İslâm dini, Allahü tealanın hak dinidir - kainatingunesi.com
Yazar: Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

İslâm dini, Allahü tealanın hak dinidir: Bir cümle ile İslâmiyet, insanın dünyâ ve âhiret saâdetini içinde toplayan en son İlâhî dîndir. Lügatte / sözlükte, “selâmet, barış, sulh, sükûnet, tek olan Allah’a kendisini tamâmiyle teslîm etmek” gibi ma’nâlara gelen İslâm = İslâmiyet”, dînî bir terim olarak; Allahü teâlânın, Cebrâîl ismindeki melek vâsıtasıyle, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselâma gönderdiği, insanların dünyâda ve âhirette râhat ve mes’ûd olmalarını sağlayan usûl ve kâidelerolarak ta’rîf edilir.

İslâm dîni son İlâhî dîndir. Nitekim Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîm’de meâlen buyuruyor ki:

Doğrusu, Allah katında makbûl olan dîn, İslâmdır. Kendilerine kitap verilen (Hıristiyân ve Yahûdî)ler, hakîkati bildikten sonra, aralarındaki ihtirâstan dolayı, İslâm dîni hakkında ihtilâfa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, şüphe yok ki, Allah onun cezâsını çok çabuk görücüdür.” (Âl-i İmrân sûresi, 19)

 “(Muhammed aleyhisselâmın getirdiği) İslâm dîninden başka dîn isteyenlerin dînleri, aslâ kabûl olunmayacak [Allahü teâlâ, onların dînlerini (sevmez ve) kabûl etmez]. (İslâm dînine arka çeviren), âhirette ziyân edecek (Cehenneme gidecektir).” (Âl-i İmrân sûresi, 85)

“…Bugün size dîninizi ikmâl ettim ve size ihsânda bulunduğum ni’metlerimi tamâmladım. Sizin için dîn olarak İslâmı seçtim/İslâma râzî oldum…” (Mâide sûresi, 3)

İslâm dîni, Hazret-i Muhammed (aleyhisselam), bu dîni bildirmeye başlayıncaya kadar gelmiş-geçmiş olan, meselâ Hazret-i İbrâhîm, Hazret-i Mûsâ, Hazret-i Îsâ gibi bütün Peygamberleri tanır. Onların hepsine de inanılmasını, hepsinin de sevilmesini, hürmetle anılmasını emreder.

Her asırda gönderilen Peygamberler, insanları doğru yola da’vet etmişlerdir. Peygamberlere uyanlar kurtulmuş, uymayanlar ise sapık yollara düşmüşlerdir. Çünkü rehbersiz doğruyu bulmak mümkün değildir. Bütün Peygamberler, aynı îmânı bildirmişler, tek olan Allah’a inanmayı, O’na ibâdet etmeyi ve O’nun mahlûklarına karşı nasıl davranılacağını göstermişlerdir.

Esâsen eski dîn kitaplarında ve hakîkî İncîl’de bir son Peygamberin geleceği yazılıdır. Hazret-i Muhammed (aleyhisselâm), en son Peygamberdir ve O’ndan sonra bir daha Peygamber (Resûl de, Nebî de) gelmeyecektir.

İslâm dîni, rûh ve beden temizliği esâsı üzerine kurulmuştur. İslâmiyet bu ikisini eşit tutar. İslâm âlimlerinin buyurdukları gibi, bütün üstünlükler, faydalı şeyler, İslâmiyetin içindedir. Daha önceki Peygamberlere gönderilen, eski dînlerin görünür ve görünmez bütün iyilikleri İslâmiyette toplanmıştır. Bütün saâdetler, muvaffakiyetler ondadır. Yanılmayan, şaşırmayan akılların kabûl edecekleri îmân, ibâdet esâsları ve güzel ahlâktan ibârettir.

İslâmiyet, insanların rûhî ve maddî refâhını en mükemmel şekilde te’mîn edecek prensipler getirmiştir. İnsan hak ve vazîfelerini en geniş şekilde düzenlemiştir.

İslâmiyette, başkalarının cân, mâl ve ırzlarına hücûm etmenin kesinlikle yasaklığı; kâfirlere karşı da iyi huylu olmanın lüzûmu; komşu hakkının dîndeki yeri İslâm âlimlerinin kitaplarında genişçe yazılmıştır. Onları okuduğumuzda, bugünkü terör teşkîlâtlarının/örgütlerinin İslâmiyetle hiç alâkalarının olmadığını yakından görmekteyiz.

İslâmiyet, Allahü teâlânın emirlerini büyük bilip saygı göstermeyi ve mahlûkâta merhameti istemekte, memleketleri i’mâr ve insanları ma’nevî ve mâddî olarak yükseltmeyi emretmekte, insanların sevişmelerini, yardımlaşmalarını, kardeşçe yaşamalarını istemektedir.

İslâm dîninde, müslümânların olsun, başkalarının olsun mallarına, canlarına, nâmûslarına, şeref ve i’tibârlarına el, dil, fiil, resim ve yazı ile saldırmaları kesinlikle yasaktır. Yalan, iftirâ, gıybet, haset, düşmânlık gibi kötü hasletler reddedilmiştir, yasaklanmıştır. İslâm, iyi-kötü herkesle ve gayr-i müslim vatandaşlarla da iyi geçinmeyi,  her bakımdan iffet ve hayâyı, tâm sıhhatli olmayı istemektedir.

Dâru’l-Fünûn Müderrislerinden (eski İstanbul Üniversitesi Profesörlerinden) büyük âlim Seyyid Abdülhakîm Efendi’nin buyurduğu gibi, İslâmiyetin içinde hiçbir zarar yoktur. İslâmiyetin dışında da hiçbir menfaat yoktur ve olamaz.

İslâmiyet; ilme, fenne, tekniğe, san’ata, endüstriye, zirâate, ticârete, sanâyiye, lâyık olduğu üzere ehemmiyet verir. Zirâat, ticâret ve san’atı da kat’î olarak emreder. İnsanların yardımlaşmalarını, birbirlerine hizmet etmelerini ehemmiyetle istemekte, dîni, vatanı, inanışı başka olanların da cânlarını, mâllarını ve nâmûslarını korumayı emr edip, bunlara saldırmayı da kesinlikle yasaklamaktadır.

Kendi idâresi altında bulunan insanların, evlâdın, âilenin ve milletlerin haklarını ve idârelerini öğretmekte; dirilere, geçmişlere, geleceklere karşı bir takım hak ve mes’ûliyetler yüklemektedir. Seâdet-i dâreyni ya’nî dünyâ ve âhiret seâdetini kendinde toplamıştır.

Yine mukaddes İslâm dîni, herkese karşı edepli, saygılı olmayı, ana-babaya, akrabaya, arkadaşlara, muhtaçlara dâimâ müşfik, merhametli, iyilik edici olmayı, hayvânların dahî hakkını gözetmeyi, cömert olmayı, isrâftan sakınmayı emretmektedir.

Tembellik ve boşa vakit geçirmeyi yasaklamıştır. Nefsin temizlenmesini te’mîn etmekte, kötü huyları iyi huylardan ayırarak iyi huyları emretmekte, kötü huyları ise şiddetle yasak etmektedir.

Fertlerin, evlâdın, âilenin ve milletlerin haklarını ve vazîfelerini öğretmekte, dirilere, geçmişlere, geleceklere, herkese karşı bir hak ve mes’ûliyet yüklemektedir.

İslâmiyet; insanın hem rûhî, hem de maddî refâhını te’mîn edecek bir ahlâk getirmiştir. Bu mukaddes dîn, sâdece fert ile Allah arasında râbıta kurmakla kalmayıp, fertlerin birbirlerine, hattâ insanlık câmiasına karşı haklarını ve vazîfelerini de tanzîm eder, hep ileriyi gösterir; ilericiliğin ve dinamizmin mümessilidir.

Bu dîn, bütün insanlığı saâdete kavuşturacak prensiplerden ibârettir. Sosyal adâlet esâsları üzerine kurulmuştur. İslâmiyette sınıflaşma yoktur. Müslümân olan herkes aynı haklara, aynı i’tibâra sâhiptir. Adâlet karşısında devlet reîsi ile çoban eşit haklara mâlik olup eşit mes’ûliyetler taşırlar.

Bir kişinin veya belli bir cemiyetin değil, bütün insanlığın hür ve medenî bir hayât seviyesine ulaşmasını emretmekte, bunun için de sosyal adâleti esâs tutmaktadır.

İslâmiyetin emrettiği gibi îmân edip bu îmân ile ölenler, âhirette Cennete gideceklerdir. Cennet, Allahü teâlânın âhirette müslümânları ebediyyen sayısız ni’metlerle mükâfâtlandıracağı yerin adıdır. Îmân etmeyenler ve îmânsız olarak ölenler ise, Cehennemde ebediyen cezâlandırılacaklardır.

Bugün maalesef yahûdî ve hıristiyânlar gibi kitap ehli kâfirleri de, Cennete sokmaya çalışanlar var; hâlbuki kâfirlerin Cennete girmeleri şöyle dursun, uzaktan görmeleri ve kokusunu almaları bile mümkün değildir.