İNSANLAR AKLA UYAR - kainatingunesi.com

“Osmân Nûrî Efendi”, âlim ve velî idi.
Nasîhati, gençlere pek çok fâideliydi.

Bir gün buyurdular ki: (Bugün, din düşmânları,
Tek hedef almışlardır müslümân yavruları.

Onların îmânını çalmak için sinsice,
Yalan ve iftirâlar uydururlar bir nice.

Derler ki: (Cin ve melek, hattâ Cennet, Cehennem,
Hep “uydurma” şeylerdir, gidip de var mı gören?

Göz ile görünmiyen bir şeye, “Var” denir mi?
“Var” diyen bir kimseye, “Akıllı” denilir mi?).

İşte böyle iftirâ sözlerle bu düşmânlar,
Temiz gençlerimizin, îmânını çalarlar.

Hâlbuki görünmeyen şeye inanmamakla,
Güvenmemiş oluyor bunlar ilm’e ve akl’a.

Yâni, “Göz, kulak” gibi uzuvlarına, bunlar,
Tâbi olduklarını bildirmiş oluyorlar.

Hâlbuki uyar insan, “İlmi” ile “Aklına”.
Hayvanlar tâbi olur, duygu organlarına.

Nitekim insanların his uzuvları, zâten,
Hayvanlara kıyâsla, geridedir esâsen.

Kedi köpek, insandan iyi koku alırlar.
Karanlıkta, çok iyi görürler yine onlar.

Hem insan, her hususta göze nasıl inanır?
Çok yerde, akıl gözün yanlışını çıkarır.

Meselâ, göz güneşi, pencerenin içinden,
Görünce, küçük sanır güneşi pencereden.

Akıl ise, doğruyu bularak işbu bâbta,
Der ki: (Güneş büyüktür, dünyâdan bile hattâ.)

Burada, kâfirler de, bizim gibi diyorlar.
Böylece hayvanlıktan kurtulmuş oluyorlar.

Keşke “Âhiret”e de inanıp böyle yine,
Yükselmiş olsalardı “İnsanlık şerefi”ne.

Bir komünist muallim, talebeye, Rusya’da,
Der ki: (Ben, şimdi sizi görüyorum burada.

Elbette ki sizler de, beni görüyorsunuz.
O hâlde bizler “Var”ız, çünkü görünüyoruz.

Ve yine görünüyor, karşıdaki şu dağlar.
“Yok” olan şey görünmez, öyleyse onlar da “Var”.

Söylediğim bu sözler, ilme fenne dayanır.
İlerici aydınlar, elbet fenne inanır.

Ve lâkin gericiler, der ki: “Bu kâinâtı,
Yaratan kuvvet vardır, Allah’tır onun adı”.

Onların bu sözleri, fenne uygun değildir.
Görünmeyen bir şeye “Var” demek, deliliktir.)

O sırada bir Türkmen çocuğu, söz alarak,
Der ki: (Bu sözleriniz, akıldan gâyet uzak.

Ben inanıyorum ki, hiç “Akıl” yoktur sizde.
Zîrâ eğer olsaydı, görürdük onu biz de.)

O komünist muallim, o Türkmen çocuğuna,
Hiç cevap veremeyip, öfkelenir çok ona.

Ve mağlûbiyyetinin öfkesiyle, o zaman,
Çocuğu, tekme tokat çıkarır o sınıftan.

O çocuk ya ölmüştür, ya hapse atılmıştır.
Çünkü onu, bir daha hiç gören olmamıştır.)