hâdîs-i Şerifler

(Üç kişinin duası kabul olur: Ana-baba, mazlum ve misafir.)

(Ana-babanın dûası, kabul olur. )

(Ana-babanın yüzüne sevgi ile bakmak ibâdettir.)

(Anneye yapılan iyiliğin ecri iki mislidir.)

(Önce, annene, sonra babana, kız kardeşine, erkek kardeşine ve sırası ile diğer yakınlarıma iyilik et!)

(Ana-babaya ihsan edenin, iyilik edenin, çocukları da onlara ihsan eder, iyilik eder.)

(Ana-babaya karşı gelmekten, isyân etmekten sakının! Cennetin  kokusu  bin yıllık mesafeden alındığı hâlde, ana-babasına âsî olan, Cennetin kokusunu alamaz.)

(Ana-babası yanında ihtiyarladığı halde, [rızasını alamayıp] Cenneti kazanamayanın burnu sürtsün.)

(Hanımını anasından üstün tutana la’net olsun! Bunun farz ve diğer ibâdetleri kabul olmaz. )  Yâ’ni ibâdetleri sahih olur, borçtan kurtulur fakat, sevaplarına kavuşamaz.

Allahü teâlâ buyurdu ki: (Yâ Mûsâ, benim indimde çok ağır ve büyük bir günâh vardır ki, o da, ana-baba evlâdını çağırınca emrine uymamasıdır.)

Hazret-i İbni Abbâs,  “Ana-babana karşı, kusurlu, güçsüz, aşağı bir kölenin, sert, kaba efendisine karşı bulunduğu hâl üzere ol!” buyurdu.

Veysel Karâni hazretlerinin kavuştuğu bütün ihsan ve dereceler, anasına yaptığı iyilik sebebiyle olmuştur.

Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki:

“Alim bir evlâdın ana-babası kâfir olsa, kuyudan su çekmeleri için ona muhtaç olsalar, o da birkaç kova çektikten sonra öf dese, bu sebeple bütün amellerinin sevabı yok olur.”

Ana-babanın ve hiç kimsenin, dine uymıyan emri yapılmaz. Fakat, ana-babayı yine de incitmemek lâzımdır.

Ana-baba kâfir ise, onları kiliseden, meyhaneden, sırtta taşıyarak bile, geri getirmek lâzımdır. Fakat, oralara götürmek gerekmez.

Ana-baba ile konuşurken, onlara karşı (yap-yapma) gibi ifâdeler kullanmamalıdır. Bundan son derece sakınmalıdır. (Yapar mısın) gibi ricada bulunmalıdır. Hayır dualarını almalıdır. Ana-baba duâsını ganimet bilmelidir.

Ana-babaya sert bakmamalı, şefkatle, sevgi ile bakmalıdır. Ana-babasına şefkat ve sevgi ile bir defa bakan, kabul edilmiş bir hac sevabına kavuşur.

Ana-Baba Ölmüş İse

Ana-baba ölmüş ise, vefâtından sonra da yapılması gereken, kırk kadar hakkı vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

– Onlara hep hayır dua etmelidir Hadîs-i şerifte; (Ana-babasına dua etmiyenin rızkı kesilir) buyuruldu.

Onlar için Kur’ân-ı Kerîm Oku

Peygamberimize “aleyhisselâm” bir kişi geldi ve dedi ki, yâ Resûlallah “sallallahü aleyhi ve sellem”‘ Benim anam-babam ölmüşdür. Onlar için ne yapmam lâzımdır? Peygamberimiz “sallallahu aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Onlara dâima düâ eyle! Onlar için Kur’ân-ı kerîm oku ve istiğfar et, Allahü teâlâdan onların af ve mağfiretlerini iste!)

Eshâb-ı kiramdan biri “radıyallahü teâlâ anh” dedi ki, yâ Resûlallah “sallallahu aleyhi ve sellem”, bundan fazla yapılacak bir şey var mı? Buyurdular ki, (Onlar için sadaka verin ve hac eyleyin!) Biri çıkıp dedi ki, anam-babam çok şefkatsizdirler, onlara nasıl îtâ’at eyleyeyim? Resûlullah “sallallahu aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Anan seni dokuz ay karnında gezdirdi. İki sene emzirdi. Seni büyütünceye kadar koynunda besledi ve sakladı, kucağında gezdirdi. Baban da seni büyütünceye kadar birçok zahmetlere katlanarak seni besledi. İdâre ve maişetini (geçimini) te’mîn eyledi. Sana dînini, îmânını öğretdiler. Seni islâm terbiyesi ile büyütdüler. Şimdi nasıl olur da, şefkatsiz olurlar? Bundan daha büyük ve kıymetli şefkat olur mu?)

– İyi ve sâlihlerin arasına defnetmelidir.

– Kötülerin arasına gömmemelidir. Çünkü kötü komşudan sıkıntı gelir. A’râbîden biri, rivayet eder ki, oğlumu rüyada gördüm. Allahü teâlâ sana ne mu’âmele etdi diye sordum. (Zararım yok, lâkin filân fâsıkın, kötü kimsenin yanına defn olunduğumdan, ona olunan azâblardan kalbime korku giriyor) dedi.

– Kabir başında dua etmelidir. Sadaka ve dua etmeyi geciktirmemelidir. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Ölünün mezârdaki hâli, imdâd diye bağıran, denize düşmüş kimseye benzer.  Boğulmak üzere olan kimse, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, meyyit de,  babasından, anasından,  kardeşinden, arkadaşından  gelecek bir duâyı gözler.

Kendisine bir düâ gelince, dünyânın hepsi kendine verilmiş gibi sevinmekden dahâ çok sevinir. Allahü teâlâ, yaşıyanların duaları sebebi ile, ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin de ölülere hediyyesi, onlar için düâ ve istiğfar etmekdir.)

– Borçlarını ödemelidir,

– Iskatını hemen yapmalıdır.

– Mezar taşına câiz olmıyan ifadeler yazılmamalıdır.  Latin harfleriyle de câiz olanı

yazmamalıdır. Taş üzerine âyet-i kerîme, mübarek isimler, şi’r, medhiye gibi şeyler, Fatiha kelimesini yazmak, resmini koymak câiz değildir. Asrlardan beri yazılıyor ise de, kötü bir bid’atdir. Kötü âdetler, câiz olmağı göstermez. Mezâr taşına, ism ve ölüm hicrî senesi yazılabilir dediler.

– Namazlardan sonra dua edip, sevâblarını ruhlarına göndermelidir. Hadîs-i şerifte; (Ana-babasına âsî olan, vefâtlarından sonra, onlar için dua etse, Allahü teâlâ onu, ana-babasına itâ’at edenlerden yazar) buyuruldu.

– Kabirlerini Cum’a günleri ziyaret etmelidir. Hadîs-i şerifte; (Ana-babanın kabrini, Cum’a günleri ziyaret edenin günâhları affolur, haklarını ödemiş olur) buyuruldu.

– Kötülüklerini söylememelidir. Hadîs-i şerîfde, (Ölülerinizi hayırla anın, iyiliklerini söyleyin, kötülüklerini açıklamayın) buyuruldu.

Evlat Hakkı

Ana-babanın evlâdı üzerinde hakları olduğu gibi, evlâdın da ana-baba üzerinde hakları vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1- Ana-baba çocuğuna iyi isim koymalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Çocuğa güzel ad koymak, evlâdın baba üzerindeki haklarındandır.)

(Siz kıyamet gününde hem kendi adınızla, hem de babalarınızın adı ile çağırılırsınız. Bunun için kendinize güzel adlar koyun).

(Kötü ism alan bunu güzel isme çevirsin)

Hem söylenişi hemde mânası güzel isimleri koymak müstehâbdır. Çocuğa konulacak isimlerin en kıymetlileri olarak : Abdullah, Abdurrahmân, Ahmed, ve İbrahim gibi isimler bildirilmiştir. Bunlar Allahü teâlânm sevdiklerini hâtırlatan isimlerdir.

İslam âdabına uymayan isimleri kullanmak mekrûhtur. Zira Peygamber efendimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” çirkin isimleri değiştirirdi. İsyan eden mânasına gelen Âsiye ismini Cemile olarak değiştirmiştir

Çocuğa ad koyarken çocuğun babası, dedesi, veyâ en yaşlı, ilmi en çok olan çocuğu kucağına alır, abdestli olarak kıbleye döner ve ayakta sağ kulağına ezan , sol kulağına kâmet (ikâmet) okur. Üç kerre kulaklarına seslenerek koydukları adı söylerler ve böylece isim konmuş olur. Ardından şerbetler ikram edilir, tatlılar yenilir.

2- Ana-baba çocuğunu güzel terbiye etmelidir!

Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Çocuğu terbiye etmek tonlarla sadakadan daha sevâbdır. )

Ana-baba çocuğa karşı şefkatli davranmalıdır. Peygamber aleyhisselâm, torununu öperken birisi görüp; “Yâ Resûlallah, benim on çocuğum var, hiç birini öpmem” dedi. Ona, (Merhamet etmiyen merhamet bulamaz) buyurdu.

3- Ana-baba çocuğuna bed-duâ etmemelidir. İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu şikâyet edene, “Ona beddua ettin mi? “ dedi. O da, evet dedi. “Çocuğun ahlâkını sen bozdun buyurdu.

4- Ana-baba çocuğunu helâl gıda ile beslemelidir. Harâm gıdanın etkisi çocuğun özüne işler, çocukta uygunsuz işlerin meydana gelmesine sebep olur. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki:

(Yiyip içtikleriniz helâl, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hâsıl olur. )

5- Babanın çocuklarına ilim, edeb ve san’at öğretmesi farzdır. Önce, imânın ve İslâmın şartlarını ve Kur’ân-ı kerimi öğretmelidir. Yedi yaşından i’tibâren namaz kılmaya alıştırmalıdır. Dünya ve âhirette kurtuluş ilimledir. Çocuğu, din bilgilerini öğrendikten sonra, okula göndermeli, üniversite tahsili yaptırmalıdır. Dinini öğrenmeden mektebe gönderilirse, artık bunları öğrenecek vakit bulamaz. Din düşmanlarının tuzaklarına düşüp,  onların yalanlarına aldanır.  Dinsiz ve İslâm  ahlâkından mahrum yetişir. Dünya ve âhirette  felâketlere sürüklenir. Millete zararlı olur. Kendine ve başkasına yapacağı kötülüklerin günâhları, ana-babasına da yazılır. Din bilgilerini öğretmeden önce, çocuğunu gayr-i müslimlerin, hıristiyanların okullarına göndermenin pek çok zararları vardır.

6- Çocuk akıllı ve baliğ olup evlendikten sonra, ona şöyle demelidir: “Evlâdım, seni terbiye ettim. Okutup, evlendirdim. Dünyada felâkete, âhirette azaba uğramaktan Allaha sığınırım. Aklını başına topla, buna göre çalış!”

7- Çocuklar arasında adalete riâyet etmelidir.

Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki:

(Hediye verirken çocuklarınız arasında eşitliğe riâyet ediniz!)

8- Baba, yapmıyacağını sandığı emri çocuğuna söylememelidir, Söyleyip de onu itâatsizliğe sürüklememelidir. Ona bir şey söylerken “şunu ver veyâ getir” şeklinde değil, “şunu verir misin” veyâ “getirir misin ? ” demelidir. Âlim ve sâlih bir zât, oğlundan hiçbir şey istemezdi. Sebebi sorulunca, “Bir şey isteyince, oğlumun karşı gelmesinden korkarım. Karşı gelince Cehenneme müstehak olur. Ben de oğlumun ateşte yanmasına razı olamam” buyurdu.