EBDAL - kainatingunesi.com

Allahü teâlânın evliya kullarından. Dünyâdan kendini çekmiş, ibâdete vermiş derviş. Allahü teâlânın ümmet-i Muhammed’e yapmış olduğu ikram ve ihsanlardan birisi de böyle mübarek zâtları aralarında bulundurmasıdır. Enes bin Mâlik (radıyallahü anh) buyurdu ki: “Ebdâl kırk kişidir. İmâm-ı Taberânî’nin, Evsat kitabında bildirdiği hadîs-i şerîfde buyruluyor ki; “Yeryüzünde, her zaman, kırk kişi bulunur. Her biri, İbrâhim (aleyhisselâm) gibi bereketlidir. Bunların bereketi ile yağmur yağar. Biri ölünce, Allahü teâlâ, onun yerine başkasını getirir.” İmâm-ı Ahmed’in bildirdiği hadîs-i şerîfde buyruldu ki: “Bu ümmetde, her zaman otuz kimse bulunur. Her biri, İbrahim (aleyhisselâm) gibi bereketlidir.” Ebû Nu’aym’ın Hilye kitabında bildirdiği hadîs-i şerîfde; “Ümmetimin içinde, her yüz senede iyiler bulunur. Bunlar beş yüz kişidir. Kırkı ebdâldir. Bunlar, her memleketde bulunurlar”buyruldu. Bunları bildiren, daha nice hadîs-i şerîfler vardır. Yine Hilye kitabında, Ebû Nu’aym’ın merfû’ olarak bildirdiği hadîs-i şerîfde; “Ümmetimin arasında her zaman kırk kişi bulunur. Bunların kalbleri, İbrahim’in (aleyhisselâm) kalbi gibidir. Allahü teâlâ, onların sebebi ile, kullarından belâları giderir. Bunlara ebdâl denir. Bunlar, bu dereceye namaz ile, oruç ile ve zekât ile yetişmediler” buyruldu. İbn-i Mes’ûd; “Yâ Resûlallah! Ne ile bu dereceye vardılar?” diye sorunca; “Cömerdlikle ve müslümanlara nasihat etmekle yetiştiler” buyurdular. Bir hadîs-i şerîfde de; “Ümmetim içinde ebdâl olanlar, hiç bir şeye lanet etmezler” buyruldu. Hatîb-i Bağdadî, Târih-i Bağdâd kitabında buyuruyor ki: “Nükebâ üç yüz, nücebâ yetmiş kişidir. Büdelâ kırk kişidir. Ahyâr yedi kişidir. Amed dörtdür. Gavs birdir. İnsanlara bir şey lazım olsa, önce Nükebâ dua eder. Kabul olmazsa, Nücebâ dua eder. Yine kabul olmazsa Ebdâl, daha sonra Ahyâr, sonra Amed dua ederler. Kabul olmazsa Gavs dua eder. Bunun duası elbet kabul olur.”

Ebdâl olan mübarek zâtlar, yeryüzünde devamlı bulunurlar. Biri vefat ettiği zaman, yerine bir başkası geçirilir. Sayıları yine aynı olur. Bunları kimse tanımaz. Hattâ bâzan kendileri bile kendilerini bilmez. Bunların başlarında kutbları, en büyükleri bulunur. Buna Kutb-i ebdâl, Kutb-i medar veya Kutb-i aktâb denir.

İmâm-ı Rabbânî (kaddesallahü sirrahül’azîz), Meârif-i ledünniyye kitabında, otuz beşinci marifette buyuruyor ki: “Kutb-i ebdâl yâni Kutb-i medar, âlemde, dünyâda her şeyin var olması ve varlıkta durabilmesi için feyz gelmesine vâsıta olur. Her şeyin yaratılması, rızkların gönderilmesi, dertlerin, belâların giderilmesi, hastaların iyi olması, bedenlerin afiyet bulması, Kutb-i ebdâlin feyzleri ile olur. Her zamanda, her asırda bulunması lâzımdır. Hiç bir zaman bunsuz olmaz. Çünkü âlem bununla nizâm bulmaktadır. Bunlardan biri ölünce, yerine başkası tâyin edilir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz zamanındaki Kutb-i ebdâl; Ömer (radıyallahü anh) ile Veysel Karânî (k. sirruh) idi.”

Bir de Kutb-i irşâd olan mübarek zâtlar vardır ki, bunları Kutb-i ebdâl ile karıştırmamalıdır. Onlar, âlemin irşadı, hidâyeti için feyzlerin gelmesine vâsıta olurlar. Herkese rüşd ve îmân bunun vâsıtası ile gelir. İslâmiyet’i korur. Dîn-i İslâm başı boş kalmaz. Din düşmanları pervasızca dîni yıkmaya, değiştirmeye saldıramaz. İmân sahibi olmak, hidâyete kavuşmak, ibâdet yapabilmek, günahlara tövbe etmek Kutb-i irşadın feyzleri ile olur. Kutb-i irşadın her zaman bulunması lâzım değildir. Öyle zamanlar olur ki, âlem îmândan ve hidâyetten büsbütün mahrum kalır. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, o zamanın Kutb-i irşadı idi.

Hadîs-i şerîflerde ebdâl hakkında buyruldu ki:

“Onların hürmetine size yağmur yağdırılır. Onların sayesinde, düşmanlarınız üzerine Allahü teâlânın yardımına kavuşursunuz.”

“Onların sayesinde rızk bulursunuz.”

“Allahü teâlâ, onların hürmetine yağmur yağdırır, ot bitirir, belâyı defeder.”

“İlâhî emrin vakit ve saati gelince, bunların ruhu birden kabz olunur. Ondan sonra da kıyamet kopar.”

“Hadîs-i şerîflerde ebdâlin ahlâkı hakkında buyruldu ki:

“Kendilerine zulm edeni affederler. Kötülük edene iyilik ederler.”

“Cennet’e, yaptıkları sâlih amelleriyle, çok namaz ve oruçları ile girmezler. Allahü teâlânın rahmeti ile, cömerdlikle, gönül selâmetiyle, bütün müslümanlara merhametli olmaları ve onların haklarında iyilik istemeleri sebebiyle girerler.”