İSLAM AHLAKI - ÖNSÖZ - kainatingunesi.com

İSLAM AHLAKI – ÖNSÖZ

 

Besmeleyle başlıyalım kitaba!

Allah adı, en iyi bir sığnaktır.

Nîmetleri sığmaz ölçü, hisâba,

Çok acıyan, afvı seven bir Rabdır!

 

Allahü teâlâ, dünyada bütün insanlara acıyor. Muhtaç oldukları nîmetleri yaratıp, herkese gönderiyor. Dünyada ve âhırette saadete kavuşmak için, bu nîmetlerin nasıl kullanılacağını da bildiriyor. İslâmiyeti hiç işitmemiş olan kâfirlerin Cehenneme sokulmıyacaklarını, bunların hesaptan sonra, hayvanlar gibi yok olacaklarını, İmâm-ı Rabbânî, 259.cu mektûbunda bildirmektedir. İşittikten sonra, düşünüp îman edenleri Cennete sokacaktır. Düşünmek için ömür boyu zaman vermiştir. Nefslerine, kötü arkadaşlara, zararlı kitaplara ve yabancı radyolara aldanarak küfür ve dalâlet yoluna sapanlardan îmana gelenleri affediyor. Bunları ebedî felaketten kurtarıyor. Azgın, zâlim olanlara hidâyetini ihsân etmiyor. Onları, beğendikleri, istedikleri, içine düştükleri inkâr bataklığında bırakıyor. Âhırette, Cehenneme gitmesi gereken müminlerden, dilediklerini, Cehennemde, günahları bitinciye kadar yaktıktan sonra Cennete kavuşturacaktır. Her canlıyı yaratan, her vârı, her ân varlıkta durduran, hepsini korku ve dehşetten koruyan yalnız Odur.

Herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir sûretle hamd ve Şükrederse, bu medh-ü senâların ve teşekkürlerin hepsi, Allahü teâlâya mahsûstur. Çünkü, her nîmeti [iyiliği] yaratan, gönderen, hep Odur. O hâtırlatmazsa ve kuvvet ve kolaylık vermezse, kimse kimseye iyilik ve kötülük yapamaz. Hep Onun dilediği olur. Onun dilemediğini kimse yapamaz.

Onun sevgili Peygamberi, insanların her bakımdan en güzeli, en üstünü olan Muhammed aleyhisselâma ve Onun iyi ahlâk ve ilim saçan, Âline, yâni akrabâsına ve Eshâbının hepsine bizden duâlar ve selâmlar olsun!

Müslümanların öğrenmeleri lâzım olan bilgilere (İslâm ilimleri) denir. İslâm ilimleri ikiye ayrılır: (Din bilgileri) ve (Fen bilgileri). Fen bilgilerine (Hikmet) denir. Peygamberimiz (Hikmet, müslümanın gayb olmuş malı gibidir. Onu nerede bulursa alsın!) buyurdu. Bu hadis-i şerif, fen bilgilerini öğrenmeyi emretmektedir. Din bilgilerinin esası yirmi ilimdir. Bunlardan sekizi, yüksek ilimler, onikisi de, yardımcı ilimlerdir. Yüksek ilimlerden birisi, (Ahlâk ilimleri)dir.

[Güzel ahlâk sahibi olan ve zamanının fen bilgilerinde yükselmiş olan müslümana (Medenî), yâni ilerici denir. Fende ilerlemiş ağır sanayi kurmuş, fakat ahlâkı bozuk olan kimseye (Zâlim), yâni gerici, eşkiyâ ve diktatör denir. Fen ve sanatta geri ve ahlâkı bozuk olanlara (Vahşî), yâni âdî denir. (Medeniyet), tâmîr-i bilâd ve terfîh-i ibâddır. Yâni, şehirler yapmak ve insânlara hizmettir. Bu da, fen ve sanat ve güzel ahlâk ile olur. Kısacası, fen ve sanatın güzel ahlâk ile birlikte olmasına (Medeniyet) denir. Medenî insân, fen ve sanatı, insânların hizmetinde kullanır. Zâlimler ise, insânlara işkence yapmakta kullanır. Görülüyor ki, hakîkî müslüman, ilerici bir insandır. Hıristiyan, yahudi ve komünist [yâni dinsiz], gerici, şakî ve zevallı bir kimsedir.]

Her müslümanın islâm bilgilerini lüzûmu kadar öğrenmesi farzdır. Bunun için, islâm âlimleri, birçok kitap yazmışlardır. Ahlâk kitaplarından Nasirüddîn-i Muhammed Tûsînin yazdığı (Ahlâk-ı nâsırî) ve Celâlüddîn-i Muhammed Devânînin yazdığı (Ahlâk-ı Celâlî) ve Hiratlı Hüseyn Vaiz-ı Kâşifînin yazdığı (Ahlâk-ı muhsinî) kitapları meşhûrdur. Kitabımızın birinci kısmı, Muhammed Hâdimînin (Berîka) kitabından tercüme edilmiştir. Bu kısmda, islâmiyetin beğenmediği ahlâkı ve bunlardan korunma ve kurtulma çârelerini bildireceğiz. Bu kötü ahlâk, kalbin hastalıklarıdır. Kalbi ve ruhu ebedî ölüme sürüklerler. Başka kitaplardan alarak yapılan ilâveler, köşeli parantez [ ] içine yazılmıştır. Kitabımızın ikinci kısmında, 979 [m. 1572] senesinde Edirnede vefât etmiş olan, Ali bin Emrullahın yazmış olduğu, türkçe (Ahlâk-ı alâî) kitabının baş kısmını yazarak, ahlâkın tarifini ve çeşidlerini açıklıyacağız.

Bu kitabımızı okuyan temiz gençler, dedelerinin, sağlam bedenli, iyi ahlâklı, çalışkan, medenî, ilerici olduklarını anlıyacak, islâm düşmanlarının yalanlarına, iftirâlarına aldanmaktan kurtulacaktır.

Nasirüddîn-i Tûsînin ismi Muhammed bin Fahreddîndir. Hicrî 597 senesinde Tûsta yâni Meşhed şehrinde tevellüd, 672 [m. 1273] de Bağdâdda vefât etti. Şî’î idi. Hülâgünün Bağdâdı yakıp yıkmasına, yüzbinlerle müslümanı öldürmesine sebep olanlardan biridir. Hülâgünün vezîri oldu. Dörtyüzbin kitap bulunan bir kütübhâne ve Rasadhâne, bir akademi yaptı. Çok kitap yazdı.

Muhammed Celâlüddîn-i Devânî 829 senesinde tevellüd, 908 [m. 1503] de, Şîrâzda vefât etti. İslâm âlimlerinin en büyüklerindendir. Çok kitap yazdı. (Ahlâk-ı Celâlî) kitabı fârisî olup, 1304 [m. 1882] senesinde Hindistânda sekizinci baskısı yapılmıştır. İngilizceye de tercüme edilmiştir.

Hüseyn bin Ali Vaiz-i Kâşifî, Hiratta vaiz idi. Hicrî 910 [m. 1505] senesinde orada vefât etti.

Ey temiz gençler! Ey, ömrlerini islâm dîninin güzel ahlâkını öğrenmekte ve yaymakta tüketen ve canlarını Allahın dînini insanlara yaymakta feda eden şehitlerin asîl ve kıymetli çocukları! Şerefli ecdadımızın sizlere tam ve doğru olarak getirdiği ve emânet bıraktığı, mübârek islâm dînini ve bunun bildirdiği güzel ahlâkı iyi öğreniniz! Güzel yurdumuza göz diken, can, mal, din ve ahlâk düşmanlarının saldırılarına karşı, bu mukaddes emâneti bütün gücünüzle savununuz! Her yere yayarak, insanları saadete kavuşturmaya çalışınız! Biliniz ki, dînimiz, güzel huylu olmamızı, sevişmemizi, büyüklere hurmet, küçüklere şefkat etmeği, dinli dinsiz, herkese iyilik etmeyi emretmektedir. Herkesin hakkını, ücretini veriniz! Kanûnlara, hükûmetin emirlerine karşı gelmeyiniz! Vergilerinizi vaktinde ödeyiniz! Allahın, doğruların yardımcısı olduğunu hiç unutmayınız! Sevişelim, yardımlaşalım ki, Allahü teâlâ yardımcımız olsun!

İslâm âlimleri buyuruyorlar ki, (Allahü teâlâ insânda üç şey yarattı: Akıl, kalb ve nefis. Bunların hiçbiri görülmez. Varlıklarını eserleri ile, yaptıkları işlerle ve dînimizin bildirmesi ile anlıyoruz. Akıl ve nefis dimâgımızda, kalb göğsümüzün sol tarafındaki yüreğimizdedir. Bunlar, madde değildir. Yer kaplamazlar. Buralarda bulunmaları, elektriğin ampulde, miknâtisin endüksiyon bobininde bulunması gibidir. Akıl, islâm bilgilerini anlamaya çalışır. Bunları anlar. İyilerini, faydalı olanlarını, fenalarını, zararlı olanlarını anlar. İyileri, fenaları, şeriat ayırmaktadır. Şeriati bilen ve uymak istiyen akla (Akl-ı selîm) denir. Aklı az olan, hep şaşıran kimseye (Ahmak), aklı hiç olmıyana (Mecnûn) denir. Selîm olan akıl, şeriatin bildirdiği iyi şeyleri kalbe bildirir. Kalb de, bunları yapmağı irâde ederek, dimâgdan çıkan hareket sinirleri vâsıtası ile, âzalara, organlara yaptırır. İyi veya fena şeyleri yapmak arzusunun kalbe yerleşmesine (Ahlâk), (Huy) denir. Nefis, dünya zevklerine, lezzetlerine düşkündür. Bunların iyi, fena, faydalı, zararlı olduklarını düşünmez. Arzuları, şeriatin emirlerine uygun olmaz. Şeriatin yasak ettiği şeyleri yapmak, nefsi kuvvetlendirir. Daha beterini yaptırmak ister. Fena, zararlı şeyleri, iyi gösterip, kalbi aldatır. Kalbe bunları yaptırarak, zevklerine kavuşmak için çalışır. Kalbin nefse aldanarak, fena huylu olmaması için, kalbi kuvvetlendirmek ve nefsi zayıflatmak lâzımdır. Aklı kuvvetlendirmek, islâm bilgilerini okuyup, öğrenmekle olduğu gibi, kalbin kuvvetlenmesi, yâni temizlenmesi de, şeriate uymakla olur. Şeriate uymak için, ihlâs lâzımdır. (İhlâs), işleri, ibâdetleri, Allahü teâlâ emrettiği için yapmak, başka hiçbir menfaat düşünmemektir. Kalbde ihlâs hâsıl olması, kalbin zikretmesi ile, yâni Allah ismini çok söylemesi ile olur. Zikrin nasıl yapılacağını, Mürşid-i kâmilden öğrenmek ve akılda bulunan ve his organlarından gelen dünya düşüncelerini kalbden çıkarmak şarttır. Dünya düşüncesi hiç kalmazsa, kalb kendiliğinden zikretmeye başlar. Şişedeki su boşalınca, havânın şişeye kendiliğinden, hemen girmesi gibidir. Kalbi dünya düşüncelerinden korumak, kalbin Mürşid-i kâmilin kalbinden feyz [Nûr] alması ile olur. Kalbden kalbe (feyz), muhabbet yolu ile akar. Mürşidin başka memlekette bulunması veya vefât etmiş olması, feyz gelmesine mani olmaz. (Mürşid), islâm bilgilerini iyi bilen ve şeriate tâm uyan, ihlâs sahibi, Ehl-i sünnet âlimidir. Şeriate uymak ve Mürşid-i kâmilden feyz almak, kalbi kuvvetlendirdiği gibi, nefsi zayıflatır. Bu sebep ile (nefis), kalbin şeriate uymasını, Mürşid-i kâmilin sohbetinde bulunmağı, kitaplarını okumağı istemez. Dinsiz, îmansız olmasını ister. Akıllarına uymayıp, nefslerine uyan kimseler, bunun için, dinsiz olmaktadır. Nefis ölmez. Fakat, gücü kuvveti kalmayınca, kalbi aldatamaz.)

Mîlâdî sene              Hicrî şemsî              Hicrî kamerî

1996                        1374                        1416