Musa aleyhisselam: İnek kurban edilmesi hâdisesi - kainatingunesi.com

İnek kurban edilmesi hâdisesi

Rivâyet edildiğine göre İsrâiloğullarından Âmîl isminde çok zengin birisi, bir zaman öldürül­müş olarak bulundu. Öldürenin kim olduğu bilinmiyordu. Âlimler, öldürenin kim oldu­ğunda ve ne için öldürdüğünde ihtilâf ettiler. Bâzıları dediler ki: İsrâiloğulları içinde zengin bir adam vardı. Bunun fakir bir amcaoğlu vardı ve bundan başka da vârisi yoktu. Zengin çok yaşayınca, amcaoğlu, malına konmak için onu öldürdü. Bâzıları da dediler ki: Âmîl, amcasının kızı ile evli idi. İsrâiloğulları içinde bu kadın gibi hüsnü cemâl sâhibi, yâni güzel bir kadın yok idi. Bu kadınla evlenmek için, kadının bir diğer amcazâdesi, Âmîl’i öldürdü. Bulunduğu köyden bir başka köye taşıyıp, orada bıraktı.

Hazret-i İkrime dedi ki: “İsrâiloğullarının bir mescidi vardı. On iki sıbt (kol) için mescidin on iki kapısı vardı. Öldürülen şahsın cesedi bir kapıda bulundu ve bir başka kapıya sürüklenip çekildi. Bu yüzden şeytan aralarına husûmet (düşmanlık) soktu.” İbn-i Sîrîn dedi ki: “Kâtil onu öldürdü. Sonra taşıyıp, yine kendilerinden birinin kapısına bıraktı. Sabah olunca da, inti­kâmının ve kanının alınması için dâvâda bulundu.”

Başka bir rivâyette kâtil, onun ölüsünü iki köy arasına bıraktı ve bu iki köy halkı birbirle­rine düşman oldular.  Ölünün yakın akrabâları, Mûsâ aleyhisselâma gelip, bir takım kimseler getirerek bunlardan dâvâcı oldular ve kısas yâni ölenin yerine bunların öldürülmelerini istediler. Mûsâ aleyhisselâm onlart muhâkeme etti. Fakat dâvâ edenler delil ve şâhid getire­mediler. Mûsâ aleyhisselâm tereddüdde kaldı.

Öldürülen ile katîl zanlılarının taraflarının arasında, çatışma ve kavga baş gösterdi.. Bunun üzerine Mûsâ aleyhisselâmdan, bu öldürülme işini açıklığa kavuşturması için, Allahü teâlâya duâ etmesini istediler. Mûsâ aleyhisselâm da Allahü teâlâdan bunu istedi.

Başka bir rivâyette de şöyle bildirilmiştir: “Öldürülen kimse malı çok, cimriliği ise daha çok olan biri idi. Oğlu ve kızı yoktu. Sâdece, kardeşinin iki oğlu yâni iki yeğeni vardı. Bu iki yeğen, pek garîb ve muhtaç oldukları hâlde amcaları bunlara hiç bakmazdı. Bu iki genç, amcalarının malına, mîrâsına kavuşmak için aralarında anlaşarak, bir gece evine vardılar. Bir bahane ile onu dışarı çıkarıp öldürdüler ve iki köy arasına bir yere bıraktılar.

Sabah olunca, amcalarının en yakınları olarak, görünüşte amcalarını müdâfâ etmeye, ağlayıp sızlamaya başladılar. Böyle bir davra­nışta bulunmaları, onlardan şüphelenilmesine de mâni oluyordu.

Cesedin bulunduğu yerdeki iki köyün ahâ­lisi birbirine girdi. Her iki taraf birbirine; kâtilin kendilerinden olmadığını, başka taraftan oldu­ğunu iddiâ ediyorlardı.

Diğer taraftan ölen kimsenin yeğenleri de; “Kâtil bulunup amcamıza kısas olarak onun da öldürülmesine kadar, amcamızın cenazesini defnetmeyiz…” diye tutturmuşlardı.

İsrâîloğulları, kâtilin bulunması husûsunda Hz. Mûsâya mürâcât ettiler. O da Hak teâlâya yalvarıp bunun için duâ etti.

Allahü teâlâ da onlara bir inek kesmelerini emretti. Hz. Mûsâ kavmine bunu bildirip; “Allahü teâlâ bir inek kesmenizi emrediyor…” buyurdu. Onlar, kâtilin bulunmasıyla inek kesilmesi arasındaki münâsebeti ve bununla emrolunmalarındaki hikmeti anlayamadıkları için; “Bizimle alay mı ediyorsun? Biz başka şey sorduk. Sen ise bize inek kesmemizi söylüyorsun” dediler. Hz. Mûsâ, bunun, Allahü teâlânın emri olduğunu bildirdi ve; “Ben mü’minlerle alay edici birisi olmaktan, Hak teâlâya sığınırım” buyurdu.

İsrâiloğulları, işin mâhiyetini kavrayıp, bu emrin Hak teâlâdan geldiğini iyice anladıkla­rında, emri yerine getirmek istediklerini bildirdiler.

İsrâiloğullarının garîblikleri, tuhaflıkları burada yine kendini gösteriyordu. Îtirâzvârî sözlerine burada da devam ettiler. Hz. Mûsâ’ya; “Rabbimizin kesmemizi emretiği sığır, hangi sığırdır? Ne sûrettedir? Duâ et de bunu da bize bildirsin” dediler.

Allahü teâlâdan vahiy gelerek, o sığırın, ne çok genç ne de çok yaşlı olacağı, orta yaşlı olduğu bildirildi. Bu sefer; “Rabbine duâ et de, kesmemizi emrettiği orta yaşlı sığırın rengini bildirsin” dediler. Allahü teâlâ, o sığırın, bakan­ların gönlünü çekecek renkte, sarı bir sığır olduğunu bildirdi.

“Hikmet ehli zâtlar demişlerdir ki, renkler içinde üç tânesi gönlü çeker. Bu renkler sarı, al ve yeşildir. Yeşil rengi, yerde olursa; al, giyecekte olursa ve sarı, dört ayaklılarda olursa daha güzel görünür.

İsrâîloğulları, böyle bir sığın aramaya koyuldular. Nihâyet bir yerde, ihtiyar bir kadı­nın bu tariflere tam uyan bir sığırı olduğunu öğrendiler. Bu kadının, yetim bir oğlu vardı ve başka kimsesi yoktu. Bunların tek geçim kay­nağı o ineğin, sütü ve yoğurdu idi.

Kadından bu ineği satın almak istediler. Kadın, başka şeyleri olmadığı için vermek iste­miyordu. Almaktan vazgeçmeleri için; “Bu ineği bin akçeye ancak veririm” dedi. Durumu Mûsâ aleyhisselâma haber verdiler. “Ne ücret isterse ödeyip sığırı alın, sâhibini kat’iyyen incitmeyin” buyurdu. Tekrar kadına gelip almak istediklerini nâzikçe söy­leyince, kadın bu sefer; “İki bin akçeye veririm” dedi. İsrâîloğulları tekrar Hz. Mûsâ’nın yanına gelerek, ücretin çok fazla olduğundan ve kadına da bir şey diyemediklerinden şikâyet ettiler. “Yâ Mûsâ! Hak teâlâdan dile ki, biz bu sığırı almayalım. Başka bir sığır bulalım. Zîrâ bu sığırı almamız bize çok müşkül oldu. Hak teâlâ keseceğimiz sığırı bize tekrar beyân etsin. Eğer o dilerse biz müşkülâttan kurtuluruz…” dediler.

Mûsâ aleyhisselâm duâ edince, Allahü teâlâ bildirdi ki, o sığır öyle bir sığırdır ki, ken­disiyle çift sürülmemiş ve ekin sulamak için koşulmamış olsun. Her maraz ve illetten de uzak olsun. Onlar, bunu haber alınca, bu sıfat­ların  hepsi, ancak bulduğumuz sığırda mevcut­tur. Târif edilen sığır ondan başkası değildir dediler ve hemen ihtiyar kadının yânına gele­rek sığırı almak istediklerini bildirdiler. Kadın; “On bin akçeden aşağıya kat’iyyen vermem” dedi. Onlar bu işten iyice darlandılar. Kadına hiç bir şey diyemiyorlardı. Îtirâzlarının sonucu böyle sıkıntı olmuştu. Hâlbuki, emir ilk geldiğinde herhangi bir sığırı boğazlasalardı, emir îfâ edilmiş olacaktı. Fakat üstüste sorularla, sanki bunu istemiyormuş gibi davranınca, mesele kendilerine ağırlaştırıldı.

Nihâyet kadın, şöyle bir teklifte bulundu: “Bu sığırı boğazlarsınız. Derisini tulum yapıp çıkarırsınız. Sonra o tulumun dolusu kadar altın vermeyi kabûl ederseniz, ben de sığırı size satmayı kabûl ederim. “İsrâiloğulları yine Hz. Mûsâ’ya mürâcât ettiler. O da; “Her ne paha­sına olursa olsun almak gerek” buyurdu.