KAZAN HANLIĞI - kainatingunesi.com

Altınordu Devleti’nin yıkılmasından sonra Volga ırmağı kıyısındaki Kazan şehrinde kurulan devlet. Altınordu hükümdarlarından Uluğ Muhammed Hân, 1436 senesinde kardeşi Küçük Muhammed tarafından tahttan indirilince, İdil Bulgarlan’nın yaşadığı bölgeye giderek burada Kazan Hanlığını kurdu. 1437’de bu devleti kuran Uluğ Muhammed, kendisini hâlâ Altınordu Devleti’nin hükümdarı sayıyor ve parçalanan ülkeyi tekrar kuvvetli bir merkez etrafında birleştirmek gayesiyle hareket ediyordu. Kazan Hanlığının güneyinde Astırhan Hanlığı, kuzeyinde Fin kavimlerinin yaşadığı topraklar, doğusunda ve güneydoğusunda Nogay Hanlığı, Kuzeydoğusunda Sibir Hanlığı, batısında Moskova knezliği güneybatısında Kırım Hanlığı bulunuyordu. Ahâlisinin büyük çoğunluğunu, başta Bulgarlar olmak üzere, eskiden beri yerleşik hayat süren Türk kavimleri ile zaman zaman doğudan buraya göç eden Kıpçak, Uz, Peçenek gibi diğer Türk ve Slav kavimlerinin yayılmasına karşı olan Fin boyları meydana getiriyordu.

Uluğ Muhammed Hân, devleti için gelişmesini mahzurlu gördüğü Moskova knezliği üstüne sefere çıkarak 1439 ve 1444 senelerinde büyük bir ordu ile Moskova kapılarına dayandı. 1445 senesinde Haziran ayında Suzdan civarında yapılan meydan muharebesinde büyük bir zafer kazandı. Prens Vasılî’yi esir aldı. Ruslar; Kazan Hanlığının hâkimiyetini tanıyıp, harp tazminatı olarak her sene haraç vermeyi, Kazan me’mûrlarının Rus şehirlerinde vazife yapmasını ve Oka nehri boyunu şehzade Kâsım’ayurt olarak vermeyi kabul ettiler. Oka nehri boyunda kurulan bu hanlık sayesinde Moskova Prensliği kontrol altında tutulacaktı. Teşkilâtçı, tedbirli, cesur ve akıllı bir idareci olan Uluğ Muhammed Hân, sefer dönüşünde aniden rahatsızlanarak vefat etti (1445).

Uluğ Muhammed Hân’ın vefatı üzerine yerine oğlu Mahmûd Hân geçti. Mahmûd Hân devrinde Kazanlılar sulh, sükûn, huzur ve refah içinde yaşadılar. Mahmûd Hân’ın 1462 senesinde vefatı üzerine yerine oğlu Halil geçti. Kısa süre hüküm süren Halil, 1467 senesinde ölünce, idareyi, kardeşi İbrahim ele aldı. İbrahim Hân devrinde taht mücâdeleleri başladı. İbrahim Hân’a karşı olan bâzı beyler Kasım Hânlığı’nın kurucusu Kâsım’ı Kazan Hânı tanıdılar. Türklere karşı fırsat kollayan Moskova knezliği bu durumdan faydalanarak İbrahim Hân’a karşı Kasım Hân’ı destekledi. Hanedanlık mes’elesi Moskova knezliğinin kontrolünü gevşettiğinden, Ruslar, Kazan hâkimiyetinden kurtulmak için faaliyete geçtiler. Papalık tarafından, Bizans sülâlesinden Sofya ile evlendirilen Üçüncü İvan, 1480’de istiklâlini îlân etti.

İbrahim Hân’ın ölmesi ile 1479 senesinde, Kazan tahtına sâhib olmak isteyen şehzadeler, Ruslardan da teşvik ve “yardım alarak, iktidar mücâdelesine başladılar. Kazan Hanlığının iç işlerindeki karışıklıktan büyük ölçüde istifâde eden Ruslar, 1487 senesi yazında Kazan şehrini kuşattılar. Kazanların şiddetle müdâfaaları, sık sık yapılan huruçlar ve bilhassa şehir dışına yerleştirilen atlı kıt’aların hücûmları ile yıpranan Rus ordusu kuşatmayı kaldıracağı sırada, şehir’de yapılan bir hükümet darbesi ile kalenin kapıları Ruslara açılarak, Ali Hân ve ailesi Ruslara teslim edildi. Kazan Hân tahtına, tekrar Muhammed Emin geçirildi. Ali Hân tarafdarlarının bir kısmı îdâm edildi. Bir kısmı da ağır cezalara çarptırıldı. Muhammed Emin’in ikinci defâ ve yabancı bir kuvvete dayanarak tahta çıkmış olması ile Kazan Hanlığının eski şanlı devri kapandı. Bulgar Beyi lakabını da kullanan Moskova Prensi Üçüncü İvan, daha önce tâbi olduğu devlete karşı elde ettiğj zafer karşısında baskısını arttırarak Kazan Hanlığına, kendisine tâbi bir devlet muamelesi yapmak istedi. Yabancı kuvvete dayanarak iktidara gelen, Muhammed Emin, halk tarafından hiç sevilmedi. Rusların Kazanlılar üzerinde baskılarını arttırmaları üzerine, Kazan beylerinden bir kısmı isyan etti. Şehzadelerden Mahmûd, hân îlân edildi. Bu durum karşısında Muhammed Emin, Moskova’ya kaçmak zorunda kaldı. Moskova’ya karşı olan düşmanlığından başka bir kişiliği bulunmayan Mahmûd Hân, devletin sâdık beylerinden Ar beyine karşı sefere çıktı. Bunu fırsat bilen bir çok Kazan beyi, Mahmûd Hân’ı şehre sokmadılar ve yerine Muhammed Emin’in kardeşi Abdüllatîf’i davet ettiler.

Abdüllatîf Hân, 1496 senesinde Rusların da desteği ile tahta geçti. Kazanlıların genel isteklerini iyi öğrenmiş olan Abdüllatîf Hân, tahta geçtikten bir süre sonra Kazan Devleti’nin siyâsî emellerini ön plânda tutmaya başlayınca, 1502 senesinde Ruslar tarafından tahttan indirildi ve sürgüne gönderildi. Rus dostu olarak tanınan Muhammed Emin, Kazan tahtına üçüncü sefer geçti. Bu sefer şimdiye kadar tâkib ettiği siyâsetten apayrı bir yol tutan Muhammed Emin, sırrını gizlemesini başardı. Sekiz seneden beri Kazan veziri olan Kel Ahmed îdâm edildi. Muhammed Emin bir taraftan devlet kademelerinde tasfiyeler yaparken bir taraftan da harp hazırlıklarına devam ediyordu. 1505 senesinde iki devlet arasında çıkan bir anlaşmazlık harbe yol açtı. Kazan şehrinde sayıları artmış olan Ruslar tevkif edildi ve Kazan ordusu Moskova üzerine yürüdü. Niyni ve Nevgorad’ı zabtederi Kazan ordusu, Oka nehri boylarına kadar ilerledi. Ertesi sene Kazan üzerine yürüyen Rus ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı. İki devlet arasında devamlı muharebeler oldu. Sonunda 1512 senesinde andlaşma imzalandı.

Muhammed Emin’in 1518 senesinde vâris bırakmadan ölmesi üzerine taht. mücâdelesi yeniden başladı. Bütün itirazlara rağmen Şah Ali, Rusların baskısı ile tahta geçirildi. Tahta geçtiği zaman on üç yaşında olan Şah Ali, devletin idaresini müşaviri olan Rus elçisine bırakmıştı. Rus Prensi Üçüncü İvan’ın ölümünden sonra Moskova ile Kırım Hânlığı’nın arası açıldı ve 1515 senesinde Mengli Giray’ın ölümü ile aradaki ittifak sona erdi. Bu durum Kazanlılarla, Kırımlıları birbirine yaklaştırdı. 1521 senesinde Muhammed Emin’in yeğeni Sâhib Giray, Kazan’a girerek tahtı ele geçirdi. Şah Ali Moskova’ya sığındı. Sâhib Giray ile Kazan tahtında Giray hanedanı başladı. Sâhib Giray tahta çıkar çıkmaz, Moskova’ya karşı harbîlân edildi. Kazan ile Kırım müttefik ordusu Moskova önlerine kadar ilerledi. Rus Prensi Üçüncü Vasiliy Moskova’dan kaçmak zorunda kaldı. Rusların isteği üzerine yapılan sulh anlaşmasına göre, Moskova Kırım Hanlığına tâbi oluyordu. Ruslar, 1525 senesinde Şah Ali kumandasında bir orduyu Kazan üzerine gönderdiler. Fakat, ordu Kazan’a kadar gitmeğe cesaret edemeyerek geri döndü. Bundan sonra daha çok müdâfaaya çekilen Ruslar, hudut boylarında müstahkem mevkiler inşâ ettiler.

Kazan Hân’ı, düşman karşısında yalnız kalmamak için Kanunî Sultan Süleyman Hân’a elçiler gönderdi. İki devlet arasında Kırım ile yapılan anlaşmaya benzer bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya göre Kazan Hân’ı, Osmanlı Devleti’nin yüksek hâkimiyetini kabul edecek, Kazan tahtına hân tâyini Osmanlı Sultânı tarafından yapılacak, buna karşılık Osmanlılar, Kazan Hânının düşmanlarına karşı müdâfaasına yardım edecekti. Osmanlıların Moskova sefiri İskender Bey, bundan böyle Kazan Hanlığının Osmanlı yurdu olduğunu resmen Rus hükümetine bildirdi. Fakat Moskova hükümeti bu durumu tanımak istemedi ve Kazan’ı ele geçirmek için askerî hazırlıklara girişti. 1524 senesinde Sâhib Giray, yerine yeğeni Safa Giray’ı bırakarak, İstanbul’a hareket etti.

Safa Giray, Kazan tahtına geçtiği zaman on üç yaşında idi. Aynı sene Rus ordusu Kazan’a karşı sefere çıktı. 150 bin askeri aşan Rus ordusunda Şah Ali de bulunuyordu. Ayrı ayrı yollardan giden Rus ordusu, Atabey, Talış ve Oruç Bey’in dikkatli hareketleri sayesinde büyük bir hezimete uğratıldı. Silâh ve top nakleden Rus filosu batırıldı. Bu zafer neticesinde Moskova ile tekrar sulh yapıldı. Bu anlaşma 1530 senesinde Ruslar tarafından bozuldu. Kazan’a saldıran Rus ordusu bu defa da ağır hezîmete uğradı ve bütün ağırlıkları Kazanlıların eline geçti. Bu mağlûbiyetten sonra Kazan ileri gelenleri arasında Safa Giray’a karşı propagandaya başladılar. Baskılara dayanamayan Safa Giray, 1531’de kayınpederi Nogay beyi Mamay’ın yanına sığındı. Kazan beyleri Rusların ileri sürdüğü Şah Ali’yi kabul etmediler. Bunun üzerine Kazan tahtına Şah Ali’nin kardeşi 15 yaşındaki Can Ali geçirildi. 1533 senesinde Vasiliy’in ölümü üzerine Kazan’da yapılan bir darbe ile Can Ali tahttan indirildi ve Rusya yanlısı beylerin hepsi öldürüldü. Safa Giray, tekrar Kazan tahtına geçti. Kazan Ordusu, Rus kuvvetlerini mağlûb ederek bir çok kaleyi ele geçirdi. Bu sırada Kırım tahtına geçen Sâhib Giray, Kazan Hân’ı ile birlikte hareket edeceğini îlân etti. Rusya’ya karşı kazanılan galibiyetlere rağmen, Kazan’da tekrar huzursuzluk baş gösterdi. 1546 senesinde Safa Giray, tahttan indirilerek yerine Şah Ali davet edildi. Şah Ali beraberinde bin Rus askeri getirdi. Ruslarla anlaşmakla beraber vatanın menfaatlerini korumaktan vazgeçmeği düşünmeyen Kazan devlet adamları bu durumu hoş karşılamadı. Şah Ali, Kazan tahtında bir seneden az bir zaman kaldı. Nogaylardan yardım gören Safa Giray’ın Kazan’a dönmesi üzerine Moskova’ya kaçtı.

Safa Giray’ın tekrar tahta geçmesi üzerine, Ruslar ile anlaşma tarafdârı olan beylerin bir kısmı cezalandırıldı, bir kısmı ise kaçtı. Uzun süren mücâdelelerden sonra, Kazan kendi millî çehresine kavuşmuş oldu. Fakat senelerce devam eden mücâdele ve karışıklığın doğurduğu maddî ve manevî yıkıntının devlet üzerinde bıraktığı yara büyüktü. Bundan sonra iki devlet arasında kısa bir müddet için iyi komşuluk esâsına dayanan münâsebetler kuruldu. 1549 senesinde Safa Giray’ın ölümü üzerine Kazan’da bulunan üç yaşındaki ötemiş, hân îlân edildi. Henüz çocuk olan hânın yerine annesi Suyun Büke, devleti idare ediyordu. 1550 senesinde Ruslar, Kazan üzerine sefer düzenledilerse de başarısızlıkla sonuçlandı. Ruslar, Kazan iç işlerine karışarak 1551 senesinde Şah Ali’yi tekrar tahta geçirdiler. Şah Ali, bütün baskılara rağmen Kazan’ı Ruslara teslim etmeyi kabul etmeyerek tahttan feragat etti.

Şah Ali’nin 1552 senesinde tahttan çekilmesi ile Astırhanlıların hâkimiyetine geçen Kazan Hanlığı devamlı Rus saldırılarına uğradı. İlk Çar ünvanlı Moskova Prensi olan Dördüncü İvan (Korkunç), Hıristiyan Avrupa’dan silâh ve asker de alarak yüz elli bin kişilik ordusu ve yüz elli top ile Kazan Hanlığına karşı harekete geçti. Kazan’ı müdâfaa eden şehirdeki otuz üç bin asker ve dışardaki on beş bin atlı Hanlık kuvvetleri ile Ruslar arasında 1552 senesi yazında şiddetli çarpışmalar meydana geldi. Kazan’daki müdâfilerin huruç harekâtı ve atlı kuvvetlerin saldırıları sonucu Rusları yok etme metodu, Avrupa’dan getirilen toplar ve İngiliz mühendislerinin duvar altı lağım tekniği karşısında tatbik edilemedi. Ağustos başında Kazan’a giren Ruslara karşı sokak muharebeleri yapıldı. Ruslara karşı en şiddetli mücâdele Kul Şerîf Camii ve Medresesi çevresinde oldu. Seyyid Kul Şerîf dâhil bütün medreseliler şehîd edildiler. Yadigâr Muhammed Hân ve etrafındakiler esir alındı. Kazanlıların çok azı dışında, kadın-erkek, genç-ihtiyâr, Ruslar tarafından hunharca katledildiler. Maddî ve manevî kültür eserleri imha edilerek şehir ve devletin hazîneleri Ruslar tarafından yağmalandı. Böylece Kazan Hanlığı târihe karıştı.

Kazan Hanlığında yerleşik Bulgar Türkleri ve yarı göçebe Türk boyları hâkimdiler. Hanlığın başında “Hân” bulunurdu. Boyları temsilen “Karaca Dîvânı” ile idarede söz sahibi idarî, askerî ve dînî temsilciler hükümeti meydana getirirlerdi. Saltanat, hanedandan en büyük oğulun hakkıydı. Bütün memleketi alâkadar eden mes’eleler için temsilciler hey’etinden meydana gelen kurultay toplanırdı. Kazan Hanlığının iktisadî temeli tarıma dayanırdı. İslavlar’a; hububat mahsûlleri, meyva, bal, balmumu, balık ile çeşitli kürk eşyaları ihraç edilirdi. Kazan’da yabancı tüccarlar için ayrı bir bölge kurulmuştu. Her sene 24 Eylül günü Yolga (İdil) nehrindeki adada panayır kurularak memleketin dört bir tarafından gelen tüccarlar, alış-veriş için burada toplanırlardı.

Kazan’da saraylar ve camiler inşâ edildi. Âlimlerin ve dînî müesseselerin bütün ihtiyaçları devlet bütçesinden karşılanırdı. Medreselerde; dânişmend, derviş, hafız, hâkim, kadı ve molla yetiştirirlerdi. Her Kazanlı, İslâm dîninin esaslarını öğrenene kadar cami, mekteb ve medreselerde tahsîl görürdü. Kul Şerîf Camii ve Medresesi en meşhûr Kazan Hanlığı eseridir. Kazan Hanlığı, Ruslar tarafından işgal edilince, maddî ve manevî eserler yağmalanıp tahrip edildi. Devlet adamları, âlimler çocuklar ve kadınlar insafsızca katledildiler.