Hazreti Ali'nin dev kale kapısını kalkan yapması - kainatingunesi.com

Hazreti Ali’nin dev kale kapısını kalkan yapması: Hicretin yedinci senesinde, [Yahudilere karşı] Hayber gazâsı yapıldı. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bayrağı önce Emîr-ül mü’minîn hazret-i Ömere “radıyallahü anh” verdi. Bayrağı çekip islâm ordusuyla kal’aya hücûm etdi. Çok savaşdılar. Fekat kal’ayı düşüremeyip, geri döndüler. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” mubârek başı ağrıyordu. Dışarı çıkmadı. Fekat harb ediniz buyurdu. Emîr-ül mü’minîn hazret-i Ebû Bekr “radıyallah anh” bayrağı alıp, savaşa gitdi. Çok şiddetli savaşdıkları hâlde, kal’a yine feth edilemedi. Geri döndüler. Hazret-i Ömer “radıyallahü anh” bir def’a dahâ bayrağı alıp gitdi. Çok savaşdılar, fekat kal’a feth edilemedi. Geri döndüler.

Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” bu haber ulaşınca, “Yârın bayrağı öyle birisine vereceğim ki, onu Allahü teâlâ ve Resûlü seviyor. O da Allahü teâlâyı ve Resûlünü seviyor. Kal’ayı feth etmeyince dönmez”, buyurdu. Bunu nakl eden râvi şöyle demişdir: Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî “radıyallahü anh” o gün orada yokdu. Gözü ağrıyordu. Hazret-i Ebû Bekr, hazret-i Ömer ve Eshâb-ı kirâmdan diğerleri, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” işâret buyurduğu kişi kimdir, diye merâk ediyorlar ve bekliyorlardı. Sa’d “radıyallahü anh” o kişi ben olayım diye ümmîd ederek, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” gözü önünde diz üstü çökdüm ve geri kalkdım, demişdir. Hazret-i Ömer de “radıyallahü anh” o gün Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” “Allahü teâlâ ve Resûlü onu sever. O da Allahü teâlâyı ve Resûlünü sever, kal’ayı feth etmeden geri dönmez” buyurduğunu işitinceye kadar, emîr olmayı hiç istemezdim, buyurmuşdur. Sonra Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hazret-i Alînin “radıyallahü anh” huzûruna getirilmesini emr buyurdu.

Getirdiklerinde mubârek ağzının suyundan hazret-i Alînin gözüne sürdü. Gözü derhâl iyileşdi. Ondan sonra, ömründe hiç göz ağrısı çekmedi. Bundan sonra Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bayrağı hazret-i Alîye verdi. Zırhını ona giydirdi ve Zülfikârı eline verdi. Allahım bunu soğukdan ve sıcakdan koru, diye düâ etdi. Hazret-i Alî “radıyallahü anh”: (Bu düâdan sonra bana soğuk ve sıcak te’sîr etmedi) demişdir. Yazın yünlü kaftân giyerdi, hiç râhatsız olmazdı. Kışın da bir gömlek giyer, aslâ üşümezdi.

Hazret-i Alî “radıyallahü anh ve kerremallahü vecheh” sür’atle Hayber kal’asına doğru harekete geçip, hücûm etdi. Dahâ askerin bir kısmı kal’aya ulaşmadan kal’a feth edildi.

Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” kölesi Ebû Râfi’ “radıyallahü anh” şöyle anlatmışdır: Hazret-i Alî “radıyallahü anh” kal’aya hücûm edince, bir yehûdî kılıç vurarak kalkanını elinden düşürdü. Bunun üzerine hazret-i Alî “radıyallahü anh” hemen kal’anın demir kapısını koparıp, kendine kalkan yapdı.

Kal’a feth olununcaya kadar kapıyı elinde tutdu. Kal’a düşünce de kapıyı sırtına koyarak köprü gibi tutdu. Eshâb-ı kirâm o kapı üzerinden kal’aya girdiler. Sonra kapıyı bırakdı. Ebû Râfi’ sonra şöyle demişdir. Yedi kişi o kapıyı bir tarafdan bir tarafa çeviremedik. Hazret-i Alî “radıyallahü anh”, Hayber kal’asının kapısını cismânî kuvvetle değil, rûhânî bir kuvvetle kaldırdım, buyurmuşdur.

Şevâhid-ün Nübüvve s.172-173