CEMÂ'AT İLE NEMÂZ - kainatingunesi.com

Beş vakit nemâzın farzlarını cemâ’at ile kılmak, erkeklere hanefî ve mâlikîde sünnetdir. Cum’a ve bayram nemâzlarında ise şartdır. Nâfile nemâzları cemâ’at ile kılmak mekrûhdur. Beş vakit nemâzda, bir kişi de cemâ’at olarak yetişir. Kırâeti güzel olan imâm olur, ya’nî Kur’ân-ı kerîmin harflerini tanıyan, tecvîd ile okumasını bilen olur. Sesi güzel ve tegannî ile okuyan değil! Fâsıkın (açıkça günah işleyenin) imâm olması mekrûhdur. Çok âlim olsa bile, ona uymak tahrîmen mekrûhdur, günahtır. Hadîs-i şerîfde, (Müttekî yani Allahü teâlâdan korkarak haramlardan sakınan bir âlim ile nemâz kılan, bir Peygamber ile kılmış gibidir) buyuruldu.

(Uyûn-ül-besâir) kitabında buyuruyor ki, (Özürlü olmadığı halde) câmi’e gitmeyip, evinde ailesi ile cemâ’at yapan kimse, câmi’deki cemâ’atin sevabına kavuşamaz. Ya’nî, câmi’e mahsûs olan fazla sevaba kavuşamaz. Yoksa, evde cemâ’at ile kılınca da, cemâ’at sevabına, ya’nî yirmiyedi kat sevaba kavuşur. Şunu da bildirelim ki, iki cemâ’at de, şartlara, sünnetlere uygun olduğu zemân böyledir. Evdeki cemâ’at daha uygun ise, evde kılmak lâzımdır).

Bir kimse, cemâ’at ile iki rek’at nemâz kılsa, yalnız başına yirmiyedi rek’at nemâz kılsa, yine cemâ’at ile kıldığı iki rek’atın sevabı ondan ziyâdedir.

Bir rivâyetde, yalnız başına bin rek’at nemâz kılsa, yine cemâ’at ile kılınan iki rek’atin sevabı daha ziyâdedir. Cemâ’at ile nemâz kılmanın sevabı çokdur. Lâkin birkaçı beyân edilmişdir:

1- Mü’minler bir araya geldikçe, birbirlerine muhabbet hâsıl olur.

2- Câhiller âlimlerden nemâzın mes’elelerini öğrenirler.

3- Ba’zısının nemâzı kabul olur ve ba’zısının olmazsa, kabul olanların hürmetine, kabul olmıyanların nemâzı dahî kabul olur.

Hazret-i Resûl-i ekrem “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Her kim sabah nemâzının farzını cemâ’at ile kılarsa, kıyamet gününde yüzü ayın ondördü gibi parlar. Öğle ve ikindi nemâzlarının farzlarını cemâ’at ile kılsa Hak teâlâ, o kula bin saf melek müvekkel kılıp (o kul için vazifelendirip) kıyamet gününe kadar onun için tesbîh ederler. Her kim akşam nemâzını cemâ’at ile kılsa, Hak teâlâ hazretleri o kişiyi Peygamberlerle haşr eder. Her kim yatsı nemâzını cemâ’at ile kılsa, o kimse ile Hak teâlâ arasında hicâb kalmaz.) Bu faziletler, fâsık olmıyan ve bid’at ehli olmıyan imâmın cemâ’ati içindir.

Her kim cemâ’ati özürsüz terk eylese, Cennet kokusu duyamaz. Bu kimse, dört kitâbda mel’ûn diye vasıflanmışdır.

Resûl-i ekrem “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Eğer kadınlarla, memede olan çocuklar olmasa, yerime bir imâm koyup, şehri gezer, nemâza gelmiyenlerin evlerinin yakılmasını te’mîn ederdim.)

Gözlerim Görmüyor

Menkıbe-1: Bir gün bir a’mâ, Efendimize sordu: Yâ Resûlallah “sallallahü aleyhi ve sellem”! Benim gözlerim görmüyor, elimden tutup câmi’e götürecek bir kimsem de yokdur. Evimde namazımı kılayım mı? Resülullah “sallallahü aleyhi ve sellem” sordular; (Ezan sesini işitiyor musun?) Evet işitiyorum, dedi,

Resülullah. “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem”, (Sana evde nemâzı kılmağa izin veremem) dedî. Yine bir kişî sordu Şehrin yılan, akreb ve vahşî hayvanları vardır. Bana bir çâre var mıdır? Nemazımı evde kılsam? (Ezân-ı Muhammedîyi işitir misin?) buyurdu. Evet işitirim, dedim. (Şu hâlde, nemâza, ya’nî cemâ’ate gitmelisin), cevabını verdi. Böyle olunca, nerede kaldı ki gözlerin, ayakların yerinde, bir korkun yokdur. Şer’î bir mâni’in de yok! Niye evde kılıp cemâ’ate gitmîyesin? Ancak yürüyemiyecek kadar hasta olana ve şiddetli soğuk ve yağmurda izin vardır.

İmam olmanın şartları altıdır:

(Nûr-ül-îzâh) şerhi haşiyesinde buyuruyor ki, (İmâm olmak için altı şart lâzımdır). Bunlardan biri bulunmadığı bilinen imâmın arkasında nemâz sahih olmaz:

1 – Müslimân olmak, Ebû Bekr Sıddîk ve Ömer Fârûkun halîfe olduğuna inanmıyan ve te’vîlini bilmeden mi’râca, kabir azabına inanmıyan, imâm olamaz.

2 – Bulûğ yaşında olmak,

3 – Akıllı olmak. Serhoş ve bunak imâm olamaz.

4 – Erkek olmak. Kadın, erkeklere imâm olamaz.

5 – Hiç olmazsa, Fatiha ile bir âyeti doğru okuyabilmek. Bir âyeti ezberlememiş olan ve ezberlese de, tecvîd ile okuyamayan, nağme yapan, imâm olamaz.

6 – Özrsüz olmakdır. Özrü olan, özrü olmayanlara imâm olamaz. Özr, bir yerinden durmadan kan akmak, yel kaçırmak, idrar kaçırmak, te ve fe harflerini tekrarlayarak okumak, sin harfini peltek se, ra harfini gayn okumak gibi. Gözü ağrıyan, gözyaşı kesilmezse, özr sahibi olur. Kulakdan, göbekden, burundan, memeden ağrı ile çıkan her sıvı da, devamlı akarsa, özr sahibi olur. Adı geçen yerlerden ve yaradan çibandan çıkan kan, irin ve sarı su, ağrı ile olmasa da, böyledir. Özrleri birbirine benziyenler birbirlerine ve bir Özrlü olan, iki özrlü olana imâm olabilir, [Yara üstündeki merheme, sargıya mesh eden ve kaplama veya dolgu dişi olduğu için, mâliki ve şâfii “rahmetullahi teâlâ aleyhimâ” mezhebini taklîd edenler özrlü sayılmaz.]

(Dürr-ül-muhtar) üçyüzyetmişaltıncı sahîfede buyuruyor ki, [İsterse profesör olsun] büyük günâh işliyenin, meselâ içki içenin, zina edenin, faiz yiyenin, karısını, kızlarını çıplak gezdirenin, a’mânın imâm olması mekrûhdur. A’mâ, âlim ise, imâm olur. Veled-i zinanın, ya’nî nikâhsız doğmuş kimsenin imâm olması da mekrûhdur. Emred kimsenin, ya’nî henüz baliğ olmuş, sakalı çıkmamış, parlak kimsenin imâm olması, âlim olsa bile, mekrûhdur. Çünki, fitneye sebeb olur. Parlak olmıyan, köse [sakalsız] arkasında kılmak mekruh değildir). [Görülüyor ki, imâm olmak için, sakallı olmak şart değildir. Özr ile sakal traşı olanın arkasında nemâz kılınır. Sakalı sünnete uygun olmıyan [ya’nî, çenedeki ile birlikde bir tutam uzun olmıyan] kimse, bid’at sahibi olur. Sakalın sünnete uygun olmasına ehemmiyyet vermiyenin imânı gider.

İmâma uymanın doğru olması için, on şart vardır:

1- Nemâza dururken, tekbîri söylemeden önce, imâma uymağa niyyet etmekdir. İmâmın kim olduğunu ve nemâzın ismini niyyet lâzım değildir.

2- İmâmın, kadınlara imâm olmağa niyyet etmesi lâzımdır. [İbni Abidîn, nemâzın mekruhlarını bildirirken buyuruyor ki, (Kızların, kadınların, acûzelerin (yaşlı kadınların), beş vakit nemâza ve cum’a ve bayram nemâzları için ve va’z dinlemek için câmi’e gitmeleri caiz değildir.  Eskiden yalnız acuzelerin akşam ve yatsı zemânı gitmesine izin verilmiş idi ise de, şimdi bunların gitmesi de, caiz değildir). Hele kadınların başı, kolu, bacağı açık, câmi’ye gelip, mevlid, va’z ve hafız dinlemeleri haramdır, büyük günâhdır. Hıristiyan kadınları bile, kiliseye giderken, böyle açık değildir. Açık kadınların, erkekler arasına karışdığı yerlere cami’ denmez. Böyle yerlere, nemâz kılmak için dahî gidilmez. İmâmın erkeklere imâm olmağa niyyet etmesi lâzım değildir. Fekat niyyet ederse, kendisi cemâ’atin sevabına da kavuşur.

3 – Cemâ’atin topuğu, imâmın topuğunun gerisinde olmak,

4 – İmâm ile cemâ’at, aynı farz nemâzı kılmak. Farzı kılmış olan kimse, tekrar imâma uyunca, imâm ile kıldığı nafile olur.

5 – İmâm ile cemâ’at arasında, kadın safı bulunmamak. Kadınlar bir safdan az olup arada perde varsa veya alçakda, yüksekde iseler caiz olur.

6 – İmâmın kendisini görse, yâhud sesini işitse, aradaki duvar mâni’ olmaz. Arada kayık geçecek nehir ve araba geçecek yol mâni’ olur. Yolda veya nehirdeki köprüde iki saf imâma uyunca, arkadakilerin de nemâzı sahîh olur.

7 – İmâma uymanın sahîh olması için, imâmın veya müezzinin sesini işitmek yâhud bunları görmek veya cemâ’atin hareketlerini görmek lâzımdır. İşitmeğe, görmeğe elverişli penceresi olmayan duvar, arada olmamalıdır. [Radyodan, televizyondan, ho-parlörden çıkan ses, insan sesi değildir. Sinema perdesinde, televizyonda nemâz kıldığı görülen imâmın kendisi değildir, benzeridir. Buna uymak caiz değildir.]

(Tergîb-üs-salât)da diyor ki, (Cami haricindeki kimsenin, imâma uymasının sahîh olması için, câmi’nin dolu olması lâzımdır. Dolu olmaz ise ve dolu olup da, son saf ile, dışarıdaki kimse arasında, araba geçecek kadar mesafe varsa, imâma uyması sahîh olmaz).

8 – İmâm hayvanda, cemâ’at yerde veya bunun tersi olmamak.

9 – İmâm ile cemâ’at, yapışık olmıyan iki gemide bulunmamak.

10 – Başka mezhebdeki imâma uyan cemâ’atin, kendi mezheblerine göre nemâzı bozan bir şeyin, imâmda bulunduğunu bilmemesi lâzımdır. Meselâ, imâmdan kan akması veya başının dörtde birinden az mikdârını mesh etmesi, Hanefî mezhebinde caiz olmadığından, böyle yapdığı bilinen bir şâfiî imâma uymak âlimlerin çoğuna göre caiz olmaz.

Cemâ’at bir kişi ise, imâmın sağ yanında hizasında durur. Solunda durması mekrûhdur. Arkasında durması da mekruh olur. Ayağının topuğu, imâmın topuğundan ileri olmazsa, nemâzı sahîh olur. İki ve daha çok kişi, imâmın arkasında durur. Birincisi, imamın tam arkasına, ikincisi birincinin sağına, üçüncüsü birincinin soluna, dördüncüsü ikincinin sağına, beşincisi üçüncünün soluna… olarak dururlar. İkinci, sonradan gelirse, arkaya durur. Birinci, nemâzı bozmadan arkaya geçer. İmâm ileri gitmez,

İmâm ile cemâ’at arasında, iki safdan ziyâde alacak boş meydân veya büyük havuz bulunursa, bunun gerisinde olanların uyması caiz olur ise de, yalnız kılması mekruh olur. Havuzun ve meydânın iki yanlarında cemâ’atin bulunması, şart değildir. Mescide bitişik açık ve kapalı yerler, odalar da böyledir. [Seâdet-i Ebediyye / 248]

Saraya Yapılan Mescîd

Menkıbe-2: İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfenin talebesi îmâm-ı Ebû Yûsuf “rahmetullahî aleyh”, Harun Reşîd zamanında kadı idî. Bîrgün Harun Reşîdîn yanında iken, bir kimse diğerinden davacı oldu. Harun Reşîd’in vezîri de, ben şahidim dedi. İmâm-ı Ebû Yûsuf, vezîrin şahitliğini kabul etmedi. Halîfe, niçin vezirin şahitliğini kabul etmiyorsun, dedi. İmâm, bir gün ona iş buyurmuştunuz, o da size, ben sizin kulunuz, kölenizim demişti. Eğer doğru söylediyse, kölenin şahitliği makbul değildir; yalan söylediyse, yalancının şahitliği de dinlenmez buyurdu. Halîfe, ben şahitlik edersem, kabul eder misin? dedi. Hayır, etmem buyurdu. Niçin? dedi. Sen namazı cemâatle kılmıyorsun, buyurdu. Ben müslümanların işleri ile meşgûlüm dedi. İmâm, Halika tâatın olduğu yerde, mahlûka itaat edilmez, buyurdu. Halîfe, doğru söylüyorsun dedi ve sarayında mescid yapılmasını emretti, Müezzin ve imâm tâyin edildi ve ondan sonra namazı hep cemâatle kıldı. [Nemâz Kitabı / 100]