BEREKET - kainatingunesi.com

Ali ile İbrâhim, adında iki kardeş,
Bir köyde bir arada, geçinip giderlermiş.

Tarlada ekinleri, biçip harman yapmışlar,
Savurup buğdayları ikiye ayırmışlar.

Büyük olanı Ali küçüğü İbrâhim’miş,
Ali evli çocuklu, İbrâhim bekâr imiş.

Ali demiş: ( İbrahim sen bekle buğdayları,
Ben ise getireyim, anbardan çuvalları.)

Ali eve gidince, dönmüş ki İbrahim:
(Ber bekâr bir kişiyim, çoluk çocuklu âbim,

Daha çok buğday lâzım, elbet onun evine,
Benimkinden bir miktar, atayım onunkine.)

Doldurup birkaç kürek, atmış öbür yığına,
O sırada âbisi, dönmüş evden yanına.

Çuval alma sırası, İbrâhim’e gelmişti,
Bu maksatla İbrâhim, hemen eve gitmişti.

Ali bekleyecekti, buğdayı bu sefer de,
İbrâhim ayrılıca düşünmüş ki Ali de;

(Var benim evim barkım, büyüdü çocuklarım,
İbrâhim kadar degil, buğdaya ihtiyâcım.

O ise bekâr, çalışıp kazanacak,
Ona çok para lâzım, evlenip ev kuracak.

Onunki benimkinden fazla olmalı yine,
Benimkinden bir miktar atayım onunkine.)

Diyerek bir kaç kürek, attı kendi payından,
O sırada İbrâhim, çıkageldi anbardan.

Sonra Ali ayrıldı İbrâhim kaldı yine,
Yine kendi payından, aktardı öbürüne.

Onlar birbirlerine, eyleyince merhamet,
Hak teâlâ onlara, verdi ki bir bereket.

Günlerce taşıdılar, bitmedi buğdayları,
Doldu ikisinin de, buğdayla anbarları.

Dağıttılar bilcümle, fakir kimselere de,
Bitmek bilmiyor idi, buğdayları yine de.

Kardeşler birbirine, işte böyle olmalı,
Şefkat ve merhameti elden bırakmamalı.

Abdüllatif Uyan