Kabirde ölüler dört halde bulunur - kainatingunesi.com

Ba’zısı ökçesi üzere oturur. Gözü dağılıp, bedeni şişip, cismi toprak oluncaya kadar bu hâlde kalır. Sonra rûhu, dünyâ göğünden başka melekût âlemini dolaşır.

Ba’zısına cenâb-ı Hak bir uyku verir. Birinci sûra kadar ne olduğunu bilmez. Birinci sûrda uyanır, sonra yine ölür.

Ba’zısı kabrinde iki ay kadar yâhud üç ay kadar durur. Sonra rûhu bir Cennet kuşu üzerine biner, kuş onu Cennete kadar uçurur. Bunları bildiren hadîs-i şerîfler sahîhdir. İslâmiyyetin sâhibi “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Mü’minin rûhu kuş ile berâberdir. Cennet ağaçlarından birine asılmış durur).

Bunun gibi şehîdlerin rûhlarından sorulunca: (Şehîdlerin rûhları, yeşil kuş kursaklarında olarak Cennet ağaçlarına asılı dururlar) buyurdu.

Ba’zı insanlar, diledikleri zemân makâmlarından yükselirler. Ba’zıları da, sûr üfleninceye kadar orada durur.

Dördüncü nev’ -Enbiyâ ve Evliyâya mahsûsdur. Bunların ba’zısı kıyâmete kadar uçar ve çoğu gece görünür. Ben inanıyorum ki, Ebû Bekr-i Sıddîk ve Ömer-ül-Fârûk “radıyallahü teâlâ anhümâ” bunlardandır.

Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, üç âlemi (Âlem-i nâsût, Âlem-i melekût, Âlem-i ceberût) dolaşmakda serbestdir. Buna tenbîh ve işâret için bir gün Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz, (Allahü teâlâ beni üçden ziyâde yeryüzünde durdurmamasını kereminden ricâ ederim) buyurdu. Hakîkaten, üç aşerat olunca ya’nî otuz olunca, hazret-i Alî, Resûlullahın vefâtından otuz sene sonra [kırkbirinci yılda] şehîd olup, hazret-i Peygamber yerin ehâlîsine gücendi. Mubârek rûhu temâmen semâya yükseldi.

Bunu ba’zı sâlihler rü’yâsında gördü. Bir zât buyurdu ki: (Yâ Resûlallah! Babam, anam sana fedâ olsun! Ümmetinin fitnelerini görmüyor musun?) Hazret-i Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Allahü teâlâ fitnelerini ziyâde eder. Hazret-i Hüseyni de şehîd etdiler. Benim hürmetimi muhâfaza etmediler) buyurdu. Dahâ çok söylediler ise de, diğerlerine râvînin şübheleri olduğundan terk olundu.

Bunlardan ba’zısı (İbrâhîm aleyhisselâm gibi) yedinci kat semâyı seçmiş olup, orada bulunur. Peygamberimiz “aleyhisselâm” Mi’râc gecesi İbrâhîm aleyhisselâma uğradı. Gördü ki: Beyt-i ma’mûre sırtını vermiş, müslimânların çocuklarına oradan şiddetli nazarla bakmakdadır.

Îsâ aleyhisselâm da, beşinci kat gökdedir. Her gökde Resûller ve Nebîler “aleyhimüsselâm” vardır ki, oradan çıkmazlar ve gitmezler. Kıyâmete kadar orada dururlar. Bunlardan istediği yere gitmekde muhayyer olanları, ancak hazret-i İbrâhîm ve hazret-i Mûsâ ve hazret-i Îsâ aleyhimüsselâmla, hazret-i Muhammed Mustafâ “sallallahü aleyhi ve sellem”dir. Bunlar, üç âlemdeki istedikleri yere gidebilirler.

Evliyâ-i kirâmdan ba’zıları kıyâmet gününe kadar tavakkuf ederler, dururlar. Nitekim Bâyezîd-i Bistâmînin “rahimehullahü teâlâ” Arşı a’lâ altındaki sofradan yemek yimede olduğu rivâyet olundu.

İşte kabrde olanların halleri bu dört şekldedir. Ya’nî azâb olunurlar, rahmet olunurlar, tahkîr olunurlar, ikrâm olunurlar.

Kaynak: İmâm-ı Gazali “rahmetullahi aleyh” (Dürre-tül Fâhire fî-keşf-i ulûm-il-âhıre) kitabının Türkçeye tercümesi olan (Kur’ân-ı kerîmde kıyâmet ve âhıret hâlleri).