İmânın Doğru Olmasının Şartları - kainatingunesi.com

İmânın Doğru Olmasının Şartları

Îmân, duyu organlarının ve aklın kavradıkları bilgilerle elde edilmez. Fen ilimleri ile, âlemdeki nizâmın (düzgünlüğün) tesadüfen olmadığını ve bir yaratıcının bulunduğunu anlamak ve bilmek de îmân olmaz. Îmân demek, son Peygamber Muhammed aleyhis- selâmın Allahü teâlâdan getirdiği bilgilerin cümlesine inanmak demektir. İnanılması lâzım gelen bilgilere, akla uyarsa inanırım demek, peygamberlere inanmamak demek olur. Din bilgisi, akıl sâhiplerinin buluşları değildir. Peygamberlerin haber verdiği, bir yaratıcının sıfatlarını ve îmân edilecek bütün hususları, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitap­larından öğrenip, öyle inanmalıdır. Doğru ve makbûl bir îmân sâhibi olmak için, ayrıca şu şartlara da uymalıdır:

  • Îmân devamlı ve sabit olmalıdır. Bir an dinden ayrılmayı düşünmemelidir. Üç sene sonra müslümanlıktan çıkacağım diyen kimsenin, o andan itibaren îmânı

gider, müslümanlıktan çıkmış olur.

  • Mü’minin îmânı, havf ve recâ arasında olmalıdır. Allahü teâlânın azabından kork­malı, fakat rahmetinden bir an ümit kesmemelidir. Her günâhı işlemekten çok sakınmalı, günâhı sebebiyle îmânının gitmesinden korkmalıdır. Bütün günâhları işlemiş olsa bile Rabbimizin affedeceğinden hiç ümit kesmemelidir. Günâhları için tövbe etmelidir. Çünkü tövbe eden, hiç günâh işlememiş gibi olur.
  • Can boğaza gelmeden önce îmân etmiş olmalıdır. Can boğaza gelince, âhire- tin bütün hâlleri gösterilir. O zaman bütün kâfirler îmân etmek isterler. Hâlbuki îmânın gaybî olması lâzımdır. Görmeden inanmalıdır. Görülen şeye îmân edil­miş olmaz. Fakat bu anda, mü’minlerin tövbesi kabul olunur.
  • Güneş batıdan doğmadan önce îmân etmelidir. Kıyâmetin büyük alâmetle­rinden birisi de, güneş batıdan doğacaktır. Bunu gören bütün insanlar, îmân edecekler. Fakat bu îmânları kabul olmayacaktır. Çünkü artık tövbe kapısı ka­panmış olur.
  • Allahü teâlâdan başka kimsenin gaybı, gizli olan şeyleri bilemediğine inanma­lıdır. Gaybı yalnız Allahü teâlâ bilir. Bir de O’nun bildirdikleri bilir. Melekler, cin- nîler, şeytanlar ve hattâ peygamberler de gaybı bilemez. Fakat peygamberlere ve sâlih kullara gaybtan bilgi verilebilir.
  • Dînin, îmâna ve ibâdetlere ait bir hükmünü zaruretsiz ve kasten red etmeme­lidir. İslâmiyetin emir ve yasaklarından birini hafif görmek, Kur’ân-ı kerîm ile meleklerle ve peygamberlerden birisi ile alay etmek ve bunlar ile bildirilenleri bir zorlama ve zaruret yok iken dil ile inkâr etmek, küfür (inanmamak) olur. Allahü teâlânın varlığını, melekleri, guslün ve namazın farz olduğunu, ölümle korkutulmak gibi bir zaruretle reddettiğini söyleyen kâfir olmaz.
  • İslâm dîninin apaçık bildirdiği zaruri bilgilerde şüphe ve tereddüt etmemeli­dir. Namazın farz olduğunda, şarap ve diğer alkollü içkiler ile kumarın, faizin, rüşvetin haram olduğunda şüphe etmek veya meşhur olan bir harama, helâl demek ve helâl olan şeye haram demek, îmândan çıkmaya sebep olur.
  • Îmân, İslâm dîninin bildirdiği şekilde olmalıdır. Aklın anladıklarına, felsefecile­rin ve fen taklitçilerinin bildirdiklerine göre inanmak, îmân olmaz. Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şekilde îmân etmek lâzımdır.
  • Îmân eden, yalnız Allah için sevmeli ve yalnız Allah için düşmanlık etmelidir. Allahü teâlânın dostları olan müslümanları sevmeli ve islâmiyete, eli ve kalemi ile düşmanlık yapanları sevmemelidir. Bu düşmanlığın yeri kalbdir.

Müslüman olmayan, gayrimüslim vatandaşlara ve turistlere de güler yüzlü ve tatlı dilli davranmalıdır. Güzel ahlâkımız ile dînimizi onlara sevdirmeliyiz.

  • Peygamberimizin ve Eshâbının gösterdiği doğru yoldan ayrılmayan hakîkî müslümanların îmân ettiği gibi inanmalıdır. Doğru inanmış olmak için, Ehl-i sünnet vel-cemâat itikâdına uygun olarak îmân etmelidir.