BUGÜNKÜ MÜSLÜMANLARIN DURUMU - kainatingunesi.com
Yazan: Fahrettin Tacar

BUGÜNKÜ MÜSLÜMANLARIN DURUMU

Eski bir tanıdığımız olan sayın Fahri Kayadibi, İzmit müftüsü olarak tayin edilince, bizimle görüşmek için haber ve selam gönderdi. Müftü efendiyi yeni makamında tebrik etmek için ziyaretine biz gittik. Karşılıklı halimizi birbirimize anlatıp, eski hatırlarımızı yad ettik. Fahri Kayadibi’nin son dört senesi din görevlisi olarak Avrupa’da geçmiş. İngilizce, Fransızca, Almancayı öğrenmiş. Yoğun bir hizmetten sonra, birçok hatıralarla yurda dönmüş. Dört sene boyunca Avrupada yaşadığı en ilginç hadiseyi anlatmasını istedim. Hay hay dedi, anlatmaya başladı.

Bir gün İsviçre’deki büromuza 40 yaşlarında bir zat geldi. Yanımda başka şahıslar da vardı. Onlar gittikten sonra baş başa kaldık. Bu zat devamlı ağlıyordu. Kendisini teselli etmek istedim. Derdini, üzüntüsünü anlatmasını, belki bir çaresini bulabileceğimizi, bir hizmetimiz dokunabileceğimizi söyledim. O da açıldı. Hayatını özetledi. Bu zat, Katolik bir Alman ailesine mensup olup, 20 yaşına kadar Hristiyanlık kendisine iyice öğretilmiş. Fakat hristiyanlık dini bu zatı tatmin etmemiş ve din arayışı içine girmiş. Önce Yahudilerin, sonra Müslümanların birçok konferanslarına, vaazlarına, dernek, vakıf toplantıların iştirak etmiş. Çok kitap okumuş. İslamiyeti kabul ederek, 27 yaşında iken Balıkesirli bir Türk kızı ile evlenmiş.

Bu Müslüman kız bana da, çocuklarıma da islamiyeti iyice öğretir, benim aynı zamanda din öğretmenim olur diye düşünmüş. Fakat günler, aylar geçtikçe, hanımının İslamiyet namına hiçbir şey bilmediğini, din hakkındaki bilgisinin sadece nüfus kağıdında İslam kelimesi ile kaldığını anlamış.

Alman genç kendisi devamlı İslamiyete ait kitaplar almış, çeşitli kurslara gitmiş, bilgisini geliştirmiş. Hanımına ve çocuklarına, İslamın beş şartını, imanın altı şartını, 32 farzı, 54 farzı, 72 günahı kebairi ve tecvidle Kuranı kerim okumayı iyice öğretmiş. Ailesi ve kendisi mesud ve bahtiyar olarak hayatını devam ettiriyormuş.

Alman genç, müftü efendi diyor, ağlamamın iki sebebi var: Birincisi, İslam dinini öğrendim. Hayatta ne kadar faydalı ve güzel şey varsa, Allahü tealanın emr etmiş olduğunu ve hayatta ne kadar zararlı şey varsa, Allahü tealanın yasak ettiğini gördüm. Cenabı hakka o kadar şükr ediyorum ki, hem bana islamiyeti öğrenmeyi nasib etti, hem de sözde Müslüman hanımıma islamiyeti ben öğrettim. Bu benim hayatımda büyük bir devrimdir. Bu nimetinden dolayı Allahü tealaya çok şükr ediyorum ve sevincimden ağlıyorum demiş.

İkinci olarak benim Hristiyan akrabalarım çok. Hepsi tahsilli, işadamı olup geniş bir aileye mensubum. Makul insanlar. Onlara da çeşitli vesilelerle karşılaştıkça, islamiyeti dilimin döndüğü kadar, bildiğim kadarıyla anlatmaya çalışıyorum. Fakat onlar gerek Avrupa’da, gerekse Asya, Afrikada ithalat, ihracat, ticaret sebebiyle bütün Müslüman devlet, millet ve şahıslarla bizzat görüşerek, uçakla gidip gelerek alış veriş yapıyorlar. Haşır neşir oluyorlar. Bana diyorlar ki, bak biz seni tanıyoruz. Her şeyine güveniyoruz. Biz senin ahlakını, karakterini seviyoruz. Fakat sen bize içlerinde hilekar, yalancı, dolandırıcı, verdikleri sözde durmayan, borcunu zamanında ödemeyen, temizliğe riayet etmeyen, tembel, plansız, programsız bu cahil insanların dinini mi tavsiye ediyorsun? Biz de mi bunlar gibi yalancı, sahtekar, cahil, tembel olalım diyorlar. Ben de onlara bugün Asya ve Afrikada yaşayan, Müslümanım diyen bu insanların islamiyeti bilmediklerini, Kuranı kerimden, hadisi şeriflerden, Eshabı kiramdan, fıkıhdan, akaidden, hadis ve tefsirden haberleri olmadığını, islamiyeti unuttuklarını ve islamiyeti yaşamadıklarını, bunların İslamiyet için örnek ve numune olamayacaklarını, asıl islamiyetin kitapların arasında, mazide kaldığını, asrı seadette, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar zamanında hakiki islamiyetin, hakiki Müslümanların yaşadığını ve 12 asır Müslümanların dünyamıza hakim olduklarını, insanlığa ve medeniyete en büyük hizmeti Müslümanların yaptıklarını, Avrupaya ilmi ve teknolojiyi 6 asır boyunca Endülüsler, Müslümanların taşıyıp yaydığını, Avrupada reform ve rönesansı Müslümanların meydana getirdiğini anlatıyorum.

Fakat Arabi ve Farisi bilmiyorum. Osmanlıca ve Türkçe bilmiyorum. Müslüman devletlerin ve milletlerin dillerini bilmiyorum. Akaid, kelam, fıkh ilimlerinde, tasavvuf, marifet ilimlerini, tefsir, hadis ilimlerini bilmiyorum. İmkanım da yok. Artık bu yaştan sonra yaşım da müsait değil. Temel kaynaklarına göre İslamın ana ilimlerini öğrenemediğim için, iyi niyetli hristiyan akrabalarıma da islamın aslını iyice izah edip anlatmaktan aciz kalıyorum. Dinimi büyük çaplı öğrenmek ve öğretmekte, dinimi insanlara tebliğ edip anlatmakta aciz kalıyorum. Bunun için ağlıyorum. Akrabalarımı kurtaramadığım için, onların hidayetine sebep olamadığım için, buna güce yetmediğim için ağlıyorum. Akrabalarım islamın bu nurundan istifade edemediler, ahıretleri ve sonsuzları karanlık. Onları ebedi Cehennem azabından, sonsuz felaketten kurtaramadım, onun için ağlıyorum demiş.

Ben de, kardeşim, bu ilmi ve dini cehalet bugün, bütün İslam aleminin en büyük problemidir. Bugünkü Müslümanlar mahşerde, Allahü tealanın huzurunda ne cevap verecekler? Hem kendi hallerine, hem de insanlığın içine düştüğü bu hallere, bütün ehli imanın, bütün İslam aleminin ağlaması lazımdır dedim. Avrupadaki ve dünyadaki Müslümanların bugünkü durumunu anlatan bu acı hatırayı dinledikten sonra müftü efendinin makamından ayrıldık. Tam beş sene oldu. Hala müftü efendiyi, ağlayan Almanı, İslam aleminin hakiki islamiyetten, Kuranı azimüşsandan, Resulullahın ahlakından, Eshabı kiramın yolundan uzak bugünkü hayatını ve insanlığın meçhul akıbetini bir Müslüman olarak, bir insan olarak devamlı düşünüyorum. Hiç unutamıyorum. Allahü teala sevgili Peygamberimizin, Eshabı kiramın, sevdiklerinin hatırı için, hepimize islamiyeti hakiki kaynaklarına uygun olarak öğrenmek ve yaşamak, bütün insanlığa da öğretmek ve anlatmak nasib eylesin. Bin senedir, Selçuklu ve Osmanlı ile İslam aleminin manevi liderliğini yapan, İslamı cihana hakim kılan, Anadoludaki biz Müslüman Türkler, herhalde İslam alemininde, hristiyan aleminin de, hatta bütün insanlığın sonsuz kurtuluşunun manevi mesuliyetini omuzlarımızda taşıyoruz. Allahü teala milletimize sonsuz kudretiyle imdat eylesin. Çünkü bütün insanlığın, iki cihanda ızdırabdan kurtulması, sonsuz seadete kavuşması için tek ümit, Peygamber efendimizden, Eshabı kiramdan sonra, islama, insanlığa en büyük hizmeti yapmış olan, insanlığın hamisi ve medeniyete yön veren bu şanlı millettir.