İmanın Şartları (2) MELEKLERE İNANMAK - kainatingunesi.com

 

İmanın   Şartları (2)

MELEKLERE   İNANMAK

 

 MELEKLER VARDIR

Melekler, Allahü tealanın her emrini yerine getiren ve hiç günah işlemeyecek şekilde yaratılan kıymetli kullarıdır. Melek kelimesinin anlamı: Elçi, haber verici veya kuvvet demektir. Melekler, diri varlıklar olup, akıllıdırlar. İnsanlardaki kötülükler, meleklerde yoktur. Çünkü onlarda, kötülük işlemeye sebep olan nefs-i emmare yaratılmamıştır. Bunun için, yemeğe ve içmeğe de ihtiyaçları yoktur. Kötü huylardan hiçbiri bunlarda bulunmaz. Melekler nurdan yaratılmıştır.

Melekler, gaz halinden daha latiftir. Her şekle girebilirler. Gazlar, sıvı ve katı hale geçebildiği ve katı olunca şekil aldığı gibi, melekler de güzel şekiller alabilirler. Melekler, büyük insanların bedeninden ayrılan ruhlar değil, farklı bir cisimdirler. Enerji, kuvvet gibi maddesiz de değildirler.

Melekler, her canlıdan önce yaratıldı. Kıyamet gününde, birinci Sûr’un üfürülmesinden önce dört büyük melekten ve Hamele-i Arş’tan başka, bütün melekler yok olacaktır. Bundan sonra Hamele-i Arş ve daha sonra dört melek de yok olacaktır. İkinci üfürülmesinde, önce bütün melekler dirilecektir. Hamele-i Arş ile dört büyük melek, Sûr’un ikinci üfürülmesinden önce dirilecektir. Demek ki bu melekler, bütün canlılardan önce yaratıldıkları gibi, her canlıdan sonra yok olacaklardır.

            MELEKLERİN  VARLIĞI

Melekler, Allahü tealanın kullarıdır. Ortakları değildir. Kızları da değildir. Allahü teala, meleklerin hepsini sever. Onlar, Allahü tealanın emirlerine itaat ederler. Hiç günah işlemezler. Melekler için Tahrim Suresi 6. ayetinde, (Allah, onlara ne emretti ise, Ona isyan etmezler ve emir edildikleri şeyi yaparlar) buyruluyor. İbadet yapmakta tembellik, gevşeklik ve usanma göstermezler. Enbiya Suresi 20. ayetinde (Gece ve gündüz hep Allahü tealayı tesbih ederler, usanmazlar) buyruldu.

Melekler, emirlere karşı gelmezler. Erkek ve dişi değildirler. Evlenmezler. Çocukları olmaz. Hayat sahibidirler. Diridirler. Meleklerin kanatları vardır. Bazısının iki, bazısının dört veya daha çok kanadı vardır. Her hayvanın kanadı ve uçakların kanatları, kendilerinin yapısına uygun olup birbirine benzemediği gibi, meleklerin kanadı da kendi cinslerindendir. İnsan, görmediği ve bilmediği bir şeyin adını işitince, bunu bildiği şeyler gibi sanıp, aldanır. Meleklerin kanatları vardır. Fakat nasıl olduğu bilinmez. Kiliselerde ve bazı dergi ve filmlerde, melek diye görülen kanatlı kadın resimleri uydurmadır.

Meleklerin varlığını inkâr etmek, onlara düşman olmak, Allahü tealaya karşı gelmek olur. Bakara Suresi 92. ayetinde (Kim ki Allah’a, Meleklerine, Peygamberine, Cebaril’e ve Mîkail’e düşman olursa, bilsin ki, Allah, kâfirlerin düşmanıdır) buyruldu.

                                                                                                                                                             MELEKLERİN VAZİFELERİ

Sayısı en çok olan varlık meleklerdir. Bunların sayılarını Allahü tealadan başka kimse bilmez. Göklerde, meleklerin ibadet etmedikleri boş bir yer yoktur. Göklerin her yeri rükuda veya secdede olan meleklerle doludur. Göklerde, yerlerde, otlarda, yıldızlarda canlılarda, cansızlarda, yağmur damlalarında, ağaçların yapraklarında, her harekette ve her olan şeyde meleklerin vazifeleri vardır. Her yerde, Allahü tealanın emirlerini yaparlar. Allahü teala ile yarattığı varlıkları arasında vasıtadırlar.

Bazı melekler, başka meleklerin amiridir. Bazıları, insanların kalplerine iyi düşünce getirir ki, buna “İlham” denir. Bazılarının, insanlardan ve bütün varlıklardan haberi yoktur. Allahü tealanın cemali /güzelliği karşısında kendilerinden geçmişlerdir. Her birinin belli yeri vardır. Oradan ayrılmazlar. Cennet melekleri, cennettedir. Bunların büyüklerinin adı “Rıdvan”dır. Cehennem meleklerine de “Zebani” denir. Bunlar, cehennemde emir olunan vazifelerini yapar. Cehennem ateşi bunlara zarar vermez. Denizin balığa zarar vermemesine benzetebiliriz. Cehennem zebanilerinin büyükleri on dokuzdur. En büyüğünün adı “Malik”tir.

Her insanın hayır ve şer bütün işlerini yazan, ikisi gece ikisi gündüz gelen dört meleğe, “Kiramen kâtibin” veya “Hafaza melekleri” denir. Hafaza meleklerinin, bunlardan başka olduğu da bildirilmiştir. Sağ taraftaki melek, soldakinin amiridir ve iyi işleri yazar. Soldaki kötülükleri yazar. Kabirlerde, kâfirlere ve asi Müslümanlara azap edecek melekler ve kabirde sual soracak melekler vardır. Sual meleklerine “Münker ve Nekir” denir. Müminlere soranlara “Mübeşşir ve Beşir” de denir.

Meleklerin birbirlerinden üstünlükleri vardır. En üstünleri dörttür. Bunların isimleri ve vazifeleri şöyledir:

  1. Cebrail “aleyhisselam”: Bunun görevi, peygamberlere “vahy” getirmek, emir ve yasakları bildirmektir.

  2. İsrafil “aleyhisselam”: Kıyamette “Sûr” denilen boruya üfürecektir. Birincisinde, Allahü tealadan başka her diri ölecektir. İkincisinde, hepsi tekrar dirilecektir.

  3. Mikail “aleyhisselam”: Ucuzluk, pahalılık, kıtlık, bolluk, yani ekonomik düzeni ayarlamak, ferahlık ve huzur getirmek ve her maddeyi hareket ettirmek bunun görevidir. Emrinde sayısız melek vardır.

  4. Azrail “aleyhisselam”: İnsanların ruhunu alan bu melektir. (İran dili olan Farsça’da ruha, can denir.)

Bu dört melekten sonra üstün olan dört sınıf daha vardır:

  1. Hamale-i Arş: Bu melekler dört tanedir. Kıyamette sekiz olacaktır.

  2. Mukarrebin: Allahü tealanın huzurunda bulunan ve bir an ayrılmayan meleklerdir.

  3. Kerubiyan: Azap edici meleklerin büyükleridir.

  4. Ruhaniyan: Rahmet melekleridir.

Bunların hepsi, meleklerin üstünleridir. Bunlar, peygamberlerden başka, bütün insanlardan daha üstündür. Müslümanların salihleri, iyileri ve velileri, meleklerin aşağılarından daha üstündür. Meleklerin aşağıları, Müslümanların asi ve günahkâr olanlarından daha üstündür. Kâfirler ise her varlıktan daha aşağıdır

 

 MENKIBE:  Melek ve Şeytan

Eshab-ı Kiram’dan Dıhye-i Kelbi çok güzeldi. Cebrail aleyhisselam çok defa onun şeklinde Resulullah’a gelirdi. Yine bir gün, bu şekilde geldiğinde Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin, Dıhye zannedip yanına koştular. Ceplerine, ellerini sokup bir şey bulamadılar. Resulullah efendimiz buyurdu ki:

-“Ey Cebrail kardeşim! Torunlarımın bu hareketini kabalık ve edepsizlik sayma! Onlar seni Dıhye sandılar. Dıhye ne zaman gelse hediye getirirdi. Bunlar da hediyelerini alırlardı. Bunları böyle alıştırdı…”

Cebrail aleyhisselam bunu duyunca çok üzüldü ve “Dıhye, bunların yanına hediyesiz gelmiyor da ben nasıl gelirim?” deyip hemen cennet nimetlerinden bir salkım üzüm ile bir narı getirip çocuklara verdi. Çocuklar hediyelerini alınca oynamaya devam ettiler. Bu sırada mescidin kapısına ihtiyar, ak sakallı, elinde baston, toz toprak içerisinde biri geldi ve dedi ki:

-Açım, yiyecek bir şey verin!

Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin ellerindeki meyveleri götürüp verirken, Cebrail aleyhisselam ayağa kalktı ve

-“Vermeyin o mel’una! O şeytandır. Cennet nimetleri ona yasaktır. Defol oradan!” buyurup şeytanı kovdu.

 MENKIBE: Melekler   İmreniyor

Sevgili Peygamberimiz, Allah sevgisinden konuşulanı dinden bahsedilen yerlere meleklerin de imrendiğini şöyle bildiriyor: “Allahü tealanın yeryüzünde gezen melekleri vardır. Dinden bahsedilen bir topluluk gördükleri zaman arkadaşlarını çağırıp derler ki:

-Gelin, aradığımız buradadır.

Hepsi gelip rahmetle onları kuşatırlar. Allahü teala onlara sorar:

-Kullarımı ne halde bıraktınız?

-Sana hamd, tesbih ve zikir ediyorlardı.

-Benden ne istiyorlardı?

-Cenneti istiyorlardı.

-Cenneti görmüşler mi?

-Hayır görmediler.

-Ya görselerdi ne yaparlardı?

-Cenneti görselerdi daha çok isterlerdi.

-Neden kaçıyorlardı?

-Cehennem ateşinden.

-Cehennem ateşini görmüşler mi?

-Hayır, görmediler.

-Ya görselerdi?

-Onu görselerdi daha fazla korkar, daha fazla kaçarlardı.

-Ey meleklerim! Sizi şahit tutuyorum, ben onları bağışladım.

Melekler derler ki:

-Onların içinde birisi ilim öğrenmek veya ibâdet niyeti ile değil, başka bir iş için gelmişti, o da mı affedildi?

Allahü teala buyurur:

-Onlar öyle bir cemaat ki, onlarla oturan bir kimse şaki olmaz, cehenneme gitmez.”

Bu müjdeye kavuşmak için birkaç kişi toplanınca, zaruri din bilgilerinden konuşmak, okumak lazımdır. Fırsatı ganimet bilmelidir.

 

 MENKIBE:  Melekler Yıkadı

Eshab-ı Kiram’dan Hanzala hazretlerinin henüz yeni evlendiği günün gecesiydi. Sevgili Peygamberimiz, eshabını toplayarak İslama saldırmak ve yok etmek için bütün savaş hazırlıklarını tamamlayan Mekkeli müşriklere karşı harp yapılması kararını vermişlerdi. Harbe katılacak bütün kimseler tek tek evinden çağırıldı. Harp haberini duyuran haberci, Hanzala’nın evine uğradı. Bu karar ve Resulullah efendimizin emri ona da ulaştı. Emri duyan Hanzala, boy abdesti alma fırsatını bulmadan Uhud’a gitmek üzere hemen sahabenin arkasından koşmaya başladı ve eshabın arasına katıldı.

Daha sonra Mekkeli müşrikler ile Müslümanlar arasında Uhud Harbi başladı. Şehitler verildi. Bu şehitler arasında bir günlük evli olmasına rağmen sevgili Peygamberimizin emrine uyan ve harbe iştirak eden Hazret-i Hanzala da vardı.

Harp sona erince Müslümanlar Medine’ye dönmeye başladılar. Harbe iştirak edenlerin (katılanların) yakınları “Acaba bizden geriye dönen olacak mı?” heyecanı içerisinde yollara sıralanmışlardı. Bunların arasında henüz bir günlük evli olup, gece yarısı Sevgili Peygamberimizin emrine uyarak harbe giden ve şehitlik şerbeti içen Hazret-i Hanzala’nın dul hanımı da vardı. Herkes büyük bir heyecanla harpten dönenlere yakınlarını soruyor, fakat hiç kimse kimseye cevap vermiyordu. Ancak sorulan soruları Sevgili Peygamberimiz (aleyhisselam) cevaplıyordu.

En son olarak soru sorma sırası, şehit olan Hanzala’nın hanımına gelmişti. Resulullah efendimize yaklaşarak,

-Ey Allah’ın Resulü! Hanzala nerede? demesi üzerine Sevgili Peygamberimiz:

-“Hanzala şehit oldu” buyurdu.

Bunun üzerine Hanzala’nın hanımı,

-Ya Resulallah! Şu anda söyleyeceğim bir aile sırrıdır. Sizler de biliyorsunuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi. Kocam Hanzala, sizin mübarek emrinize uyarak boy abdestini alamadan harbe katıldı. Bildiğiniz gibi şehit oldu. Bu sebeple, emir veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar, dedi.

Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz yarı hüzünlü bir şekilde “Sen Hanzala için hiç merak etme! Ben Hanzala’yı rahmet suları ile melekler tarafından yıkanırken gördüm” buyurdu. Bunun üzerine bütün sahabiler Uhud yolunu tuttu ve herkes Hanzala’yı aramaya başladı.

Daha sonra sahabiler, Hanzala’yı, henüz vücudu kurumamış ve başı ıslak bir şekilde buldular. Sevgili Peygamberimizin müjdesini bizzat gözleriyle gördüler. Bunun için ona, “Gasilül-melaike”, yani “Meleklerin gusül ettirdiği Hanzala” denir.