Kaza ve kader bilgisi - kainatingunesi.com Kaza ve kader nedir

Îmânın altı şartından altıncısı, kazâ ve kadere inanmakdır. Kazâ ve kader, zekî insanların zihnlerinin en çok takıldığı bir bilgidir. Bu takıntılar, kazâ ve kaderi iyi anlamamakdan ileri gelmekdedir. Kaderin ne demek olduğu iyi anlaşılsa, hiçbir zekînin şübhesi kalmaz ve îmânı kuvvetli olur.

Âlemlerin yaratanı, yaratdığı ve yaratacağı şeylerin hepsini, ezelden ebede, zerreden Arşa kadar hepsini, maddeleri, ma’nâları, bir ânda ve bir arada bilir. Herşeyi yaratmadan önce biliyordu. Herşeyin iki dürlü varlığı olur. Biri ilmde varlık, ikincisi, hâricde, maddeli varlıkdır.

İmâm-ı Gazâlî “rahmetullahi aleyh” bunu bir misâl ile, şöyle anlatmışdır: Bir mühendis mi’mâr, yapacağı bir binânın şeklini, her yerini, önce zihninde tasarlar. Sonra zihnindeki bu resmi, kâğıda çizer. Sonra bu plânı, mi’mâra ve ustalara verir. Bunlar da, bu plâna göre, binâyı yapar. Kâğıddaki plân, binânın, ilmdeki varlığı demekdir ve zihnde tasavvur edilerek çizilen şeklidir. Buna, (ilmî, zihnî, hayâlî vücûd) ismleri verilir. Kereste, taş, tuğla ve harçdan yapılan binâ da, hâricdeki varlıkdır. Mühendis mi’mârın zihninde tasavvur etdiği şekl, ya’nî bu şekle olan bilgisi, binâya olan kaderidir.

Kazâ ve kader bilgisi karışık olduğundan, okuyanlarda, bir takım yanlış fikrler, evhâm ve hayâller hâsıl olabilir. Bunun için, din büyüklerimiz, kazâ ve kaderi çeşidli şeklde anlatmışlardır. Böylece okuyan ve dinliyenler, sözlerin gelişine ve şekline göre, ta’rîflerin birinden fâidelenebilir ve şübheye düşmekden kurtulurlar.

Bir kimse, hazret-i Alîden “radıyallahü anh” kaderi sordukda: (Karanlık bir yoldur. Bu yolda yürüme!) buyurdu. Tekrâr sorunca: (Derin bir denizdir) buyurdu. Tekrâr sordu. Bu def’a: (Kader, Allahü teâlânın sırrıdır. Bu bilgiyi senden sakladı) buyurdu.)

“Kaza, kader bilgisi, Allahü tealanın kullarından sakladığı sırlardan biridir.

İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri, imam-ı Ca’fer Sadık hazretlerinden sordu:
– Ey Resulün torununun torunu! Allahü teala, insanların işlerini, kendi arzularına bırakdı mı? deyince;
– Allahü teala, Rab olmakda, kullarını ortak etmez buyurdu.
– Kullarına cebr edip de azab etmek, Onun adaletine uygun değildir dedi.
– İkisi arası. İşleri cebr ile yapdırmaz. Onların keyflerine de bırakmaz dedi. Hayr ve şerlerin hepsi, Allahü tealanın takdiri ve iradesi iledir cevabını verdi.

Büyük alim imam-ı Begavi hazretleri buyuruyor ki: “Kaza, kader bilgisi, Allahü tealanın kullarından sakladığı sırlardan biridir. Bu bilgiyi, en yakın meleklere ve din sahibi olan Peygamberlerine “aleyhimüsselam” bile açmadı. Bu bilgi, büyük bir deryadır. Kimsenin, bu denize dalması, kaderden konuşması caiz değildir. Şu kadar bilelim ki, Allahü teala, insanları yaratıyor. Bir kısmı şakidir. Cehennemde kalacakdır. Bir kısmı da sa’iddir. Cennete gidecektir.”

Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri; “Kaza ve kader, bir cebr-i mütehakkim değildir. Bir ilm-i mütekaddimdir.” buyurmuştur. Kader, ileride yaratılacak şeyleri, Allahü tealanın ezelde bilmesidir, zorla yaptırması değildir.

Allahü teala, herşeyi, kudreti ve ilmi ile yaratıyor. İşte kader, bu ilmdir. Kader, hiçbir şey yaratılmadan önce, Allahü tealanın ilm sıfatının mahlûklara olan bağlılığıdır. Ehl-i sünnet vel-cemaat kadere iman etmiş ve kadere inanmak imanın şartıdır demiştir. Yani kadere inanmıyan, mümin değildir dediler. Kaderin iyisi, kötüsü, tatlısı, acısı, hep Allahü tealadandır. Çünki, kader, bildiği şeyleri yaratmak demektir.

Osman Ünlü