İSLÂMIN İLK DEVRİ, TEBLİĞ YILLARI - kainatingunesi.com

Mus’ab bin Umeyr “radıyallahü anh”; Eshâb-ı kiramın büyüklerindendir. İslâmiyetin ilk yıllarında müslüman oldu. Habeşistan’a sonra da Medine’ye ilk hicret edenlerdendir. Birinci Akabe biatında müslüman olan Medineli oniki kişi, Resûlullah’dan “sallallâhü aleyhi ve sellem” İslâmiyeti ve Kur’ân-ı kerîmi öğretmesi için bir muallim (öğretmen) istediler. Bunun üzerine Mus’ab bin Umeyr, Resûlullah “radıyallahü anh” tarafından Medine’ye muallim olarak gönderildi. Bedir ve Uhud savaşlarında Muhacirlerin sancağını taşıdı. Hicrî 3 (m. 625) senesinde Uhud savaşında kırk yaşında iken şehid oldu.

Resulullâh’ın Gözleri Yaşardı

Menkıbe- 1: Mus’ab bin Umeyr, annesi ve babası tarafından Kureyş’in asil ve zengin bir ailesine mensub idi. Bu sebeple gayet rahat bir hayat yaşıyordu. Annesi tarafından en iyi şartlar altında, refah ve bolluk içinde yetiştirilmişti. Güzel yüzlü ve zengin olduğundan Mekke’de ona gıpta ile bakarlardı. Peygamber “sallallâhü, aleyhi ve sellem” efendimiz buyurmuşlardı ki: (Mekke’de Mus’ab’dan daha zarif, daha narin, daha güzel kimse yok idi. Saçları kıvrım kıvrım idi.) Bütün bunlara rağmen kalbinde büyük bir boşluk hisseden Mus’ab bin Umeyr, Peygamberimizin “sallallâhü aleyhi ve sellem” bir merkez olarak seçtiği, İslâmı anlattığı ve o zaman Mekke’de müslümanların toplandığı Erkam bin Ebî Erkam’ın evine giderek müslüman oldu.

Ailesi, Mus’ab bin Umeyr’in müslüman olduğunu öğrenince, onu dîninden döndürmek için evlerindeki bir mahzene hapsederek günlerce aç ve susuz bıraktılar. Arabistan’ın yakıcı güneşi altında uzun müddet ağır ve tahammülü zor işkenceler yaptılar. Fakat Mus’ab bin Umeyr, bu ağır ve acımasız işkenceler karşısında sabır ve sebat göstererek aslâ İslâmiyetten dönmedi. Mus’ab bin Umeyr, müşriklerin ağır işkenceleri, ve zulümleri sebebi ile diğer müslümanlarla birlikte Habeşistan’a hicret etti. Bir müddet orada kalıp, her türlü sıkıntıya katlandı. Daha sonra dönüp Peygamberimizin “sallallâhü aleyhi ve sellem” huzuru seâdetlerine geldi. Onun bu gelişini Hazret-i Alî “radıyallahü anh” şöyle anlatmaktadır: “Ben Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” ile oturuyordum. Bu arada Mus’ab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbiseden “başka birşey yoktu. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” onun bu hâlini görünce mübarek gözleri yaşla doldu. Çünkü o müslüman olmadan önce servet içinde idi. Dîni uğruna bunları terketti.” Kendisine yapılan her türlü işkenceye ve çektiği fakirliğe rağmen dîninden dönmedi. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” onun hakkında, (Kalbini Allahü teâlânın nurlandırdığı şu kimseye bakın, Onu anne ve babasının yanında onların buna en iyi yiyecek ve içecekleri verdiklerini gördüm. AIIah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğümüz hâle getirmiştir.) buyurmuştur.

Bu Ne Kadar Güzel Söz

Menkıbe -2: Birinci Akabe bîatında müslüman olan Medineliler, kendilerine dini öğretecek bir muallim istediler. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” bu iş için Mus’ab bin Umeyr’i görevlendirdi. Bunun üzerine Mus’ab bin Umeyr Medine’ye gidip, oradaki muslümânlardan Es’ad bin Zurâre’nin evine yerleşti. Burada hem Kur’ân-ı kerîm öğretiyor, hem de İslâmiyeti anlatıyordu. Onun bu hizmetiyle Medine’de çok kimse müslüman oldu.

Medine’de bulunan kabile reislerinden Sa’d bin Muâz, Esîd (veyâ Üseyd) bin Hudayr henüz müslüman olmamışlardı. Onların bu durumu çevreyi etkiliyor, İslâmiyetin hızla yayılmasını engelliyordu. Bir gün Mus’ab bin Umeyr bir bahçede, etrafında bulunan müslümanlara İslâmiyeti anlatıyordu. Bu sırada Evs kabilesinin reislerinden olan Üseyd elinde mızrağıyle gelip, hiddetle konuşmaya başladı:  “Siz bize niçin geldiniz, insanları aldatıyorsunuz! Hayatınızdan olmak istemiyorsanız buradan derhal ayrılın!” dedi. Onun bu taşkın halini gören Mus’ab bin Umeyr,

– “Hele biraz otur! Sözümüzü dinle. Maksadımızı anla, beğenirsen kabul edersin.  Yoksa engel olursun.” diyerek gayet yumuşak ve nazik bir konuşmayla karşılık verdi. Üseyd kendini tutamayıp,

– “Bu ne kadar güzel, ne kadar iyi bir sözdür. Bu dine girmek için ne yapmalı” diye sordu. Mus’ab bin Umeyr, ona kelime-i şehâdeti öğretti ve o da müslüman oldu. Sevincinden yerinde duramayan Üseyd

– “Ben gidip size birini göndereyim. Eğer o da İmâna gelirse, bu beldede imân etmedik kimse kalmaz” diyerek oradan ayrıldı.

Evs kabilesinin reisi Sa’d bin Muâz’ın ve kabilesinin yanına varınca müslüman olduğunu söyledi. Bunu gören Sa’d şaşırarak hiddetlendi ve Mus’ab bin Umeyr’in yanına koştu. Yanına varınca sert ve kızgın bir tavırla konuşmaya başladı. Mus’ab bin Umeyr ona da gayet yumuşak konuştu ve oturup biraz dinlemesini söyledi. Sa’d bu nâzik konuşma karşısında yumuşayıp oturdu ve konuşulanları dinlemeye başladı. Mus’ab bin Umeyr ona da İslâmiyeti anlattı ve Kur’ân-ı kerîmden bir miktar okudu. Kur’ân-ı kerim okunurken Sa’d’ın yüzü birden bire değişiverdi. O da orada müslüman oldu. İçinde büyük bir rahatlık ve sevinç hissetti. Kavminin yanına gidip onlara şöyle dedi:

– “Ey kavmim ! Beni nasıl biliyorsunuz?” Onlar da:

– “Sen bizim büyüğümüz ve üstünümüzsün” dediler,

– “Öyle ise Allah’a ve Resûlüne imân etmelisiniz, dedi.

Onun bu sözü üzerine kavminin hepsi İslâmiyeti kabul etti. O gün kavminden imân etmedik kimse kalmadı.

Mus’ab bin Umeyr’in büyük gayretleri ve hizmetleri neticesinde İslâmiyyet, Medine’de sür’atle yayıldı öyle ki İslâmiyyet her eve girmiş, imân etmeyen kalmamıştı.

Mekke’ye dönen Mus’ab bin Umeyr “radıyallahü anh”, evine uğramadan Peygamberimize “sallallâhü aleyhi ve sellem” bu müjdeli haberleri verince, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” Efendimiz çok memnun oldular. Bu sırada Mus’ab bin Umeyr’in, Mekke’ye geldiğini işiten annesi, O’na:

– “Ey annesine isyan eden vefasız oğul! Bulunduğum şehre gelip nasıl olur da önce yanıma uğrayıp beni ziyaret etmezsin” diye haber gönderdi. Mus’ab bin Umeyr “radıyallahü anh”

– “Ben, Resûlulah’tan önce kimseyi ziyaret etmem” dedi. Sonra annesinin yanına gitti. Annesi:

– “Galiba, hâlâ girdiğin o yeni dinden dönmedin” dedi. Mus’ab,

– “Ben, Allah Resûlünün tebliğ ettiği ve Allahü teâlânın razı olduğu hak din üzereyim. Bu din, Allah’ın Kendisi ve Resûlü için seçtiği bir dindir” dedi. Annesi tekrar

– “İlk olarak Habeşistan’da ve ikinci defa da Yesrib’de (Medine) olduğun zamanlarda senin için çektiğim acılara karşılık bana bir teşekkür bile etmedin” dedi. Mus’ab,

– Beni dinimden ayıracağınızdan korkuyorum” dedi. Bu sözleri üzerine annesi onu bir daha haps etmek isteyince, Mus’ab bin Umeyr

– “Yemin ederim ki, eğer beni haps edecek olursanız ölünceye kadar mücâdele ederim” dedi. Bu sözleri üzerine annesi

– “Haydi git işine” diyerek’ağladı. Mus’ab ona şöyle dedi:

– “Anneciğim, ben sana doğru yolu gösteriyorum. Ve sana acıyorum. Ne olur gel, Allah’tan başka hiç bir ilâh olmadığına ve Muhammed aleyhisselâmın “sallallâhü aleyhi ve sellem” O’nun kulu ve resûlü olduğuna şehadet et, îmân et.” dedi. Annesi

– “Ben senin girdiğin dini kabul etmeyeceğim. Çünki benimle alay ederler ve bana akılsız derler. Fakat seni dininle başbaşa bırakıyorum. Ben, kendi dinimde kalacağım” dedi.

Sancağı Melek Aldı

Menkıbe -3: Bedir muharebesinden sonra müslimanların müşriklerle yaptığı ikinci önemli muharebe olan uhud harbi bütün şiddeti ile devam ediyordu. İslam ordusunun sancaktarı olan Mus’ab “radıyallahu anh”, bu savaşda Peygamberimizin “sallallâhü aleyhi ve sellem” yanından ayrılmıyor, düşmana karşı bütün gücü ile harb ediyordu. Bu sırada müşrik ordusunudan İbn-i Kâima adında biri Peygamberimize saldırırken, onun karşısına çıktı. Bu müşrik bir kılıç darbesiyle Mus’ab bin Umeyr’in sağ kolunu kesti. Bunun üzerine sancağı derhal sol eline aldı. Mus’ab o esnada Âli İmran sûresi (144). Muhammed ancak resûldür. Ondan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiştir) mealindeki âyet-i kerimeyi okuyordu. İkinci bir darbeyle sol kolu da kesilince sancağı kesik kollarıyla tutup göğsüne bastırdı ve yine aynı âyet-i kerimeyi okumaya devam ediyordu. Bu haliyle kendini Peygamberimize “sallallâhü aleyhi ve sellem” siper yapan Mus’ab bin Umeyr’in üzerine hücum eden İbn-i Kâmia, onun vücuduna bir mızrak, sapladı. Mus’ab bin Umeyr yere yıkılıp şehid oldu. Mus’ab bin Umeyr zırh giydiği zaman Peygamberimize “sallallâhü aleyhi ve sellem” benzediği için, müşrikler onu şehid edince Peygamberimizi “sallallâhü aleyhi ve sellem” öldürdüklerini zannetmişlerdi.

Hazret-i Mus’ab şehid olunca, onun suretinde bir melek sancağı aldı. Mus’ab’ın şehid düştüğünden Resûlullah’ın “sallallâhü aleyhi ve sellem” henüz haberi olmadığından (İleri, ey Mus’ab, ileri!!) diye sesleniyordu. Bunun üzerine bayrağı elinde tutan melek, geri dönüp Resûlullah efendimize “sallallâhü aleyhi ve sellem” (Ben Mus’ab değilim) diye cevap verince, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” sancağı Hazret-i Ali’ye verdi.

Eshâb-ı kiramdan Ubeyd bin Umeyr anlatır: Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” Mus’ab bin Umeyr’i şehid olmuş görünce, başı ucuna dikilerek Ahzâb sûresinden (Müminlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar AlIaha verdikleri sözde sadakat gösterdiler. Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehid olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler.) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve sonra şöyle buyurdu: (Allah’ın Resulü de şahittir ki, siz kıyâmet günü Allah’ın huzurunda şehid olarak haşrolunacaksınız). Sonra yanındakilere dönüp: (Bunları ziyaret ediniz. Kendilerine selam veriniz. AlIahü teâlâya yemin ederim ki, kim bunlara bu dünyada selâm verirse, kıyamette bu aziz şehidler kendilerine mukabil selâm vereceklerdir. ) buyurdu.

Daha sonra Mus’ab bin Umeyr diğer şehitlerle birlikte defnedildi.