Avrupa ve İspanyollar - kainatingunesi.com

Aşağıdaki yazı 1984 senesinde, Almanya’da Würzburg şehrinde neşredilmiş olan ve Prens Salvator, Prof. Graus, teolog Kirchberger, baron Von Bibra, Bayan Threlfall tarafından hazırlanan “Spaneien-İspanya” ismindeki eserden alınmıştır:

İspanya’da en mühim şehirlerden biri Kurtuba’dır. Bu şehir, Arap Endülüs Devleti’nin merkezi idi. Müslümanlar, Târık bin Ziyâd kumandasında, 711 de İspanya’ya geçince, bu şehri kendilerine başşehir yapmışlardı. Araplar bu şehre medeniyet getirdiler, yarı vahşi olan bu şehri, tam bir medeni şehre çevirdiler. Bir büyük saray, hastahâne câmia (Üniversite) kurdular. Avrupa’da ilk kurulan Üniversite, bu Câmia olmuştur. O zamana kadar Avrupalılar çok geride kalmışlardı.

Endülüs islanı Devleti’ni kuran I. Abdurrahman Kurtuba’da çok büyük bir câmi yaptırmak istedi. Arsa bir hıristiyana aitti. Bu adam, arsası için çok para istedi. Çok âdil bir hükümdar olan Abdurrahman, isterse, zorla bu araziyi satın alabilirken, katiyyen böyle bir yola başvurmadı. Aksine, Hıristiyan sahibine istediği parayı ödedi. Bu para ile kendilerine üç küçük kilise yaptırdılar. Câmi inşaatında I. Abdurrahman bizzât kendisi, bir amele gibi çalışıyordu. İnşaat malzemesi doğunun birçok yerinden getirildi. Tahta kısımlar için Lübnan’ın en mükemmel ağaçları, mermer kısımları için doğunun bir çok yerinden renkli mermerler, Irak’tan ve Suriye’den kıymetli taşlar, inci, zümrüt, fil-dişi, bu araziye yığıldı. Her şeyçok güzel her şey çok boldu. Câmi ihtişamlı bir bina halinde yavaş yavaş yükselmeye başladı. 10 senede tamam oldu. Câmiin içinde her biri 10 m yüksekliğinde 1419 sütun, dünyanın en mükemmel mermerlerinden yapılmıştır.

Câmiye giren herkes, âdetâ büyüleniyordu. Bu kadar güzellik, o zamana kadar dünyânın hiç bir yerinde görülmemişti.
Cami’nin 20 kapısı vardı. Etrâfında bahçeler, havuzlar, fıskiyeler, çeşmeler vardı. Geceleyin 7425 gümüş kandillerinden fışkıran renkli ışıklar, câmii aydınlatıyordu. Minârelerin tepesinde nar şeklinde başlıklar bulunuyordu. Bu başlıklar mücevherler, inciler, zümrütlerle süslenmiş taş araları altın parçaları ile örtülmüştü.

Hıristiyanlar 1492 de Endülüs Devletini mahvedip Kurtuba’ya girince, ilk iş olarak, bu camiye sığınmış olan müslümanları merhametsizce boğazladılar. Câmiin kapılarından kan akmaya başladı. Ondan sonra, altın minberi parçalıyarak aralarında taksim ettiler. Fildişinden yapılmış rahleleri paylaştılar. Vahşi İspanyollar, bütün müslüman ve Yahûdileri kılıç tehdidi ile zorla hıristiyan yaptılar. Ellerinden kaçabilen, Yahûdiler Osmanlı devletine ilticâ ettiler. Bugün Türkiye’de bulunan Yahûdiler bunların torunlarıdır.

Hıristiyan İspanyollar görülmemiş bir vahşet ile Müslüman ve Yahûdileri yok ettikten sonra , bu şaheser câmii yıkmaya başladılar. Önce minârelerdeki altın ve zümrütle işlenmiş nar şeklindeki başlıkları indirerek yağma ettiler. 1523 yılında bu yarı yıkılmış Câmi’nin ortasında bir kilise yapmaya karar verildi.

Bu gün bu haşmetli binayı ziyâret edenler, harap olmasına rağmen İslâm mimarisinin bu büyük eserinin güzelliği büyüklüğü karşısında hayrân kalmakta, ortada bir cüce gibi görünen kilisenin haline acımakta ve böyle bir haşmetli eserin bu hâle gelmesine müteessir olmaktadırlar.

Herkese Lâzım Olan İmân