KAZA ve KADER NEDİR? - kainatingunesi.com

Kaza ve Kader Nedir?

İmânın altı şartından biri kadere yâ’ni hayır ve şerrin Allahû teâlâdan olduğuna inanmaktır. Ehl-i sünnet vel cemâate göre kaza ve kadere imân şöyle olmalıdır;

Kader, Allahû teâlânın ezelî ilmi ile, kullarının yapacakları işleri bilmesidir. Buna (alın yazısı) da denir. Kaza ise, Allahû teâlânın kaderde bulunan şeyleri zamanı gelince yaratmasıdır. Allahû teâlânın ezelî ilmi ile olacak şeyleri bilmesi, kulların amellerine te’sir etmez. Meselâ bir öğretmenin, tembel bir talebesinin imtihanda kazanamayacağını önceden bilmesi, o talebenin imtihanına te’sir etmez. Talebe imtihanı kazanamayınca, (Sen benim kazanamayacağımı imtihana girmeden önce söylüyordun) diyerek suçu öğretmene yüklemesi doğru değildir. Takvimlere, bir sene içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı, hesaplanarak yazılmıştır. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz. Takvime yazılması, güneşin doğmasına ve batmasına te’sir etmez. İşte Allahû teâlânın da ezelî ilmi ile, kulların kendi istekleri ile günah veyâ sevâb işleyeceklerini bilmesi kulların işlerine cebrî bir müdahale değildir.

Her şeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yaptıran, gönderen hep Allahü teâlâdır. Kuvvet ve kudret sâhibi yalnız O’dur. O hâtırlatmazsa, kimse, iyilik ve kötülük yapmağı irâde, arzu edemez. Kulun irâdesinden sonra, O da istemedikçe, kuvvet ve fırsat vermedikçe hiçbir kimse, hiçbir kimseye, zerre kadar, iyilik ve kötülük yapamaz. Kulun istediği herşeyi, O da irâde ederse, dilerse yaratır. Yalnız O’nun dilediği olur. İyilik yapmayı ve kötülük yapmamayı, çeşitli sebeblerle hâtırlatmaktadır. Merhamet ettiği kulların kötülük yapmak irâde edince, O irâde etmez ve yaratmaz. İyilik yapmak irâde etdikleri zaman, O da irâde eder ve yaratır. Böyle kullardan hep iyilik meydana gelir. Gazab ettiği düşmanlarının kötü irâdelerinin yaratılmasını, O da irâde eder ve yaratır. Bu kötü kullar, iyilik yapmak irâde etmedikleri için, bunlardan hep fenâlık hâsıl olur.

Hülâsa, insanlar, bir âlet, bir vâsıtadır. Kâtibin elindeki kalem gibidir. Şu kadar var ki, kendilerine ihsan edilmiş olan (İrâde-i cüz’iyye)lerini kullanarak, iyilik yaratılmasını istiyen, sevâb, kötülük yaratılmasını istiyen, günah kazanır. Allahü teâlâ, insanların istekli işlerini onların irâdeleri ile yaratmayı ezelde dilemiştir,

Bu cüzi irâdeyi Allahû teâlânın emr etdiği yolda kullananlar, mükâfatlanırlar. Fenâ yollarda kullananlar da, cezâlandırılır. İnsanların Cennete veyâ Cehenneme gitmesine sebep olan, işte bu cüzi irâdedir. Bir müslümânın içki içmesi, cüzi irâdesini Allahû teâlânın emrine muhâlif olarak kullanmasıdır. Başka bir müslümânın içki içmemesi cüzi irâdenin Allahû teâlânın emrine göre kullanılması demekdir. Bunun gibi bir insanın cüzî irâdesini iyi veyâ kötü istikâmetde kullanması kendi elindedir.

Nakle yâ’ni din bilgilerine, din büyüklerinin sözlerine uymayıp kendi akıllarına güvenen kimseler kaza kader konusunda yanılmışlardır. Halbuki akıl, din bilgilerinden ba’zılarını anlayamaz. Eğer anlasaydı, Peygamberlere lüzum kalmazdı. İnsanda tam hür irâde vardır, her dilediğini yapar demek veyâ insanın elinde birşey yok demek, Kur’âna ve sünnete inanmamak olur. İnsanların işlerini, hareketlerini de Allahü teâlâ yaratmaktadır. İşleri zorla da yaptırmıyor. Zorla yaptırılan iş için hesâba çekmek de zulüm olur. Allahü teâlâ zulüm yapmaz. Cenabı hakkın merhâmeti bir annenin evlâdına olan merhâmetinden daha çoktur. İnsanların işlerinin bir titreme gibi cebren yapılmadığı da meydandadır. İnsanda tam İhtiyâr ve tam cebr olmadığı için, insanın hareketleri, bu ikisinin arasında hâsıl olmakta, meydâna gelmektedir. Buna (Kesb) denir. İnsanın kesb ettiği işlerinde bu kadarcık ihtiyârının, isteğinin bulunması Allahü teâlânın tekliflerine (emir ve yasaklarına muhâtab olmaya) sebep olmuştur. İrâde ve İhtiyârımız zâif ve az olduğu için emirler ve yasaklar da hâfif olmuştur. Kader Hakkında Yanlış Sözler

  1. a) Dinsizler ve Mu’tezîle fırkası: (İnsan kendi kaderini kendi çizer. İnsanların işlerine Allah karışmaz. Ecel gelmeden intihar ederek kendini öldüren, takdir-i ilâhiyi, ya’ni kaderi değiştirdiği için Cehennemlik olur. Böylece kaderini kendi çizmiş olur. İyi, kötü her işini, insan, kendi yaratır) Yaratmakda, kulları Allahü teâlâya şerik, ortak ediyorlar. [İranda, kendilerine şi’î adını veren kimseler de, kazâ ve kadere, mu’tezile fırkası gibi inanıyor. Böylece Ehl-i sünnet âlimlerinin yolundan ayrılıyorlar. Mu’tezile firkası ve onlar gibi inananların bu sözleri tamamen yanlıştır. Allahü teâlâdan başkası için yarattı demek insanın îmânına zarar verir. Eceli gelmeden de kimse ölmez ve öldürülmez. Ecel bir tanedir, değişmez.

Kur’ân-ı kerimde meâlen buyuruldu ki:

“Her şeyin hâlıkı (yaratıcısı) O’dur. ” [Ra’d 10]

“Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır” [saffat 96]

“Yaratan, sinelerde olanları da bilir. Yaratan hiç bilmez mi?” [Mülk 13]

İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: Kulların bütün işlerini Allahü teâlâ yaratır.

İnsan yaptığı işleri kendi yaratmıyor. İhtiyar (seçme) ve İrâde-i cüz’iyye kullanır. Hareketi yaratan Allahü teâlâdır. Allahü teâlânın, kul irâde etmeden de, yaratması caiz ise de, ihtiyarî (istekli) olan işleri yaratmağa, kulların kalblerinin ihtiyar ve irâde etmesini sebeb kılmışdır. İrâde-i cüz’iyyemizin sebeb olması da, Allahü teâlânın irâdesi iledir. Kul, bir iş yapmağı ihtiyâr ve irâde edince, ya’nî tercih edip dileyince, Allahü teâlâ da, o işi İrâde ederse o işi yaratır. Kul ihtiyâr ve irâde etmezse, ihtiyâri olan o işi yaratmaz. Bu sebeple hayır ve şer her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâdır.

  1. b) Cebriyye fırkası: (Allah her işi insana zorla yaptırır. Kul yaptığı hiç bir işten mes’ul değildir.) “Alın yazımız böyleymiş, kaderimiz utansın!” gibi sözler hep Cebriyye denilen sapık fırkanın görüşüdür.

Böyle söyliyerek suçu kadere yüklemek, böyle düşünmek de yanlıştır. Dinimizde herkes yaptığından mes’uldür. İyilik yapan mükâfatını, kötülük yapan cezasını görür. Zerre kadar hayır ve şer işleyen karşılğını alır. (Zilzal 7. 8]

İbâdetin Lüzûmu

İbâdete lüzum yok, kaderimde ne var ise onu görürüm diyen birine, Resûlullah efendimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem”, (İbâdet et, herkese ezelde takdir edilmiş olanı yapmak kolay gelir) buyurdu. Cennetliklerin ibâdet yapması ve cehennemliklerin isyân etmesi; umumiyetle sağlıklı yaşaması ezelde takdir edilmiş olanın, gerekli ilâcı almasına; hastalanması takdir edilmiş olanın da, ilâç bulamamasına benzer. Hastalıktan ölmesi takdir edilmiş olana, ilâç almak nasib olmaz. Zengin olması takdir edilmiş olana, kazanç yolları açılır. Bunun gibi ezelde cennetlik olana imân ve ibâdet etmesi nasib olur. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Cennetlik olan, Cennete götürecek, Cehennemlik olan da, Cehenneme götürecek amel işler.)

Cehennemlik kimse, (Herkesin cennetlik veyâ cehennemlik olduğu ezelde takdir edilmiş) der ve ibâdet etmez. Nitekim tarlasından mahsul almamak takdir edilene tarlasını sürmek, tohum ekmek günâh işletmekten hâsıl olur. Her kimseye dert ve belâ, günâh yolundan; rahat ve huzur da, itaat yolundan gelir, (Allahü teâlânın âdeti böyledir. Bunu kimse, değiştiremez. Nefse kolay ve tatlı gelen şey iyilik, nefse güç ve acı gelenleri de felâket sanmamalıdır)

İslâmiyet’te ve semavî olan bütün dinlerde her şey, her iş Allahü teâlânın takdiri ve irâdesi ile hâsıl oluyor. Fakat, insan bir işin ezelde nasıl takdir edildiğini bilemediği için, Allahü teâlânın emrine uyarak çalışması lâzımdır.

Kaza Ve Kader Mevzuuna Girmemek Tavsiye Edilmiştir

Hulâsa İslâm âlimleri, kaza ve kaderi çeşitli şekillerde tarif etmişler, anlatmışlardır. Böylece okuyan ve dinleyenler, sözlerin gelişi ve şekline göre tariflerin birinden faydalanabilir ve şüpheye düşmekten kurtulurlar. Bununla beraber, İslâm âlimleri, kaza ve kader mevzuuna girmemeyi tavsiye buyurmuşlardır.

Bu hususta büyük âlim İmâm-ı Begavî buyuruyor ki: “Kaza, kader bilgisi, Allahü teâlânın kullarından sakladığı sırlardan, gizli bilgilerden biridir. Bu bilgiyi, en yakın meleklere ve şerîat sahibi olan peygamberlerine aleyhimüsselâm bile açmadı. Bu bilgi, büyük bir deryadır. Kimsenin, bu denize dalması, kaderden konuşması caiz değildir. Şu kadar bilelim ki, Allahü teâlâ, insanları yaratıyor. Bir kısmı şakî olup Cehennem’de kalacak, bir kısmı da saîd olup Cennet’e gidecektir. Bir kimse, hazret-i Ali’den kaderi sorduğunda; “Karanlık bir yoldur. Bu yolda yürüme!” buyurdu. Tekrar sordu. Bu defa; “Kader, Allahü teâlânın sırrıdır. Bu bilgiyi senden sakladı” buyurdu.

Hülasa

Netice olarak, tâ’at (Allahü teâlânın beğendiği şeyler), çok küçük olsa da, kaçırmamalı! Günâh, pek küçük görünse de, yaklaşmamalıdır! İslâm âlimleri buyurdular ki, üç şey, üç şeye sebebdir; Tâ’at, Allahü teâlânın rızâsını kazanmağa sebebdir. Günâh işlemek, Allahü teâlânın gadabına sebebdir. İmân etmek, şerefli ve kıymetli olmağa sebebdir. Bunun için, küçük günâh işlemekden de çok sakınmalıdır. Allahü teâlânın gadabı, bu günâhda olabilir. Her mü’mini kendinden iyi bilmelidir. O mü’min, Allahü teâlânın çok sevdiği kulu olabilir.

İmâm-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki;

İnsanlar, mahlûk olduğu gibi, bütün işleri, hareketleri de, Allahü teâlânın mahlûkudur. Çünki Ondan başka, kimse bîrşey yapamaz, yaratamaz. Kendi mahluk, yaratılmış olan, başkasını nasıl yaratabilir? Yaratılmak damgası, kudretin az olduğuna alâmetdîr ve ilmin noksan olduğuna işâretdir. Bilgisi, kuvveti az olan, yaratamaz, îcâd edemez, insanın işinde, kendine düşen pay, kendi kesbidir Ya’nî o iş, kendi kudreti ve irâdesi ile olmuşdur. O işi, yaratan, yapan, Allahü teâlâdır, Kesb eden, kuldur. Görülüyor ki, insanların ihtiyâri işleri, isteyerek yapdıkları şeyler, insanın kesbi ile Allahü teâlânın yaratmasından meydâna gelmekdedir. İnsanın yapdığı işde, kendi kesbi, ihtiyâri [ya’ni beğenmesi] olmasa, o iş, titreme şeklini alır (Mi’denin, kalbin hareketi gibi olur]. Hâlbuki, ihtiyâri hareketlerin, bunlar gibi olmadığı meydândadır. Her ikisini de, Allahü teâlâ yaratdığı hâlde, ihtiyâri hareketle, titreme hareketi arasında görülen bu fark, kesbden ileri gelmekdedir. Allahü teâlâ, kullarına merhamet ederek, onların işlerinin yaratılmasını, onların kasdlarına, arzularına tâbi’ kılmışdır. Kul isteyince, kulun işini yaratmakdadır. Bunun için de kul mes’ûl olur. İşin sevâbı ve cezâsı, kula olur. Alahü teâlânın kullarına verdiği kasd ve ihtiyar, işi yapıp yapmamakda müsâvidir. Her işi yapmanın ve yapmamanın iyi veyâ fenâ olduğunu, Peygamberleri “aleyhimüssalevâtü vetteslimât” ile kullarına açıkça bildirmişdir. Kul, her işinde, yapıp yapmamakda serbest olup, ikisinden birini elbette seçecek, iş, iyi veyâ fenâ olacak, günâh veyâ sevâb kazanacakdır. Allahü teâlâ kullarına emrlerini ve yasaklarını yerine getirecek kadar kudret [ya’nî enerji] ve ihtiyâr [ya’nî beğenmek, seçmek] vermişdir. Dahâ çok vermesine, lüzum yokdur. Lüzûmu kadar vermişdir. Buna inanmayan, kolay şeyleri anlayamıyan kimsedir. Kalbi hasta olduğundan, şerî’ate uymamağa behâne aramakdadır.

[Allahü teâlâ, insanlara irâde denilen kuvveti vermeği ve insanların, istediklerini yapmakda, istemediklerini yapmamakda serbest olmalarını ezelde irâde etmişdir. Hiçbirşeyi zorla yapdırmamakdadır. İnsanların irâde sahibi olmaları, Allahü teâlâ böyle istediği içindir. İnsanın, dilediğini yapabilmesi, insanın irâde sahibi olduğunu gösterdiği gibi, Allahû teâlânın da ezelde bu irâdeyi irâde etmiş olduğunu göstermekdedir. Allahü teâlâ, insanda irâde olmasını ezelde irâde etmeseydi insanda irâde yaratmasaydı insan bir işi yapmakda serbest olamaz, mecbûr olurdu. Böyle olmakla beraber, insan birşey yapmağı irâde edince, dileyince, Allahü teâlâ da irâde ediyor ve yaratıyor. İnsanların irâde etdiklerini yaratan, Allahü teâlâdır, insan, hiçbir dileğini yaratamaz, yapamaz. İnsanın irâde etdiğini, sonra Allahü teâlâ da, irâde ediyor ve yaratıyor. Herşeyi yapan, yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Ondan başka yaratıcı yokdur. Ondan başkasına yaratıcı demek, yaratdı demek, hem yanlışdır, hem de Allahü teâlâya başkasını şerik ortak yapmak olur ki, ençok yasak etdiği, en şiddetli ve sonsuz azâb yapacağını bildirdiği birşeydir.]

Bu söylediklerimiz, kelâm ilmînin, derin mes’elelerindendir. Bunun en kolay, en açık bildirilmesi de, yazdığımızdır. Doğru yolun âlimlerinin bildirdiklerine inanmak lâzımdır. Bu konuda münâkaşa etmekle, araşdırmakla uğraşmamalıdır. [3 cü cild 17. Mektûb- Seadet-i Ebediyye|106]