EHL-İ BEYT ve ESHÂB-I KİRÂM “radıyallahü anhüm” - kainatingunesi.com

Ehl-i Beyt Kime Denir?

Peygamberimiz Muhammed aleyhiselâmın mübarek hanımları, kızı hazret-i Fâtıma ile hazret-i Ali ve bunların evlatları olan hazret-i Hasan ve hazret-i Hüseyin, onların çocukları ve kıyâmete kadar gelecek torunlarının hepsine Ehl-i Beyt denir. Resûlullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” soyu, hazret-i Fâtımâ’dan devam etti. Hazret-i Hasan’ın çocuklarına ve torunlarına “Şerif”, hazret-i Hüseyin’inkine de “Seyyid” denir. Peygamber efendimizin temiz ve mübarek kanını taşıyan seyyidler ve şerifler, İslâm memleketlerinin birçok yerlerinde yaşamaktadırlar. Her birisi güzel ahlâk numûnesi olup, yurdumuzda da sayıları pek çoktur.

Doğru yoldaki islâm âlimleri, Ehi-i Beyt sevgisini, son nefeste îmân ile gitmek için şart görmüşlerdir. Ehl-i Beyti sevmek her mümine farzdır. Bunlarda Resûlullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” zerreleri vardır. Onlara kıymet vermek, saygı göstermek her müslümânın vazifesidir. Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, Ehl-i Beyt hakkında buyurdu ki:

(Sizlere dîn-i İslâmı getirdiğim için, bir karşılık istemiyorum. Yalnız bana yakın olan Ehl-i Beytimi sevmenizi istiyorum.)

(Ümmetimden Ehl-i Beytimi sevenlere şefaat edeceğim.)

Büyük islâm âlimi İmâm-ı Rabbânî “rahmetullâhi aleyh”, buyurdu ki: “Babam zâhir ve bâtın ilimlerinde yâni kalp ilimlerinde çok âlim idi. Her zaman Ehl-i Beyti sevmeyi tavsiye ve teşvik buyururdu. Bu sevgi insanın son nefeste îmânla gitmesine çok yardım eder, derdi. Vefat edeceklerinde baş ucunda idim. Son anlarında şuurları azaldıkta kendilerine bu nasihatleri hatırlatıp ve o sevginin nasıl tesir ettiğini sordum. O hâldeyken bile: “Ehl-i Beytin sevgisinin deryâsında yüzüyorum” buyurdular. Hemen Allahü teâlâya hamd ve senâ eyledim. Ehl-i Beytin sevgisi Ehl-i Sünnetin sermâyesidir. Âhiret kazançlarını hep bu sermâye getirecektir. (Yeni Rehber Ansiklopedisi-6/208)

Eshâb-ı Kirâm Kime Denir ?

Eshâb-ı kirâm, çeşidli şekilde ta’rîf edilmişdir. (Mevâhib-i ledünniyye) de diyor ki. Peygamberimizi “sallallahü aleyhi ve sellem” diri iken ve Peygamber iken bir ân gören, eğer kör ise, bir ân konuşan, büyük veyâ küçük, bir mü’mine (Sâhib) veya (Sahâbî) denir. Birkaç dânesine (Eshâb) veya (Sahâbe) yâhud (Sahb) denir.

Eshâb-ı kiramın “aleyhimürrıdvân” hepsini sevenlere (Ehl-i sünnet) denir. Eshâb-ı kiramın hepsi âlim ve âdil idi. İnsanların efendisinin “sallallahü aleyhi ve sellem” sohbetinde, hizmetinde bulunmuşlar ve Ona yardımcı olmuşlardır. En az sohbetde bulunan bile, Eshâb-ı kirâmdan olmıyan en yüksek Velîden dahâ yüksekdir. O islâm güneşinin, O Allahü teâlânın habîbinin bir sohbetinde, bir teveccühünde hâsıl olan hâller, o mübarek nefesleri ve nazarları, bakışları te’sîri ile zuhûr eden yüksek haller ve olgunluklar o huzûra kavuşamıyanlara nasîb olmamışdır. Eshâb-ı kiramın hepsi “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” daha ilk sohbetde, nefslerine uymakdan kurtulmuşlardır. Hepsini sevmekle emr olunduk. (İslâm Ahlâkı/180)

Bütün din büyükleri buyuruyor ki, Eshâb-ı kiram “aleyhimürrıdvân” Peygamberlerden “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” sonra mahlûkların en efdâli, en üstünüdür. Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” bir kerre gören bir müslimân, görmiyenlerin hepsinden, hattâ Veysel Karânîden katkat dahâ yüksekdir. Eshâb-ı kiram “aleyhimürrıdvân”, Şam’a girince, bunları gören Hıristiyanlar, hallerine hayrân kalıp, (Bunlar, İsa aleyhisselâmın havârilerinden dahâ yüksekdir) dediler. Bu dînin en büyük âlimlerinden olan Abdullah ibni Mübarek “rahime-hullahü teâlâ” buyuruyor ki, (Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” yanında giderken hazret-i Mu’âviyenin “radıyallahü anh” bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdül’azîzden bin defa daha üstündür).

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Eshabımın hiçbirine dil uzatmayınız. Onların şânlarına yakışmıyan birşey söylemeyiniz! Nefsim elinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, sizin bîriniz Uhud dağı kadar altın sadaka verse, esbabımdan birinin bir müd arpası kadar sevâb alamaz.) Çünki, sadaka vermek ibâdetdir. İbâdetlerin sevabı nîyyetin temizliğine göredir. Bu hadîs-i şerif, Eshâb-ı kiramın “radıyallahü teâlâ anhüm ecmain” kalblerinin ne kadar çok temiz olduğunu göstermekdedir. [Bir müd, 875 gramdır.]

(Eshabımın herbiri gökdeki yıldızlar gibidir. Herhangisine uyarsanız, Allahü teâlânın sevgisine kavuşursunuz). Ya’nî hangisinin sözü ile hareket ederseniz doğru yolda yürürsünüz. Denizlerde, çöllerde, yıldızlarla cihet bulunduğu, yol alındığı gibi, bunların sözleriyle hareket edenler, doğru yolda giderler.)

(Esbabıma dil uzatmakda Allahü teâlâdan korkunuz! Benden sonra onları kötü niyyetlerinize hedef tutmayınız! Nefsinize uyup, kin bağlamayınız! Onları sevenler, beni sevdikleri için severler. Onları sevmiyenler, beni sevmedikleri için sevmezler. Onlara el ile, dil ile eziyyet edenler, gücendirenler, Allahü teâlâya eziyyet etmiş olurlar ki, bunun da muahezesi, ibret cezası gecikmez, verilir).

(Zamânlar, asrlar ehâlîsinin en hayrlısı, en iyisi, benim asrımın ehâlîsidir. [Ya’nî Sahâbe-i kiramın hepsidir] Ondan sonra ikinci asrın, ondan sonra üçüncü asrın mü’minleridir).

(Beni gören veya beni görenleri gören bir müslimânı Cehennem ateşi yakmaz).

“Ey kalbi Allahü teâlânın sevgisi ile ve Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sevgisi ile dolu olan müslümân! Birinci vazifen, Peygamberimizin “aleyhissalâtü vesselâm” Eshâb-ı kirâmın sevgisini, Ehl-i beyt-i nebevinin sevgisi ile birlikte kalbinde toplamaktır. Ehl-i beyti, Resûlullahın evlâdı oldukları için sevdiğimiz gibi, diğerlerini de, Onun Eshâbı oldukları için sevmeliyiz! Çünki, Eshâb-ı kiramın nail oldukları şeref pek yüksekdir. O şerefe başkaları kavuşamaz. O şerefden birisi, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” mübarek nazarları onlara işlemiş ve hepsine ma’nevî imdâd ile yardım etmişdir. Bu hassa, husûsiyet bunlardan başkasında bulunmuyor. Bunların kemâlâtına, olgunluklarına ve yüksekliklerine, geniş ilmlerine, Peygamber efendimizden “sallallahü aleyhi ve sellem ” aldıkları hakikat mirasına, sonra gelenlerden hiç biri kavuşamamışlardır. Her müslümânın bunların hepsini âdil, salîh ve velî ve âlim ve müctehid bilmesi lazımdır. Kendilerinden bir hatâ çıksa da cenâb-ı Hak hepsini afv ve mağfiret ile müjdelemişdir. Kur’ân-ı kerîmde onlar hakkında meâlen, (Allah “celle celâluh” Onların hepsinden razıdır. Onlar da, Allahü teâlâdan razıdırlar) buyurulmuşdur. Sahâbe-i kiramdan birini kusurlu bilmek ve kötülemek, bu âyet-i kerîmeye inanmamak olur”, İmâm-ı Rabbani kuddise sirruh hazretleri buyuruyor ki “Eshâb-ı kiram “aleyhimürrıdvân” arasında olan muharebeleri, iyi sebeblerden dolayı bilmelidir. Bu ayrılıkları, nefsin arzuları, mevki, rütbe, sandalye kapmak, başa geçmek sevgisinden değil. Çünki, bütün bunlar nefs-i emmârenin kötülükleridir. Onların nefsleri ise, insanların en iyisinin “aleyhi ve aleyhimüssalavât” sohbetinde, karşısında tertemiz olmuşdu. Şu kadar var ki, Emîrin “radıyallahü anh” hilâfeti zemânında olan muharebelerde, o haklı idi. Ondan ayrılanlar, hatâ etdi. Fakat, ictihâd hatâsı olduğundan, birşey denemez. Nerde kaldı ki, fasık denilsin! Onların hepsi âdil idi. Her birinin verdiği haber, makbul idi. Emîre uyanların ve ondan ayrılanların verdikleri haberler, doğrulukda ve güveniImekde farksız idi. Aralarındaki muharebeler, i’timâdın gitmesine sebeb olmamışdır. O hâlde, hepsini sevmek lâzımdır. Çünki, onları sevmek. Peygamber efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” sevgisinden dolayıdır. Bir hadîs-i şerîfde, (Onları seven, benî sevdiği için sever) buyurmuşdur. Onları sevmemekden, herhangi birine düşmanlık etmekden çok sakınmalıdır. Çünki, onlara düşmanlık, Peygamberimize “sallallahü aleyhi ve sellem” düşmanlık olur. Hadîs-i şerifde, (Onlara düşmanlık eden, bana düşman olduğu için eder) buyurmuşdur. O büyükleri ta’zîm etmek, hürmet etmek, insanların en iyisini ta’zîm etmek, hürmet etmekdir. Onlara hürmetsizlik, tahkir etmek, Onu tahkir olur. İnsanların en iyisinin “aleyhissalâtü vesselam” sohbetini, sözlerini ta’zîm etmek, kıymet vermek için Eshâb-ı kiramın hepsine ta’zîm etmek, kıymet vermek lâzımdır. Evliyanın büyüklerinden Ebû Bekr-i Şiblî “kuddise sirruh” buyuruyor ki, (Eshâb-ı kirama “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în ta’zîm etmiyen, kıymet vermiyen bir kimse, Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” îmân etmemiş olur).” [Saadet-i ebediyye/107]

Ehl-i sünnet âlimleri, Eshâb-ı kiramın “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” üstünlük sırasını üçe ayırmışdır.

1- Muhâcirler: Mekke şehri alınmadan önce, Mekkeden veya başka yerlerden, vatanlarını, memleketlerini terk ederek, Medine şehrine hicret edenlerdir. Bunlar, Resûlullahın “sallallahû teâlâ aleyhi ve sellem” yanına îmân ile gelmiş veya gelince îman etmişlerdir. Amr ibni Âs hazretleri bunlardandır.

2- Ensâr: Medîne şehrinde veyâ bu şehre yakın yerlerde ve Evs ve Hazrec adındaki iki arab kabilesinde  bulunan  müslimânlara  (Ensâr) denir. “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în”.  Çünki Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimize herdürlü yardımda ve fedâkârlıkda bulunacaklarına söz vermişler ve sözlerinde durmuşlardır.

3 – Diğer Eshâb-ı kiram “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în”: Mekke şehri alındığı zemân ve dahâ sonra. Mekkede veyâ başka yerlerde îmâna gelenlerdir. Bunlara Muhacir ve Ensâr denmez. Yalnız sahâbî denir. İmâm-ı Süyûtînin (Târîh-ul-Hulefâ) kitabında diyor ki: Ehl-i sünnet âlimleri, söz birliği ile bildirmişdir ki, Eshâb-ı kiramın en üstünleri, Resûlullahın dört halîfesidir. Bunlardan sonra en üstünleri, Aşere-i mübeşşereden, ya’nî Cennet ile müjdelenmiş olan on kişiden geri kalan altısı ile hazret-i Hasen ve hazret-i Hüseyndir. Bunlardan sonra en üstünleri bu oniki kişiden başka, Bedr gazasında bulunan üçyüzonüç (313) Sahâbîdir. Bunlardan sonra üstün olan, Uhud gazasında bulunan yediyüz (700) kahramandır. Bunlardan sonra üstün olan hicretin altıncı senesinde, ağaç altında Resûlullaha, (Ölmek var, dönmek yok) diye söz veren bindörtyüz (1400) kişidir. Bu sözleşmeğe (Bî’at-ı Rıdvan) denir.

(Ehl-i sünnet vel cemâ’at), Eshâb-ı kiramın “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” herbirini böyle yüksek bilir. [Eshâb-ı kiram/3]