İlim öğretmenin edepleri - kainatingunesi.com

İlim öğretmenin edepleri: İlim öğreten kimsenin Allahü tealanın kullarına doğru yolu göstermeğe, onları ıslah etmeğe, onlara faydalı olmağa niyet etmesi lazımdır.

Bir kimsenin hidayetine, doğru yola gelmesine vesile olmak büyük bir nimetdir. Peygamber efendimiz, hazret-i Muaz’ı Yemen’e gönderdiği zaman, (Allahü tealanın senin sebep olmanla, bir kimseye hidayet vermesi senin için dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır) buyurdu.

YUMUŞAK HUYLU OLMALI

İnsanlara nasihat veren, ilim öğreten kimsenin, güzel ahlak sahibi, iyi huylu, ilim ile amel eden kimse olması lazımdır. Hilm sahibi, yumuşak tabiatlı olup, gadabını yenmeli, fakat vakarlı olmalıdır. Hafifliği ve acele etmeği terk etmelidir. İnsanlara yumuşaklıkla muamele etmeli, şiddet göstermemelidir.

HERKESLE İYİ GEÇİNMELİDİR

Sözünü kabul etmiyenlerin peşine düşmemelidir. Kendi kendini “davet bizden, hidayet Allah’tandır” diye teselli etmelidir. Başkasına bir şey gösterirken, onu ayıplamamalı, gücendirmemeli, mahcup duruma düşürmemelidir. Başkalarının yanlış işlerini kınamamalıdır. Peygamber efendimiz (kim din kardeşini, tevbe ettiği bir günahından dolayı ayıplarsa, o günahı işlemeden ölmez) buyurdu.

İlim öğretirken şaka yapmamalıdır. Bu, kalbi dağıtır. İlmi ciddi bir şekilde öğretmeli, bu esnada gülmemeli, oyun oynamamalıdır. Gülmek kalbi öldürür, oyun ise ciddiyeti bozar, dikkati dağıtır.

İlim sahibi, ilmini saklamamalıdır. Ehline bu ilmi bildirmelidir. Al-i İmran suresinde mealen (Allaü teala kendine kitap verilenlerden, onu açıklayacaklarına dair söz almıştır) buyuruldu. İlmi saklamak haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (İlmi olupta saklayan kimseye, kıyamet günü ateşten yular takılacaktır).

İLİM ÖĞRETMEDEKİ ÖNEMLİ HUSUSLAR

İlmi, ehli olana bildirmelidir. Ehli olmayana bildirmek, ilmi zayi etmek olur. İlmi, ehli olmayana bildirene, kıyamet günü hesap sorulacaktır. Endülüslü Müslümanlar, zalimlere, kafirlere, hainlere ilim öğrettiler.

İnsanların seviyesine göre hitap etmelidir. Onların akıllarının erdiği, zihinlerinin idrak ettiği şekilde konuşmalıdır. Bunun için, “insanlarla akılları miktarınca konuş” denilmiştir. Sözü genişletmemeli, çeşitli yönlere çekerek, sağa sola götürmemelidir. Hadis-i şerifte: sözü parlatmak “çok edebiyat yapmak” şeytandandır) buyruldu. Peygamber efendimiz üç defa, (Dikkatli olunuz! Tenettu’ edenler helak oldu) buyurdu. Tenettu’ , sözü derinleştirmek, konuyu zor anlaşılır şekle sokmaktır.

Anlatış; sade, açık, kısa, net olmalıdır. Konuşmalarda, sözlerin anlaşılır, veciz olması lazımdır. Konuşmalarda edebiyat yapmak, herkesin bilmediği kelimeleri kullanmak, riyaya kaçar. Kendinin çok şey bildiğini, üstün olduğunu bildirmek demek olur. Dinleyicileri sıkacak kadar uzun konuşmamalıdır. Çünkü, Peygamber efendimiz konuşmalarında bu hususa çok dikkat ederlerdi. Dinleyicilerin sıkıldığını hissedince, hemen konuyu kesmelidir.

NAKLİ ESAS ALMALIDIR

Din bilgilerini anlatırken nakle dayanarak, vesikalı delil-leriyle anlatmalıdır. Çünkü bu bilgiler, Allahü Teala tarafın- dan vahiyle bildirilmiş, nakli ilimlerdir. Bir kimsenin ilimdeki hıyaneti, maldaki hıyanetinden daha kötüdür. İyice bilmediği şeyleri söylememelidir. Sahih olup olmadığını bilmediği şeyleri, tahmin ile, zan ile anlatan hesapsız Cehenneme gider. Dini konularda delile, nakle dayanmadan hüküm bildirmek çok tehlikelidir. Bunun için Eshab-ı kiram bundan kaçınır, meseleleri birbirlerine havale ederlerdi.

Eshab-ı kiram, sükut etmeyi ve dinlemeyi konuşmaktan üstün tutarlardı. İnsanlar arasında meşhur olmaktan kaçınırlardı. Hazret-i Ömer, çok kere bir hadise karşısında Bedr ehlini toplar, onlarla istişare ederdi. Yalnız kendi karar vermezdi. Eshabı kiram, bir şey sorulduğunda cevap verirken, herkesin hürmetini kazanmak, mevki sahibi olmak gibi şeyleri düşünmezler, sadece Allahü tealanın rızasını düşünürlerdi.

Kaynak: İmâmzâde (Muhammed Bin Ebî Bekr) “Rahmetullahi Aleyh” İslam Alimleri Ansiklopedisi, 6. Cild.