ARKADAŞ HAKKI - kainatingunesi.com
Yazar: Fahrettin Tacar

Hayırlı günler efendim. 1973 yılında Geliboluya tayin olmuştum. Öğle paydosunda, çalıştığımız resmi binanın balkonuna çıktım. Uzun boylu, çok nazik bir genç meslektaşım, oturduğu yerden çevik bir hareketle kalktı, böyle buyurun efendim, diye ikramda bulundu.

Benim emrimde bir kimse değildi. Hareketleri asil, iyi bir aile terbiyesi görmüştü. Bu nazik hareketi, örf ve adetimiz icabı, yaşlıya hürmet etmek ve Allah rızası için yapıyordu. Geçen zaman bu fikrimi doğruladı. Ara sıra yanıma uğruyor, hal hatır soruyor, bir emriniz var mı efendim diyordu.

Geliboluda evlerimiz de yakın olduğundan, ailesi de ailemle görüşüyordu. Genç memurlar arasında içki, kumar aile seadetlerini, sıhhatlarını, bütçelerini sarsacak şekilde yayılıyordu. Bu arkadaşım gene geldi, emrim olup olmadığını sordu. Ona okuyup istifade etmesi için, yüz sayfalık küçük bir ilmihal kitabı hediye ettim. Okumuş, hem içkiyi, kumarı bırakmış, namaza başlamış, hem de borçlarını ödemiş.

Bir akşam evde yemek yerken, kapımızın zili çaldı. Hem hanım, hem erkek tarafı, ailenin bütün ferdleri sürpriz bir nezaket ve teşekkür ziyareti için bize gelmişler. Oturduk, konuştuk, dinledik. Genç, yeni kurulmuş, mini mini yavruları olan bu ailenin, hediye bir kitap sayesinde, içki ve kumar felaketinden, borç yükünden kurtulduğunu, kayın pederler, kayın valideler, kardeşler, akraba, aile fertleri, hep beraber anlatıyorlar, şöyle diyorlardı:

      – Söyle sana nasıl dua edelim? Nasıl istersen öyle dua edeceğiz. Bizden maddi ve manevi bir emrin, isteğin yok mu? Bu ıstıraplı konuya fazla dokunamıyorduk, aramızda konuşamıyorduk. Fakat içki ve kumarın aile üzerinde tahribatı gittikçe büyüyordu. Ayrılsak ayrılamıyoruz, devam etsek acımız büyüyor, bütün aile çaresiz hale geldik. Bir çıkmaza girdik. Hepimiz bu meseleyi çözmek için çok borçlandık. Sinirlerimiz zayıfladı. Aramızda soğukluk başladı. Hiçbirimizin sözü bu gence tesir etmiyordu. Seni ve hareketlerini çok sevdiği için seni dinledi, verdiğin kitabı okudu. Hepimiz felaketten, uçurumdan döndük. Bu aile dağılmakla düşmanlığımız bitmeyecekti. İki taraf akraba da olduğumuz için kan davasına dönüşecekti. Cevaben şöyle konuştum:

       – Biz meslektaşız, arkadaşız. Hem vazife mahalinde, hem de evlerimizde komşuyuz. Hepimiz elhamdülillah müslümanız ve insanız. Acıklı hali görüp de, tesir altında kalmamak mümkün değil. Bu üzüntü, bizim hanemize de girdi. Biz de nasibimizi aldık. Allahü tealanın emirlerini, arkadaşımıza hatırlatmak, nasihat etmek, dini, milli vazifemizdir. Bu vazifeyi kitab vererek ifa ettik. O da kabiliyetli, izanlı olduğu için, Hak sözü ve tavsiyeyi kabul etti. Siz bize her namazdan sonra dua edin, dualarınıza muhtacım, başka bir isteğim, ihtiyacım yoktur, dedim. Şimdi mesud ve bahtiyar olan bu geniş aile, benim ve aile fertlerimin her hareketini takip eder. Acaba bu insaniyet karşılığında teşekkür olarak nasıl bir iyilik yapabiliriz diye araştırırlar.

Kıbrıstan izinli gelirken, bindiğim uçağın Ankaraya geleceği saati öğrenmişler, havalimanında karşıladılar. Taksiyle evlerine getirdiler. Serin meşrubat içtiğime, gece misafir kalacağım odanın serin olmasına varıncaya kadar, bütün alışkanlıklarımı öğrenip hassasiyet göstermişler. O akşam Ankarada kalıp, sabahleyin otobüsle İstanbula gideceğimi ve izin programı takip edip otobüs biletimi almışlar. Sabahleyin erkenden Ankara otogarından bütün aile çoluk çocuk bayram havası içinde uğurladılar. Ben de onların sevincini paylaştım.

Allahü teala Kuranı kerimde buyuruyor ki, iyiliğin karşılığı ancak iyiliktir. Dinimizde iyiliğe sebeb olan kula, teşekkür etmeyen, Allahü tealaya şükretmiş olmaz.

Peygamber efendimizden yedi asır sonra Tunusta yaşamış olan, evliyali kiramın büyüklerinden Ebul Hasani Şazili hazretleri buyuruyor ki, istediğim an, Resulullahı baş gözüyle karşımda göremezsem, kendimi Onun ümmetinden saymam.

Hizmetleri, tesirleri aleme yayılmış, hayatı, kerametleri, Resulullah efendimizin bir mucizesi olan bu büyük İslam alimi buyuruyor ki, Müslüman arkadaşlarını son derece merhametle gözetmeli, onlara hürmet etmelidir. İnsan, içlerinden birini kendine sohbet arkadaşı seçmelidir. Bu arkadaş gaflete düştüğünde seni uyandırmalıdır. İbadette tembelliğe düştüğünde seni heveslendirmelidir. Aciz kaldığın yerde, sana yardım etmeli, yoldan kaydıkça seni doğru yola çekmelidir. Sana nasihat vermeli, kötü bir davranışta bulununca, günah işleyince, sana uymayıp, vazgeçirebilecek karakterde olmalı.

Arkadaşlarına gelebilecek eziyetlere mani olmalısın. Güzel ahlak edinip, şefkat ve merhamet üzerine bulunmalısın. Hak tealaya itaati, hizmeti gözetmeli, buna sımsıkı sarılmalısın. İyi bir arkadaş dünya ve ahiret için büyük seadettir. Maksada çabuk ulaşmayı sağlar. İnsanlar birlikte yaşarlar, arkadaşsız olamazlar. İnsan iyi bir arkadaş sahip olunca çok hamd etmelidir.

İyi kimselerle görüşen, ahirette pişmanlık çekmez. İnsana, iyik de, kötülük de arkadaştan gelir. İyi arkadaş, iyiliği, menfaat karşılığında yapmaz, yaptığını sırf Allah rızası için yapar, karşılığını Allahü tealadan bekler. İhlas da bu demektir. İyi arkadaş insanı yüksek derecelere kavuşturur. Kötü arkadaş, en aşağı yerlere düşürür. İyi arkadaş insanı ebedi seadete, kötü arkadaş da sonsuz felakete götürür. Bunun için rastgele kimselerle arkadaşlık etmemelidir.

Herkese sır söylenmemelidir. Herkesin sözüne kanmamalıdır. İnsanların sözüne değil, işlerine bakmalıdır. Kendisine faydası olmayan kimseden, çok sakınmalıdır. İnsan, tanıştığı, görüştüğü kimsenin, iyi arkadaş mı, kötü arkadaş mı olduğunu şöyle anlar. İyi arkadaş her zaman, Allahü tealayı, sonsuz hayatı, gönül ile, dil ile, hareketleriyle hatırlatır. Bir kimse beraber olduğu zaman Allahü tealayı hatırlatıyor, kalbi uyanık tutuyorsa, bilki o gerçekten iyi bir arkadaştır. Fakat bizimle beraber olduğu zaman Allah sevgisini unutturuyorsa, o gerçekten kötü bir arkadaştır. Ondan uzak durmak, sakınmak şarttır. Böyle kimseden, arslandan kaçar gibi kaçmalıdır. Çünkü arslan sadece can alır. İnsan imanlı ise Cennete gider. Fakat kötü arkadaş insanın hem hayatını, hem de imanını söndürür. Sonsuz felakete sürekler.

Hadisi şerifte buyruldu ki, “Mümin, müsliman kardeşinin hukukunu gözetmezse, kıyametde, Allahü tealanın huzurunda bu haklar ondan istenecektir.”

Buradan da anlaşılıyor ki, müminin mümin üzerinde hakkı vardır. O halde akıllı olanın bu hakkı gözetmesi lazımdır. Arkadaş üç çeşittir. Birincisi gıda gibidir, devamlı ihtiyacımız olur. İkincisi ilaç gibidir, bazen ihtiyaç hissederiz. Üçüncüsü hastalık gibidir, istemediğimiz halde o bizi bulur. Geçinmek icab eder, şerrinden kurtulmak için idare etmelidir.

Gıda gibi ihtiyacımız olan arkadaşa karşı vazifelerimiz şunlardır: Arkadaşın hakkına riayet etmeliyiz, iki arkadaş iki ele benzer. Biri diğerini yıkayıp temizler. Bunun için, bir elin nesi var, iki elin sesi var demişlerdir. Nasıl ki el, ayak ve bütün uzvlarımız bize yük olmayıp, yardımcı ise, biz de arkadaşımıza yük değil, yardımcı olmaya çalışmalıyız. Karşılık beklemeden, ihlasla, Allah rızası için yardımına koşmalıyız. Daima onu, kendimize tercih etmeliyiz.

Peygamberimiz, bir kimse, birisiyle bir an sohbette bulunsa, kıyamette ona arkadaşlık hakkına riayet edip etmediği sorulacaktır. Arkadaşın hakkına riayet edebilmek için, onun sırrını saklamalıyız. Ayıbını örtmeliyiz. Konuştuğu zaman sözünü kesmeden dinlemeliyiz. İyiliğine dair bir söz duyarsak, kendisine söyleyip sevindirmeliyiz. Hakkında üzücü bir şey konuşulursa saklamalıyız. Sevdiği isimle çağırmalıyız. Gizlediği bir şey olursa öğrenmeye çalışmamalıyız. İyi huylarıyla onu övmeliyiz. Onun şerefini her yerde müdafaa etmeliyiz. Nasihata ihtiyacı olursa, çok yumuşak anlatmalıyız, umumi bir misal veya bir kitap vererek aydınlatmalıyız, ufak tefek hatalarına göz yummalıyız. Hatasını yüzünü vurup katiyen kalbini incitmemeliyiz. İyiliği görünce teşekkür etmeliyiz. Zor bir iş teklif etmemeliyiz. Sıkıntılı anlarında ferahlık vermeye çalışmalıyız. Başına bir kötülük gelirse, kendi başımıza gelmiş gibi üzülmeliyiz. Geldiği zaman ayağa kalkıp karşılamalıyız, giderken de ayağa kalkıp uğurlamalıyız.

Daima ona dua etmeliyiz. Vefat ettiği zaman da yakınlarına, iyiliğe devam etmeliyiz. Nihayet kendimiz için ne istiyorsak, arkadaşımız için de aynı şeyi istemeliyiz. Çünkü kendisi için sevdiğini, arkadaşı için istemeyen kimsenin sevgisinde, arkadaşlığında sadakat yoktur. Son olarak bir hayat prensibini arz ediyorum:

Sevgili Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdular ki, insanın dini, arkadaşının dini gibidir. Allahü teala hepimize, kendisinin, Kuranı azimüşşanın, Peygamber efendimizin, Eshabı kiramın büyüklüğünü anlamak, iyi muhitlerle, iyi arkadaşlarla tanışmak, görüşmek, rızasına, sevgisine kavuşmak nasib eylesin.