Hazreti Fâtıma'nın Cennetten gelen çeyizi ve Hazreti Ali ile nikâhlanması - kainatingunesi.com

Birgün Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ömer ve Sâd bin Muâz, mescidde oturup; “Hazret-i Fâtıma’yı, Hazret-i Ali’den gayri herkes istedi. Kimseye iltifat olunmadı” diye konuştular. Hazret-i Sıddık dedi ki: 
– Zannederim ki, Ali’ye nasip olur. Gelin, ziyaretine gidelim ve bu meseleyi açalım. Eğer fakirliği ileri sürerse, yardımda bulunalım. 
Sâd bin Muâz da dedi ki: 
– Ya Eba Bekir! Sen, hep hayır yaparsın. Kalk, biz de sana arkadaş olalım. 

Beni memnun ettiniz 
Üçü birden mescidden çıkıp, Hazret-i Ali’nin evine gittiler. Hazret-i Ali, onları görünce, karşılayıp hâl ve hatırlarını sordu. Hazret-i Ebu Bekir şöyle sordu: 
– Ya Ali! Her hayırlı işte sen öndersin ve Resul-i ekrem katında hiç kimseye nasip olmamış bir mertebedesin. Fâtıma’yı herkes talep etti. Hiç kimseye iltifat olunmadı. Sana nasip olacağını zannediyoruz. Niçin teşebbüs etmezsin? 

Hazret-i Ali bunu işitince, mübarek gözleri yaşla doldu ve dedi ki: 
– Ya Eba Bekir! Beni ziyadesiyle memnun ettiniz. Ona, benden daha fazla rağbet eden yoktur. Lâkin elimin darlığı buna mânidir. 

Hazret-i Ebu Bekir, bunun üzerine şöyle cevap verdi: 
– Böyle söyleme! Allahü teâlâ ve Resulünün yanında, dünya bir şey değildir. Buna fakirlik mâni olamaz. Var, Fâtıma’yı iste! 

Hazret-i Ali buyuruyor ki: 
“Resulullahın huzuruna utanarak ve sıkılarak girdim. Resulullahın bütün heybet ve vakârı üzerinde idi. Huzurunda oturdum ve konuşmaya kâdir olamadım. Resulullah efendimiz buyurdu ki: 
– Niçin geldin, bir ihtiyacın mı var? 

Sustum. Resulullah efendimiz: 
– Herhâlde Fâtıma’yı istemeye geldin” buyurunca; “Evet” diyebildim. 

Peygamber efendimiz, Hazret-i Fâtıma’ya, Hazret-i Ali’nin kendisini istediğini duyurdu. O da sustu. Peygamber efendimiz buyurdular ki: 
– Fâtıma’ya mehir olarak verecek neyin var? 
– Ya Resulallah! Benim hâlimi sizden iyi kimse bilmez. Bir kılıcım, bir de devem vardır. Başka bir şeyim yoktur. 

Mehir olarak kâfidir 
Resulullah efendimiz tekrar buyurdular ki: 
– Kılıcın gazaya lazımdır. Deven bineğindir. Sana verdiğim Hutamî zırhlı gömleğin nerededir, ne oldu? 
– Yanımdadır. 
– Onu sat ve parasını bana getir! Mehir olarak o kâfidir.” 

Bunun üzerine Hazret-i Ali, zırhını satması için birine verdi. Verdiği kimse, pazarda satarken, Hazret-i Osman efendimiz zırhı tanıyarak 400 dirheme satın aldı. Yanına da 400 dirhem daha koyarak: 
– Bu zırh sizden başkasına lâyık değil” diyerek Hazret-i Ali’ye geri gönderdi. Hazret-i Ali, bu para ile düğün hazırlıklarına başladı. 

Peygamber efendimiz, sevgili kızı Hazret-i Fâtıma’nın düğün vakti yaklaştığında, “Eğer annesi hayatta olsaydı, şimdi onun çeyizini hazırlardı” diye düşündü. Bu düşüncede iken, Cebrail aleyhisselam gelip dedi ki: 
– Ya Resulallah! Hak teâlâ sana selam ediyor. “Hiç merak etmesin. Kızı Fâtıma’nın bütün ihtiyaçlarını, çeyizini ben temin edeceğim” buyurdu. 

Hak teâlânın emri nasıldır? 
Peygamber efendimiz, bu sözleri duyunca, şükür secdesi yaptı. Daha sonra Cebrail aleyhisselam, elinde, üzeri bir bohça ile örtülü altın bir tepsi ve yanında bin melekle geldi. Mikail, İsrafil ve Azrail aleyhimüsselam da aynı şekilde gelmişlerdi. Bunların ellerinde de birer altın tepsi vardı. 

Peygamber efendimiz, bunları görünce sordu: 
– Ey kardeşim Cebrail! Hak teâlânın emri nasıldır? Bu altın tepsiler de nedir? 
Cebrail aleyhisselam şöyle cevap verdi: 
– Ey Allahın Resulü! Allahü teâlâ sana selam ediyor. “Habibimin kızı Fâtıma’yı, Ali’ye ben verdim. Arş-ı a’zamda nikâh ettim. Habibim de eshab-ı arasında nikâh etsin! Tepsilerin birinde, cennet elbiseleri vardır. Onu Fâtıma’ya giydirsin. Diğer tepsilerde cennet yemekleri vardır. Onlar ile de eshabına ziyafet versin!” buyurdu.

Peygamber efendimiz hazret-i Cebrâîle dedi ki, yâ kardeşim Cebrâîl! Kızım Fâtıma benim hâtırımı kırmaz. Bu Cennet elbiselerini dünyâda giymeğe değmez. Geriye Cennete götürünüz!

Dörtyüz dirhem mehir ile nikâh yapılacaktı. Haberciler Hazret-i Fâtıma’ya müjdeyi götürdüler. Fakat O, razı olmadı.  Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam gelip dedi ki: 
– Ya Resulallah! Allahü teâlâ, “Fatıma dörtyüz dinara razı olmuyorsa, dörtbin dinar olsun! buyurdu. 
Hazret-i Fâtıma’ya bunu haber verdiler. O yine razı olmadı.

Şefaat etmek istiyorum 
Peygamber efendimiz, kızının esas maksadının ne olduğunu öğrenmek için, yanına gitti. Esas maksadının ne olduğunu sordu. Hazret-i Fâtıma dedi ki: 
– Babacığım, ben dünyalık bir şey istemiyorum. Benim maksadım dünya değildir. Benim isteklerim ahiret ile ilgilidir. Sen ahirette, ümmetinden günahkârlara şefaat edeceksin. Ben de ümmetinden günahkâr kadınlara şefaat etmek istiyorum. Muradım budur. Bu isteğim kabul edilirse, razı olurum. 

Peygamber efendimiz, bu isteğini Cebrail aleyhisselama bildirdi. Cebrail aleyhisselam, Hazret-i Fâtıma’nın arzusunun kabul edildiğini, ahirette, ayrıca onun da şefaat edeceğini bildirdi. 

Peygamber efendimiz, gelip bu haberi sevgili kızına bildirdi. Hazret-i Fâtıma dedi ki: 
– Babacığım, senin şefaat edeceğine dair Kur’an-ı kerimde ayetler vardır. Benim şefaat edeceğime dair delil nedir? 

Peygamber efendimiz, durumu Cebrail aleyhisselama tekrar bildirdi. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam beyaz bir ipek getirdi. Bunun üzerinde şöyle yazıyordu: 
(Kıyamet günü mümin kadınlara, Fâtıma kulumu şefaatçi tayin ettim. Bu hüccet elinde bâkî kalsın.) 

Hazret-i Fâtıma’nın şefaatine izin verildikten sonra, Peygamberimiz Hazret-i Bilâl’e hitap edip, muhacirin ve ensarı toplamasını emretti. Cümlesi mescid-i şerifte toplandılar. Peygamberimiz minbere çıktı. Hamd ve sena eyledikten sonra, muhacirin ve ensara hitaben buyurdu ki: 
– Ey müslümanlar, biliniz ki, kardeşim Cebrâil gelip, Hak teâlânın, melekleri toplayıp, “Fâtıma binti Muhammed’i, kulum Ali bin Ebî Talib’e verdim ve akit ettim” buyurduğunu haber verdi. Bana da emretmiş ki, eshabım arasında bu akdi tecdid edip, şahitler huzurunda akd-i nikâh edeyim. 

Ben de râzı oldum 
Sonra Hazret-i Ali’ye dönüp buyurdu ki: 
– Ya Ali! Kalk, nikâh hutbeni yerine getir! 

Hazret-i Ali kalkıp, Peygamber efendimizin önüne geldi. Hak teâlâya hamd ve sena eyledi. Habib-i Rabbil âlemine salevat getirdi. Sonra Habibullaha işaretle dedi ki: 
– Resulullah efendimiz, kızı Fâtıma’yı bana tezvic etti. Ben de buna razı oldum. Sizler de bu nikâha şahit olun. 

Eshab-ı kiram buyurdular ki: 
– Ya Resulallah! Bu şekilde tezvic buyurduğunuza biz şahit olalım mı? 
Peygamberimiz buyurdu ki: 
– Evet şahit olun. 

Etraftan, “Allahü teâlâ mübarek etsin” dediler. Sonra Resulullah odasına geldi. Hazret-i Ebu Bekir’e biraz para verip, çeyiz için bir şeyler almak için gönderdi. Selman ile Bilal’i de çağırıp buyurdu ki: 
– Taşınacak şey olursa siz taşıyın. 

Hazret-i Ebu Bekir buyurur ki: 
“Dışarı çıktım. Parayı saydım. Üçyüzaltmış dirhem geldi. Hazret-i Fâtıma’nın çeyizini o para ile gördüm. İçi yün dolu bir döşek aldım. İçi hurma lifiyle dolu bir yastık, topraktan birkaç kap kacak aldım. Resul aleyhisselama getirdim. Görünce, mübarek gözlerinden yaşlar aktı ve, “Ya Rabbi! En iyi kapları toprak çanak olan bu kullarına bereket ver” diye duâ eylediler. 

Kaynak: http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3633