BİD'AT NEDİR ? - kainatingunesi.com

Bid’at Nedir? Kaç Çeşit Bid’at Vardır?

Bid’at, lügatte sonradan ortaya çıkan şey demektir. Dînimizdeki ma’nâsı ise, Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” ve dört halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da, dinde sonradan meydana çıkarılan, uydurulan sözler, işler ve reformlardır.

Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Bid’atlerin hepsi dalâletdir) buyurdu. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Bir ümmet, Peygamberi öldükden sonra, dinde bid’at yaparsa, buna benzer bir sünneti gayb eder). Ya’nî, küfre sebeb olmıyan bir bid’at yapılırsa, bunun cinsinden bir sünneti terk ederler.

Diğer bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Bid’at sahibi, bid’atini terk etmedikçe, tevbe etmesini, Allahü teâlâ nasîb etmez). Ya’nî, bir kimse, bir bid’at ortaya çıkarırsa veya başkasının çıkarmış olduğu bir bid’ati yaparsa, bu bid’ati iyi bildiği ve karşılığında sevâb beklediği için, bundan tevbe edemez. Bu bid’atin kötülüğünden veya küfre sebeb olmasından dolayı hiçbir günâhına da tevbe etmesi nasîb olmaz.

Sevgili Peygamberimiz; bir hâdîs-i şeriflerinde buyurdular ki, (Allahü teâlâ, dinde bid’at olan birşeyi yapan, bu bid’ati Allah rızâsı için terk etmedikçe, onun hiçbir amelini kabul etmez). Ya’nî, i’tikâdda veya amelde veya sözde yâhud ahlâkda bid’at olan birşeyi yapmağa devam edenin bu cinslerden ibâdetleri sahîh olsa da, hiçbirini kabul etmez. İbâdetlerinin kabul olması için, bu bid’ati, Allah’dan korkarak, ondan sevâb bekliyerek yâhud rızâsına kavuşması için terk etmesi lâzımdır.

Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Allahü teâlâ, bid’at sahibinin orucunu, haccını, ümresini, cihâdını, günâhdan vazgeçmesini, adaletini kabul etmez. Hamurdan kılın çıkması gibi, islâmdan çıkar). Ya’ni ibâdeti sahîh olsa da, kabul olunmaz, sevâb verilmez

Diğer bir hadîs-i şerîfde de, (Bid’at sahibleri ile birlikde bulunmayınız! Onların kötülükleri, uyuz hastalığı gibi bulaşıcıdır) buyuruldu.

Ebû Ali Hasen Cürcânî “rahmetullahi aleyh” buyurdu ki: Sünnete giden yol; bid’atten kaçmak, Eshâb-ı kiramın icmâ’ına (sözbirliğine) uymak, bozuk din adamlarından uzaklaşmak, bir Allah adamını tanımak ve eserlerini okumaktır.

Ebû İdris Havlânî “rahmetullahi aleyh” buyurdu ki: Değiştiremeyeceğim bir bid’at görmektense, mescidde söndüremiyeceğim bir ateşi görmeyi tercih ederim.

Abdullah bin Zeyd “rahmetullahi aleyh” buyurdu ki: Bid’at ehli ile oturup kalkmayınız. Çünkü o, kalbi hasta yapar. (Hasan-ı Basrî) Bid’at ehli ile oturmayınız. Onlarla sohbet etmeyiniz. Çünkü sizi dalâlete (yanlış yola, sapıklığa) düşürebilirler.

Bid’atın Çeşitleri

l- İtikadda Bid’at: Bu da ikiye ayrılır:

  1. a) Küfre Sebep Olan Bid’atler : Bu bid’at, inanılması lâzım olduğu sözbirliği ile bildirilmiş olan şeylerden ise, bu inanış (Küfre sebeb olan (Bid’at) olur. Öldükden sonra tekrar dirilmeğe ve Allahü teâlânın sıfatlarına inanmamak ve âleme kadîm (ezelî, başlangıcı yoktur) demek bu bid’atlardandır. İmâm-ı Gazali “rahmetullahi aleyh” “âlem kadîmdir” dedikleri için İbni Sînânın, Fârabi’nin ve daha başka felsefecilerin kâfir olduklarını söylemiştir. Böyle küfre sebeb olan inanışa (İlhâd) Böyle inananlara (Mülhid) denir. İ’tikâdı küfre sebeb olan mülhidler kendilerini müslümân sanmakda, ibâdetleri yapmakda ve günâhlardan sakınmakda iseler de, bunların hiçbiri sahîh olmaz.
  2. b) Küfre Sebep Olmayan Bid’atler : Müteşâbih (mânası kapalı olan) âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şeriflerden yanlış ma’nâ çıkaranların bu yanlış İ’tikâdı küfre sebeb olmaz. Kabr azabına ve mi’râca inanmıyanlar böyledir. Fekat, küfre sebeb olmıyan böyle İ’tikâddaki bid’atler, en büyük günâhlardan, meselâ mü’mini haksız yere öldürmekden ve zinadan daha büyük günâhdırlar. Bu bozuk i’tikâdlarını, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şeriflerden zan ile çıkardıkları için, kâfir olmuyorlar.

Î’tikâdda bid’at sahibi olanlara (Mübtedi’) ve (Ehl-i hevâ) denilmekdedir. Çünkü bunlar, islâmiyete değil, nefislerine uymakdadırlar. Yetmişiki sapık fırka böyledir. Bunlardan ba’zısının i’tikadı küfre sebeb olmakdadır.

2- ibadette Bid’at : Yeni bir ibâdet meydâna çıkarmak veya mevcûd bir ibâdetde ziyâdelik veya noksanlık yapmak (ibâdetde bid’at) olur. Bu da ikiye ayrılır:

  1. a) Bunlardan dînin sahibinin, ya’nî Muhammed aleyhisselâmın, sözle veya iş ile, sarih (açık) veya işaret ederek, izni olmadan ortaya çıkarılanlara (Bid’at-i seyyie) Meselâ, nemâzlardan sonra hemen (âyet-el-kürsî) okumak lâzım iken, önce (Salâten tüncînâ)yı ve başka düâları okumak bid’atdir. Bunları, (âyet-el-kürsî)den ve tesbihlerden sonra okumalıdır. Nemâzdan, düâdan sonra secde edip de kalkmak bid’atdir.

Dört mezhebin ibâdetlerle ilgili ictihatları bid’at değildir. Çünkü bunlar, kendi akılları ile çıkarılmış olmayıp, (Edille-i şer’ıyye)den çıkarılmışlardır. Bunlar Nasslarda ziyâdelik olmayıp, Nassların açıklamalarıdır. Bu sebeple dört mezhebden birine uyarak ibâdetlerini yapmak Kur’ân-ı kerîme ve hadisi şeriflere uymak olur. Nemâza dururken iftitâh tekbîrini birkaç defa söylemek, sevabı çok olmak için ise, bid’at olur. Vesvese ile, istemiyerek söylerse, günâh olur.

  1. b) Dînin sahibinin, sarih veya işaret ile, izni varsa, bunlara (Bid’at-i hasene) Bid’at-i haseneler, müstehab veya vâcib olur. Câmi’lere minare yapmak, müstehabdır. Bunları yapmak sevâb olup, terk etmesi günâh olmaz.

Zeyd bin Sabitin annesi diyor ki, “Medînede, Mescid-i Nebinin etrafındaki evlerin en yükseği benim evim idi. Bilâl-i Habeşî “radıyallahü teâlâ anh “, önceleri, evimin damına çıkıp ezan okurdu. Resülullahın mescidi yapılınca, mescid üzerinde müezzin için yapılan yüksek yere çıkarak okudu “. Müezzinlerin minareye çıkıp ezan okumalarının sünnet olduğu buradan anlaşılmakdadır. Din mektebleri yapmak, din kitâbları yazmak vâcib olan bid’atlerdendir. Bunları yapmak sevâb, terk etmek günâhdır. Bid’at ehlinin ve mülhidlerin, ya’nî küfr olan bid’at sâhiblerinin şübhelerine karşı uyarıcı delîller ortaya koymak da böyledir. Âlimler, ameldeki, ibâdetdeki bid’atleri ikiye ayırmışlar, hasene ve seyyie demişlerdir.

3-Adetde Bid’at : Dinde, ibâdetde olmayıp, âdetde olan yenilikler, ya’nî yapılırken sevâb beklenilmiyen değişiklikler bid’at olmaz. Meselâ, yimekde, içmekde, binme ve taşıma vâsıtalarında, binalarda yapılan yenilikleri, değişiklikleri dînimiz red etmez. [Bunun için, masada, ayrı tabaklarda, çatal kaşık ile yimek, otomobile, tayyareye binmek, her çeşid bina, ev ve mutfak eşyası kullanmak ve bütün fen bilgileri ve fen âletleri, fen işleri dinde bid’at değildir. Bunları yapmak ve fâideli yerlerde kullanmak, âdetde bid’at işlemek, dalâlet, günah değildir, îhtiyâcdan fazla yüksek bina yapmak, doyuncaya kadar yimek, kahve, çay, sigara içmek âdetde bid’atdir, câizdir, günah değildir. Yapmamak evlâ, daha iyi olur. [İmihal Bilgileri /:276-283]

Tekrar edelim ki, (Bid’at) demek, Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” ve Onun dört halîfesinin “rıdvanullahi aleyhim ecmaîn” zemânlarında bulunmayıp da, dinde, sonradan meydâna çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve âdetlere denir.

(Mektûbât) kitabının arabî ve fârisî baskılarında, yüzseksenaltıncı mektûb haşiyesinde diyor ki, (İslâm âlimlerinin çoğu, amelde bid’atleri ikiye ayırdı: Sünnete muhalif olmıyan yeniliklere, reformlara, ya’nî birinci asrda aslı bulunanlara, (Bid’at-i hasene) dediler. Aslı bulunmıyanlara (Bid’at-i seyyie) dediler. İmâm-ı Rabbânî “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” hazretleri ise, aslı bulunanlara, bid’at ismini bulaşdırmadı. Bunlara (Sünnet-i hasene) dedi. Mevlid okumak, minare, türbe yapmak böyledir. Bid’at ismini, yalnız aslı bulunmıyanlara verdi. Ya’ni Bid’at-i seyyie dediklerine bid’at demiş, bunları çok kötülemişdir. Alimlerin hasene dedikleri bid’atlere bid’at dememiş, sünnet-i hasene demişdir. Vehhâbîler, bu bid’at-i hasenelere de, bid’at-i seyyie dedi. Sünnet-i hasenelere de şirk dediler. Câhil din adamları da, bid’at-i seyyielerin çoğuna, bid’at-i hasene diyerek, kötü bid’atlerin yayılmalarına sebeb oldular. İmâm-ı Rabbânî hazretleri, bid’atleri kötülemekde, islâm âlimlerine karşı değil, câhil dîn adamlarına karşıdır.) [Saadet-i Ebediyye / 760]