Ebû Ya’kûb Hazretleri - kainatingunesi.com

Ebû Ya’kûb Hazretleri

Kul ma’nevî yönden yüksek mertebelere erişip, kemâle gelince; artık ona belâ ve sıkıntılar, ni’met şeklinde görünür!.. Çünkü Allahü teâlâya sevgi ve muhabbeti, o derece fazladır ki; Rabbinden gelen herşey, güzel ve tatlıdır!” buyuran Ebû Ya’kûb hazretleri, tasavvuf büyüklerindendir… Adı: ishâk b. Muhammed’dir.’lrak’ta, Ahvaz yakınındaki “Nehrecûr” kö­yünde doğduğu için; Ebû Ya ’kûb Nehrecûrî olarak anılır.

Çok faziletli bir zât idi. Cüneyd-i Bağdadî ve Amr b. Os- man-ı Mekkîve diğer büyüklerle sohbet etti… Yüzünde, her­kesin farkettiği, bir nûrânüik vardı. Lütfü ve ikrâmı bol ve ede­bi pek ziyâde idi. Çok ibâdet ederdi…

Bir ara, Hicâz’a gitti. Uzun seneler (Harem-i şerifte), mücavir (komşu) olarak kaldı…

Birgün ibâdet ederken: “Ey Yâ’kûbL Sen kulsun. Kul, ra­hat olmaz!..” diye bir ses işitti. O ândan sonra gönlü, hiç rahat olmadı!

Bir müslüman kendisine gelerek, dedi ki: “Yâ Eba Ya’kûb! Benim kalbimde, bir katılık var. Ne yaptımsa geçmedi! Bâzı zâtlarla, istişâre ettim. Bâzı tavsiyelerde bulundular. Hepsini yaptım. Fakat sıkıntımı gideremedim. Kalbimdeki katılığın git­mesi için, siz ne buyurursunuz?”

Ebû Ya’kûb hazretleri dedi ki: “Sen şöyle yap: Herkes uyu­duğu zaman, Kâ’be-i Muâzzamadaki Mültezeme’ye (Hacerü’l- esved ile, Kâ’be kapısı arasındaki yere) git!.. Orda namaz kılıp, Allahü teâlâya yalvar ve: ‘Yâ RabbîL Şu işimde, şaşınp kaldım! Yardımını, ihsân eyle!’ diye duâ et.”

Dediğini yaptı. Kalbindeki katılıktan kurtuldu! Kendisin­den nasihat isteyen, talebelerine de şöyle buyurdu: “Kişi, ken­di benliğinden sıyrılıp, Hak ile beraber olursa; kulluk maka­mına kavuşur. Kul olabilmek ise, pek yüksek bir makâmdır!” “Kullar nasıl kurtulabilir?”

“Dünya, bir deryâ. Gemi, takvâ. İnsanlar, bu gemide yolcu. Âhiret ise, sâhildir!”

Sohbet

Bir müslüman, kendisine müracaatla: “Yâ Şeyh!.. Namaz kılı­yorum. Fakat tadım, içimde hissedemiyorum! Niçin böyle olu­yor?” diye sorunca buyurdu ki: “Allahü teâlâyı, sâdece, namaz­da hatırlarsan; böyle olur! Rabbimizi, her zaman hatırlamalı­yız.”

“İnsanlarda huzûr ve sevinç, neyle elde edilir?”

“İnsanda huzûr ve sevinç; şunlarla hâsıl olur: (1) Allahü teâlâya ibâdet edip, o ibâdet sebebiyle sevinmek… (2) Kalbi­mizi, Allahü teâlâdan başka herşeyden kurtarıp; sâdece onun­la olma sevinci… (3) Allahü teâlâdan başka şeyler hakkında konuşmayı terk ile, yalnız onu zikr ve tefekkür etmenin, sevinç ve huzûrunu hissetmek…”

“Allahü teâlânın rızâsına, nasıl kavuşulur?”

“Câhillerden uzak kalmak ve âlimlerin sohbetinde bulun­makla!.. Öğrendiğimiz ilimle, amel etmek ve zikıullaha devam da, şarttır.”

“Doğruluk nedir?”

“Açıkta ve gizlide, Hakka uymaktır!.. Doğruluğun hakikati ise; darlık ve kıtlık zamanımda bile, hak ve hakikati söyleyebil­mektedir!”

“Zengin ve fakir, kimlere denir?”

“Doyması, yemekle olan kimse; dâima açtır!.. Zenginliği, mal ile olan kimse de; dâima fakirdir!.. Çünkü o mal ve yemek, her zaman elde kalmaz…”

“Bir ihtiyâç ânımızda, insanlardan isteyebilir miyiz?” “Gerçekte bütün ihtiyaçları gideren, Allahü teâlâdır. Bu se­beple Allahü teâlâdan yardım istemiyenler; başarısızlığa mahkûmdur. İhtiyaçlarını insanlara arz edenler; ekseriyâ mahrûm kalır!”

“Kulların hiç rolü yok mudur?”

“Birbirlerinin ihtiyaçlarını gidermekte kullar; birer vâsıta­dır (vesiledir)! Çünkü Hak teâlâ ihtiyaçları gidermek için, güç ve kuvvet vermeseydi; kimsenin hiç kimseye yardımcı olmağa gücü yetmezdi!”

“Tevekkül hakkında, ne buyurursunuz?”

“Gerçek tevekkül sâhibi; başına gelen sıkıntı ve musibet­lerden dolayı, kimseden şikâyetçi olmaz. Mahrûm kaldığı şey­lerden dolayı da, kimseyi kötülemez. Çünkü hayrın da, şerrin de Allahü teâlâdan geldiğine; kâmil bir îmânla inanmıştır.”

944 (330) yılında, Mekke-i mükerremede vefât etti… Al­lahü teâlâ hepimize; kâmil îmânla yaşamak ve ölmek nasîb et­sin, âmin.