BABÜR ŞAH - kainatingunesi.com

ÜSTÜN MEDENİYETİMİZİN İNSANI KAMİL EŞSİZ DÂHİLER, CİHANGİR GAZİLER (rahmetullahi aleyhim ecmain) SERİSİ

BABÜR ŞAH

(1482 – 1530)

 

Kutuptan ekvatora, Urallardan Mançuryaya, her nev’i iklimin hüküm sürdüğü, dünyanın en geniş ormanlarına, çöllerine, ovalarına , sıradağlarına, sahip olan ve dünya nüfusunun yarıdan fazlasını barındıran Asya kıtasında bulunan TÜRKİSTAN; bir volkana benzer. Asırlar boyunca, bu Ortaasya volkanında; sosyal, siyasi, iktisadi ve coğrafi sebeblerden dolayı, zaman-zaman büyük patlamalar olmuştur. Kavimler, boylar, oymaklar halinde, insan kitleleri; göç dalgaları şeklinde, merkezden çevreye doğru yayılarak, medeniyetleri birleştirmiş, kaynaştırmıştır. Böylece yeni buluşlarla, yaşlı dünyada yeni medeniyet hamleleri, meydana gelmiş, çağlar kapanmış, çağlar açılmıştır. Her göç dalgası, her yeni hareket; ana kovanından ayrılan ve yeni bir kovana doğru uçan arıların oğul verme faaliyetine benzer. Bu hareket, yedinci yüzyılda Eshab-ı kiram rıdvanullahi aleyhim ecmain hazretlerinin, imanı ve islamı dünyanın her tarafına ulaştırmak için yaptıkları fütuhata benzer.

Onbirinci asır içinde; Türklerin üç büyük dalga halinde, üç istikametde, yayılma hareketlerini biliyoruz: Birincisi, Gazneli hükümdarları emrinde Hindistana; ikincisi, Oğuz Türkleri; İrandan geçerek Malazgirtden sonra Anadoluya ve Ortadoğuya; üçüncüsü, Karadenizin kuzeyinden Balkanlara yayılıştır. Hindistana gidenler; Sultan Mahmud Gaznevinin sayısız akınları ile adeta bölgeyi İslamlaştırmıştır. Anadoluya gelen Türkler; 10 asır dünya tarihine hükmedecek olan Selçuklu ve Osmanlı devletlerini kurmuşlardır. Balkanlara gidenler; Müslümanlıkla şereflenemedikleri için, bölgenin hristiyan unsurları ile karışarak, benliklerini kaybetmişlerdir.

16.cı asır başlarında, Türkistan volkanı, yeniden infilak etmiş; insan kitleleri lavlar gibi çevreye yayılarak göç etmiş; Güney Asyaya akmıştır. Babür Şah idaresinde, Türkistan kovanından çıkan arı; önce Afganistana konmuş, sonra Hindistanda oğul vermiştir.

Babür Şah; insanlık tarihinin ender gördüğü, çok yönlü, büyük dâhilerdin biridir. 1482 de Özbekistanın Fergana şehrinde doğmuştur. Müslüman bir Türkdür. İsmini, asrın en büyük İslam alimi olan Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri; Zahirüddin Muhammed olarak koymuş, onun muvaffak olması için Cenabı Hakka çok dua etmiştir. Zaferlerinin ana sebebinin; bu dua ve Evliya teveccühü olduğunu sık sık anlatan Babür Şah; bu büyük nimetinden dolayı Allahü tealaya devamlı şükr ederdi. Babür Şah doğduğu zaman; Osmanlı tahtında bulunan Fatih Sultan Mehmed Han vefat edeli, bir yıl olmuş, tahta oğlu Bayezid Han geçmişti. Babür, savaştığı İbrahim Ludi’ye; “Türk ile savaşa girme. Çünkü, Türkün çevikliği ve kahramanlığı meşhurdur.” diye yazmıştır. Babür; Emir Timur Gürgan hanın oğlu olan, Esterabad fatihi, Miran Şahın torunu; Sultan Ebu Said’in torunudur. Bu Ebu Said de, Ubeydullahı Ahrar hazretlerinin duasını almıştı. Babür Şahın oğulları; Hümayun, Kamuran, Askerî, Hindal, kızları; Gülbeden, Gülrenk ve Gülçehre’dir. Ortaasyada ve bilhassa Türkistan’da, İslamın manevi ve maddi ilimleri ile, marifet ve tekniği ile akıl ve ruh olarak tekamül eden; İslam ahlakı ile olgunlaşıp ve insanlığın zirvesine yükselen ve binlerce Evliya yetiştiren Gaznelililer, Karahanlılar, Harzemşahlar, Babürlüler; dalgalar halinde, kıtalara, geniş bir zaman ve mekan içinde; huzur, seadet ve adalet taşıdılar. Oniki asır boyunca, üç kıtada insan kitleleri; Allahü tealanın rızasına uygun yaşayıp, dünyada rahat ve huzura, Ahiretde de sonsuz seadete kavuştular.

Zahirüddin Muhammed Babür Şah; konusu; (kuvvet, zaman, mekân) olan; harb ve siyaset sanatının; taktik, strateji ve jeostrateji ustasıdır. Onbir yaşına kadar, iyi bir tahsil görmüş ve İslam terbiyesi ile yetişmiştir. Onbir yaşında tahta çıkmış; yirmibir yaşına kadar, Türkistanda; on sene devletine taarruz eden; Özbek, Tatar ve Şeyban hükümdarları ile harb ederek; sonunda tacını ve tahtını da kaybetmiştir. Fakat harb sanatını bu mücadeleler sonucu öğrenip, dâhî bir muharip ve Osman Gazi gibi medeniyet mimarı olmuştur. Türkistandaki mücadeleleri; onun çıraklık dönemidir. Afganistandaki ondört yıllık hayatı; harb ve siyaset sanatında kalfalık dönemidir. Hindistandaki fütuhatları da, onun ustalık devresidir. Türkistanda, emin bir devlet kurulamıyacağını; Ortaasya zemininin buna müsait olmadığını anlıyan; Babür Şah, 1504’de; Kâbil’i, Kandeharı ve Afgan ülkesini ara hedef seçip, burayı feth ederek Babürlü devletini kurmuştur.

Himalaya ve Hindikuş dağları ile çevrili olan Afganistan; coğrafi olarak emniyetli bir yer idi. Babür Şah, Afganistanda bulunduğu sürece; Türkistandan getirdiği taze göçlerle; kuvvetini geliştirdi ve büyütdü. Oğuzlar gibi batıya göç edebilirdi. Fakat, İrana yerleşmiş olan Safevi devleti; buna, bir engel teşkil ediyordu. Bu sebeple güneyi tercih etti. 25 yaşında iken; Afganistandan Hindistana, üç ay süren ilk seferini yaptı. Hindistan harekât alanını her yönü ile tanıdı. Pek çok ganimetler elde etti. Bu keşif bilgilerinin ışığında, Hind kıtasını zapt edecek güçleri üretebilmek için; 35 yaşına kadar, Afganistanda çok yönlü hazırlık yaptı. Hindistan fatihi Sultan Mahmud Gazneviden beş asır sonra; peşpeşe baskın ve darbe şeklinde beş sefer düzenleyerek, kuzey Hindistanı feth etdi. 342 sene ömür süren Gürganiyye Devletini kurdu. Böylece, Delhi on asır boyunca, bin sene bir Türk başkenti oldu.

1526’da, batıda Oğuz Türklerinin bir kolu olarak; 32 yaşındaki Kanuni Sultan Süleyman han; Macaristan’da, Mohaç Meydan Muharebesini kazanırken; Sultan Zahirüddin Babür Şah da aynı tarihte; 44 yaşında Hindistan’da, Panipüt Meydan Muharebesini kazanıp; İbrahim Ludi’nin yüzbin kişilik ve bin filden müteşekkil zırhlı ordusunu imha ederek, Orta Hindistanı feth ediyordu. Bir yıl sonra, Rana Senkan’ın, yüz bin kişilik ordusunu; Osmanlıların gönderdiği, Mustafa Rumi’nin kumandasındaki; ateşli silahlarla, Knava Meydan Muharebesinde imha etti. Böylece, Ganj Vadisini ele geçirdi ve Gazi ünvanını kazandı. Osmanlılardan getirttiği silah ustaları ile asrın en ileri, ateşli silah tekniğine, tüfek ve toplarına sahip oldu. Manevra unsuru olarak;  çevik, eğitilmiş, süvari birliklerini ve ateşle manevrayı, koordineli bir şekilde kullandı.

Düşmanın hassas noktalarını keşfederek, ustaca manevralar yaparak, büyük birlikleri kısa sürede imha etti. İktisadi, sosyal, siyasi, askeri, çok yönlü güçleri, harekâtı destekleyecek şekilde organize etmesi, Babürün; harb sanatındaki ve devlet adamlığındaki dehasını göstermektedir.

Babür Şah, Hindistan’ı feth ederek ve Türkistandan yeni insan kitlelerini göç etdirip, Hint kıtasına yerleştirerek; Müslüman Türk milletine yeni bir hayat sahası ve yeni bir vatan kazandırmış; Hint Okyanusuna da hakim olmuştur.

Kendisinden beş asır önce; Sultan Mahmud Gaznevi, Hindistan’ı feth ederek, yerleştirdiği Müslüman Türklerin; Hint kıtasında eridiği bir sırada; bölgeye yeniden islamın güzel ahlakını, adaletini ve ihlasını getirmiştir. Yani, bölgeye; taze Türk kanı, Türkün iman ve irfanını getirmişdir.

Babür Şah, kurduğu Gürganiyye Devlet ve medeniyeti ile, bugün Hint kıtasında; biz Anadolu Müslüman Türkleri gibi inanan ve aynı kanı taşıyan; Pakistanlı, Kuzey Hindistanlı ve Bangladeşli; Müslüman Türk varlığının güçlü bir şekilde yerleşmesine sebep olmuştur. Hindistanda yaptırdığı yollar, sulama tesisleri; kurduğu posta teşkilatı, medreseler, camiler, hamamlar, vakf ve külliyeler; günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Hint kıtasında kurulan, Babürlü Müslüman Türk devleti; Doğu ve Güney Afrikada, Hindiçini’de, Filipinlerde, Endonezyada ve Uzakdoğuda; islamiyetin yayılmasına ve kuvvetlenmesine sebeb olmuştur. Bu bölgelerde yüz milyonlarca insan Ortaçağ karanlığından kurtulmuş; islamiyetin ebedi seadet güneşiyle aydınlanmıştır.

Babür Şah, bir zooloji ve botanik bilginidir. Aynı zamanda da bir bahçe mimarıdır. Afganistanda ve Hindistanda ziraat ve hayvancılığı organize etmiş ve güçlendirmiştir.

Babür Şah, edib ve şairdir. Hatıralarını kendi yazıp, Babürname ismi ile yayınlamış, şiirlerini Divanında toplamıştır. Babür Şah, bir filoloji bilginidir. Türkçeden başka, Arabça, Farsça, Moğolca, Peştuca ve Urdu dillerini konuşur ve yazardı.

Babür Şah, aynı zamanda; bir İslam âlimidir. Hanefi fıkhı üzerine kitaplar yazmış, yaşadığı asrın en büyük İslam âlimi ve manevi kutbu olan; Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin; Risale-i Validiyyesini, şiir olarak Türkçeye terceme etmiştir. Afganistanda ve Hindistanda yaşamış olan Evliya-i kiramın, kabirlerini ziyaret etmiş ve çoğunun üzerine türbeler yapdırmıştır. Bunlardan manen ve ruhen çok istifade etmiştir.

Babür Şah, sosyolog ve hatibdir. Değişik dilleri ve lehçeleri konuşmuş ve yazmış, geniş halk kitlelerine hususi kendi dilleriyle hitab ederek; onları kendisine ve devletine bağlamasını bilmiştir.

Babür Şah, hattatdır. Hatt-ı Babüri isminde, yeni bir yazı stili geliştirmiştir.

1528 yılında, Hindistanın Ayodhya şehrinde, Babür Şah’ın kendi adına yaptırdığı cami; 6 Aralık 1992 tarihinde, fanatik Hintliler tarafından yıkılmıştır. Bu olay, Türk İslam dünyasında infiale sebeb olmuştur.

Babür Şah, 1530 yılında, Kuzey Hindistan’da; Agra şehrinde, 48 yaşında vefat etmiştir. Türbesi Afganistan’ın başşehri Kabil’dedir.

Selçuklu ve Osmanlı olarak, bin senedir Ortadoğu ve Anadoluda yaşayan biz Türklerle, Gazneliler ve Babürlü olarak yine bin senedir Hint kıtasında yaşayan Pakistanlı, Bangladeşli ve Hindistanlı Müslümanlar, birbirlerini, Orta Asya kökenli, aynı din ve aynı soydan Müslüman Türk oldukları için çok severler. Türk istiklal harbinde de çok yardım etmişlerdir. Türkiye ve Pakistan kardeşliğinin temelinde yatan gerçek budur.

Gazneli Mahmud, Babür Şah ve torunlarından Muhammed Evrengzib Alemgir Şah; tıpkı Fatih, Yavuz ve Kanuni Sultan Süleyman Han gibi Orta ve Yeni Çağa damgasını vurmuş; insanlığı adalete ve seadete kavuşturmuş; tarihe ve medeniyete yön veren; manevi sultanlar ve cihangir gazilerdir.

Geniş; zamana ve mekâna hükmeden büyük tarihimizi; eşsiz medeniyetimizi ve bunların kurucusu iki cihan sultanı dâhilerimizi; doğru olarak tanımamız ve gelecek kuşaklara tanıtmamız; sağlam temeller üzerinde yükselecek yeni Türk asrına geçişimizi kolaylaştıracak; mazlum insanlığı şefkat ve adaletle kucaklayacak; Müslüman Türk hâkimiyetini hızlandıracaktır.

15 asır evvel Allahü tealanın en büyük ihsanı olarak, Sevgili Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselama gönderdiği ve asırlarca insanlığa adalet, seadet ve huzur sunan; yaratılana Yaratan’dan ötürü, şefkat ve merhametle bakan; insan hak ve hürriyetleri başta olmak üzere; ölü-diri, canlı-cansız, bütün varlıklara karşı; insanlığa sorumluluklar yükleyen; ÜSTÜN ve EŞSİZ BİR MEDENİYETİN mensuplarıyız. Elhamdülillah.

    Asr-ı Seadette; Eshab-ı kiramın, Tabiin, Tebe-i Tabiin ve Eimme-i müçtehidinin; bütün arzdaki eşsiz fütuhatlarıyla; Karahanlı, Gazneli, Timurlu, Babürlü, Selçuklu ve Osmanlı ile devam eden, İLAHİ EN ÜSTÜN MEDENİYETİN SAHİPLERİYİZ. Hepsinin gayesi, yeryüzünde i’lâ-yı kelimetullah ve İslamı tebliğ idi. Bunun için, fetihler yaptılar. Asırları ve çağları aşan bir medeniyetin mi’marları oldular. ONLAR, DAHİ, KAMİL ve REHBER İNSANLARDI.

    Büyüklerimiz ve atalarımız, Allahü tealanın bütün kainata, en büyük ihsanları olarak gönderdiği; KURANI AZİMÜŞŞANIN SONSUZ AYDINLIĞI, RESULULLAHIN SONSUZ REHBERLİĞİ ile, tarihin en büyük zaferlerini kazandılar. Maddi ve ma’nevi bütün emanet ve miraslarını bize kadar getirip, teslim ettiler. Tüm insanlığa, bugüne kadar en şerefli ve en büyük, paha biçilmez hizmetleri yaptılar.

    İnsanlığı, çağlar boyu huzura kavuşturan “MUKADDES DEĞERLERİMİZ”i yeniden ve tam olarak ortaya çıkartmak; vesikalarımızı, bütün dünya dillerine çevirerek; bu sonsuz ve ma’nevi hazinelerimizi, tüm insanlıkla paylaşmak, emri maruf yapmak, hepimizin vazifesi; yeryüzüne 12 asır hakim olan bütün büyüklerimizi tam tanıyalım, o büyüklerin izinde yürüyerek İslamı ve hakikati yaşayalım ve yaşatalım.

    Allahü teala o büyüklere rahmet eylesin. Bizleri de, o büyüklerin şefaatine nail eylesin. Amin!

 

Fahrettin Tacar

Fahrettin Tacar Eğitim Vakfı Başkanı