EBÛ BEKR-İ ŞİBLÎ - kainatingunesi.com

Evliyanın büyüklerinden, ismi; Cafer bin Yûnus’dur. Künyesi Ebû Bekr’dir. Aslen Mâverâünnehr’deki Şibliyye kasabasından olduğu için Şibli nisbesiyle meşhûrdur. 861 (H. 247) senesinde Bağdâd civarındaki Samarra’da doğdu. Bağdâd’a yerleşti ve 945 (H. 334) senesinde burada vefat etti.

Babası gibi devlet hizmetinde bulundu. Son olarak Damâvend valiliği yaptı. Kırk yaşına geldiğinde büyük âlim Hayr-ün-Nessâc’Ia karşılaşıp, sohbetlerinde bulundu. Hayr-un-Nessâc’ın nasihatleri ve davranışları, kendi üzerinde büyük te’sir bıraktı. Onun huzurunda tövbe edip, bundan sonra kendisini Allahü teâlânın yolunda, O’nun rızâsı için insanlara hizmet edeceğine söz verdi. Halîfe’nin huzuruna gidip, vazifesinden affedilmesini ve hiç bir resmî vazife verilmemesini istedi. Halîfenin huzurundan ayrılıp, büyük âlim Hayr-ün-Nessâc’ın talebelerinden olmak istediyse de, o zât tarafından Cüneyd-i Bağdadî hazretlerine gönderildi. Bu sırada ilim tahsiline yönelen Ebû Bekr-i Şiblî, zamanın âlimlerinden çeşitli ilimler tahsil etti. Pek çok hadîs-i şerîfi ve İmâm-ı Mâlik’in Muvattâ isimli hadîs-i şerîf kitabını ezberledi. Mâliki fıkhını da tahsîl edip, yüksek dereceye ulaştı. Zamanının büyük evliyası Cüneyd-i Bağdâdî’nin sohbetlerinde bulundu. Ondan dünyâ ve âhırette kurtuluşuna sebeb olacak ilimleri öğrenip, gözde talebelerinden oldu. Tasavvufda yüksek derecelere kavuştu. Cüneyd-i Bağdadî hazretlerinden sonra, yerine geçerek, pek çok talebe yetiştirdi. 945 (H. 334) senesinin Zilhicce ayında Bağdâd’da vefat etti.

Hocalarına karşı çok edebli davranan Ebû Bekr-i Şiblî, yaşayışıyla söz dinlemenin üstünlüğünü ve faydasını gösterdi. Zühdü ve takvası pek fazla olup, haramlardan ve şüphelilerden şiddetle sakınırdı. Dünyâ muhabbetinden uzak olup, az yer, az uyurdu. Dört yüz hocadan ders okuyup, dört bin hadîs-i şerfl öğrenmiştir. Bunlar arasından birin seçip düstur edindiğini, her iki dünyâdi kurtuluşu ve bütün nasihatleri içinde gördüğünü söylemiştir. Onun için; “Dünyâ için dünyâda kalacağın kadar çalış, âhıret için orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehennem’e dayanabileceğin kadar günâh işle!” hadîs-i şerîfine göre amel etmiştir.

Kul hakkına çok dikkat eden Ebû Bekr-i Şiblî; “Üzerimde bir dirhem kul hakkı vardı. Onun sahibi için bin dirhemi sadaka olarak verdim. Bununla beraber hâlâ gönlüme ondan ağır bir şey gelmez” buyururdu.

Ebu’l-Fadl Abdülvâhid Temîmî, Ali Acemî, Ebû Hasen-i Hudrî, Ebû’l-Hasen Meşnî, Ebû Zer Râzî gibi bir çok âlimin ders aldığı ve ilim tahsîl ettiği Ebû Bekr-i Şiblî; “Eshâb-ı kirama hürmet etmeyen kimse, Muhammed aleyhisselâma îmân etmiş olmaz.” “Afiyet; dînin bid’atten, amelin âfetten, nefsin şehvetten, kalbin kuruntudan kurtulması demektir” buyurmuştur.

HASTA KİM?

Ebû Bekr-i Şiblî bir gün hastalanmıştı. Devrin hükümdarı ona, tedavi için, hıristiyan bir doktor gönderdi. Doktor, hastanın yanına girince; “Gönlün neyi istiyor?” diye sordu. Ebû Bekr-i Şiblî; “Gönlüm senin müslüman olmanı istiyor” diye cevap verince, doktor; “Ben müslüman olursam iyileşir yataktan kalkar mısın?” dedi. Ebû Bekr-i Şiblî; “Elbette iyi olur yataktan kalkarım” deyince, doktor müslüman oldu. Bu anda Ebû Bekr’i Şiblî’nin hastalığından eser kalmadı. El ele tutuşarak, birlikte hükümdarın huzuruna gittiler. Hükümdar onları bu şekilde görünce; “Ben doktoru hastaya gönderdim sanıyordum. Anladım ki, hastayı doktora göndermişim” dedi.