EVLİYA ÇELEBİ - kainatingunesi.com
Yazar: Fahrettin Tacar

1611 yılında İstanbul, Unkapı semtinde dünyaya gelen, dünyaca meşhur seyyahımız Evliya Çelebi, Kuranı kerimi ezberleyip maddi ve manevi ilimler tahsil etti. Babasından hat, nakış, tezhib gibi güzel sanatları öğrendi. 1635 yılında teyzezadesi silahtar Melek Ahmet Ağa vasıtasıyla Ayasofya camiinde Sultan 4. Murad Han’la şahsen tanıştı. Evliya Çelebi üst seviyedeki devlet adamları, âlimler ve büyük serdarların yetiştiği Osmanlı medreselerinin en yükseği Enderun’da tahsilini tamamlayıp devlet adamı olarak göreve başladı.

Evliya Çelebi, yaşadığı çevrenin de tesiriyle genç yaşta seyahat etmek, yeryüzünde yaşayan çeşitli toplulukları, milletleri, ülkeleri, medeniyetleri ve mimari eserleri yerinde görüp tanımak ve incelemek istiyordu. Babası ve babasının arkadaşları, Kanuni devrinden kalma güngörmüş, tecrübeli, hepsi hoş sohbet kimselerdi. Evliya Çelebi bu muhitte, bu atmosferde yetişti. Tahayyül edip heveslendiği dünya çapında seyahatini nasıl gerçekleştirebileceğinin yollarını ve çarelerini arıyordu. Fakat hiçbir imkân ve çıkış yolu bulamıyordu. Nihayet bir aşure gecesi, rüyasında Yemiş iskelesindeki Ahi Çelebi Camiine gitti. Cami tıklım tıklım olup, iğne atacak yer yoktu. O kalabalık cemaat arasında binbir müşkilatla mihraba doğru ilerledi ve kendisini Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın huzurunda buldu. Çok heyecanlandı. Bu bulunmaz, eşsiz bir fırsattı. Şefaat ya Resulallah, diyecek yerde o yüksek huzurda dili sürçerek seyahat ya Resulallah dedi. Mahbubi rahmet alemin Peygamber Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” tebessüm buyurdular. Bu müstakbel şanlı seyyahımıza hem şefaatlerini müjdelediler hem de seyahatlerine müsaade ettiler. O mecliste bulunan Cennetlik olarak müjdelenmiş 10 büyük sahabiden birisi olan Sa’d ibni Ebi Vakkas “radıyallahü anh” hazretleri de Evliya Çelebi’ye gezdiği yerleri ve gördüklerini yazmasını tavsiye etti.

Uykudan uyanınca doğru Kasımpaşa Mevlihane şeyhi Abdullah efendiye gidip rüyasını anlattı. Abdullah efendi, rüyasını güzelce tabir ettikten sonra önce bizim güzel İstanbulumuzu yaz tavsiyesinde bulundu. Evliya Çelebi de, İstanbulu adım adım gezerek başlı başına bir İstanbul tarihi olan seyahatnamesinin birinci cildini yazdı. 1640 yılında eski dostu Okçuzade Ahmet Çelebi ile Bursa’ya gitti, sonra Trabzon ve Kırıma gitti. Azak kalesinin fethinde bulundu. 1645’de İstanbul’a döndü. Yusuf Paşa ile Girit Hanya seferine katıldı. Bir sene sonra Defterdarzade Mehmed Paşa’nın musahhibi olarak Erzurum’a gitti. Anadolunun büyük kısmını dolaştı. Tiflis ve Bakü’yü gezdi. Defterdazade’nın Şuşık seferine katıldı. Azerbaycan ve Gürcistan’ı gördü. Gürcistan seferine iştirak etti. 1647 kışını Erzurum’da geçirdi. Şam Beylerbeyi Mustafa Paşa ile Şam’a gitti. 1650’de, akrabası Melek Ahmed Paşa Sadrazam olunca Evliya Çelebi’nin eline yeni seyahat imkanları geçti. Ordu ile Sögüte gitti. Ahmed Paşa, Özi Beylerbeyine tayin edilince Rumeli seyahati başladı. Rusçuk, Silistire ve Özi eyaletinin kasaba ve köylerini dolaştı. Babadağ köylerinde gördüklerini yazdı. Sofya’da bulundu, Viyana elçisi Kara Mehmed Paşa’nın mahiyetinde Viyana’ya gitti. Bu sırada Danimarka, Hollanda, İspanya ve bütün Avrupa’yı gezdi. 1668’de İstanbul’dan çıkıp kara yolu ile Batı Trakya, Makedonya, Teselya ve Mora sahillerini gezdi. Kandiyenin fethinde bulunmak üzere Girit adasına geldi. Yeniden Mora’ya dönüp Adriyatik sahillerini gezdi. 1671 senesinde hacca gitmek üzere yola çıktı. Batı Anadolu kıyılarını, Ege adalarını, Akdeniz sahillerini, Antebi gezip görerek Mekke’ye vardı. Mekkede 9 sene kaldıktan sonra Salihliye geldi. 1682 senesinde vefat etti. Senelerce at üzerinde seyahat etti. Evliya Çelebi iyi silah kullanır ve güzel cirit oynardı. Çevik ve sıhhatli bir yapıya sahipti.

Meşhur Seyahatnamesinin birinci cildinde İstanbul’un tarihi kuşatmaları ve fethi, İstanbul’daki mübarek makamlar, türbeler, camiler, mescidler, imaretler, dergahlar, hastane, kervansaraylar, hamamlar, çeşmeler ve Fatih’den itibaren yetişen âlimler, vezirler, nişancılar, Anadolu ve Rumeli’nin mülki taksimatı, sultan Süleyman Kanunnamesi yer almaktadır. İkinci cildde, Bursa ve çevresi, Osmanlı devletinin kuruluşu ile İstanbul’un fethi arasındaki Osmanlı padişahları, alimler, vezirler, şairler, Trabzon ve çevresi ile Gürcistan notları bulunmaktadır.
Üçüncü cildde, Üsküdardan Şama kadar yol boyunca bütün şehirler ve kasabalar, Trakya’da Niğbolu, Silistire, Edirne, Filibe, Sofya ve Şumnu hakkında geniş bilgiler bulunmaktadır.
Dördüncü cildde İstanbuldan Vana kadar yol üzerindeki tüm şehir ve kasabalar, Evliya Çelebi’nin elçi olarak İrana gidişi, İran ve Irak hakkındaki seyahat bilgileri.
Beşinci cildde Tokat, Sarıkamışdan Avrupa’ya kadar, Rumeli dahil çeşitli eyaletler hakkında seyahat notları.
Altıncı cildde, Macaristan ve Almanya, yedinci cildde Avusturya, Kırım, Dağıstan, Çerkezistan ve Kıpçak diyarı, ejderhan havalisi. Sekizinci cildde, Kırım ve Girit olayları, Selanik ve Rumeli olayları, dokuzuncu cildde İstanbul’dan Medine ve Mekke’ye kadar yol üzerindeki bütün şehir ve kasabaları, evliya menkıbeleri, Medine ve Mekke hakkında geniş bilgi. Onuncu cildde Mısır ve Nil vadisi yer almaktadır.

17. asırda dünya çapında Osmanlı ölçüleri gibi büyük ve at üzerinde gerçekleştirilen Evliya Çelebi’nin bu seyahati ve bütün gördüklerini yazarak o günlerin üç kıta üzerindeki hayatını bugüne, bize ve gelecek kuşaklara taşıyan, sihirli kalemi ile yazdığı seyahatnamesi, rüyasında Yemişçi Camii’nde alemlere rahmet olarak yaratılmış, iki cihanın efendisi, sevgili Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”in huzurunda şefaat ya Resulallah diyeceğine, heyecanlanıp kendinden geçerek seyahat ya Resullah, demesi ve Peygamber efendimizin de tebessüm ederek ihsan etmesi neticesinde, Peygamber Efendimizin bir mucizesi olarak kuvveden fiile çıkarak zuhur edip hakikat olmuştur. Allahü teala hepimize iki cihanın efendisi, alemlerin sultanı sevgili Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”e tam tabi olmak, yüksek şefaatlerine nail olmak ve ebedi seadete kavuşmak nasib eylesin.