Kıyamet Alametleri -3- kainatingunesi.com

Resûlullah efendimiz ( s.a.v ); “Sûra üfürüleceği o gün, ( mezârlardan kalkıp mahşere )  bölük bölük gelirsiniz”  meâlindeki Nebe’sûresi 18. âyet-i kerîmesi hakkında suâl edildiğinde ağladılar. Hattâ mübârek gözlerinden akan gözyaşları toprağa damladı ve buyurdular ki: “Ey bu suâli soran kişi, çok büyük bir işten sordun. Kıyâmet günü ümmetim on iki sınıf olarak haşrolunur ve mahşer yerine gelirler:

Birinci sınıf insanlar, maymun sûretindedir. Bunlar, insanlar arasında çok fitne çıkarırlar, karışıklık ve huzursuzluğa sebep olurlar. Allahü teâlânın Kur’an-ı Kerim de (meâlen); “Onların şirk (Allah-a ortak koşma) fitneleri, kâtilden daha kötüdür.” (Bekara sûresi : 191)  buyurduğu kimselerdirler.

İkinci sınıf insanlar, hınzır, sûretinde haşrolunurlar. Onlar , haram yiyenlerdir. Allahü teâlânın (meâlen) , “Onlar hep yalancılık için dinlerler ve hep haram yerler” (Mâide sûresi: 42) buyurduğu bunlardır.

Üçüncü sınıf insanlar, kör olarak haşrolunurlar. Onlar , hüküm vermekte haddi aşan doğru hüküm vermeyenlerdir. Allahü teâlânın (meâlen);  “ İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hüküm vermenizi emreder. Hakîkaten, Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphe yok ki, Allah hükümlerinizi hakkıyla işitici, emânete âit işlerinizi hakkıyla görücüdür” ( Nisâ sûresi: 58 ) Âyet-i kerîmesi bu kimseleri belirtmektedir.

Dördüncü sınıf insanlar, sağır ve dilsiz olarak haşrolunurlar. Onlar, dünyâda iken kendi amellerini beğenen kimselerdir. Allahü teâlânın ( meâlen ) ; “ Allah gururlu ve böbürlenen kimseleri sevmez” ( Nisâ sûresi: 36 ) buyurduğu kimselerdir.

Beşinci sınıf insanlar, ağızlarında irin olarak haşrolunurlar. Dillerini çiğnerler. Onlar, sözleri işlerine ve hareketlerine uymayan âlimlerdir. Allahü teâlânın ( meâlen) : “ İnsanlara iyilik emreder de, kendinizi unuturmusunuz?”( Bekara sûresi: 44 )  buyurduğu kimseler gibi olanlardır.

Altıncı sınıf insanlar, vücudları ateşten yanmış, yara içinde haşrolunurlar. Onlar yalan yere şâhidlik yapanlardır.

Yedinci sınıf insanlar, ayakları üzerine bağlanmış olarak haşrolunurlar. Onların son derece pis bir kokusu olur. Onlar, şehvetlerine tâbi olan ve haramlar peşinde koşanlardır. Allahü teâlânın (meâlen): “Bunlar, âhireti dünyâ hayâtına satmış kimselerdir”  ( Bekâra sûresi: 86)  buyurduklarıdır.

Sekinci sınıf insanlar, sarhoş gibi haşrolunup, sağa sola düşerler. Onlar, dünyâda iken Allahü teâlânın hakkına mâni olan kimselerdir. Allahü teâlânın hakkını yerine getirmeyenler olup,bunlar hakkında Allahü teâlâ (meâlen); “ Ey îmân edenler, kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin ( mahsüllerin ) en helâl ve iyisinden Allah yolunda harcayın ( zekât, uşr ve sadaka verin ) ( Bekara sûresi: 267 )  buyuruyor.

Dokuzuncu sınıf insanlar, katrandan elbiseler içinde haşrolunurlar. Onlar, gıybetten sakınmayanlardır mü’minlerin arkalarından hoşlanmıyacakları şekilde konuşmuşlardır. Allahü teâlâ bunlar hakkında (meâlen); “Müslümanların ayıp ve kusurlarını araştırmayın. Bir kısmınız bir kısmınızı, arkasından hoşlanmıyacağı sözle çekiştirmesin” ( Hucurât sûresi: 12 )  buyurdu.

Onuncu sınıf olarak haşrolunacaklar ise, dilleri kafasından sarkmış olanlardır. Bunlar, dünyâda iken söz taşıyıp, ara bozanlardır.

Onbirinci sınıf insanlar ise, sarhoş olarak haşrolunurlar. Onlar, dünyâda iken mescidlerde fuhuş ve kötü söz konuşanlardır.

Onikinci sınıf insanlar ise, hınzır sûretinde haşrolunurlar. Onlar dünyâda iken fâiz yiyenlerdir.

Diğer bir rivâyette Muâz bin Cebel’in ( r.a. ) rivâyet ettiği üzere, Resûlullah efendimiz ( s.a.v. ) buyurdu ki: “ Pişmanlık ve hasret günü olan kıyâmet gününde Allahü teâlâ ümmetimi on iki bölük olarak haşreder. Birinici bölük, elsiz ve ayaksız olarak kabirlerinden haşrolunacaklardır. Bu zaman, Allahü teâlâ tarafından vazifelendirilen bir münâdî şöyle seslenir: “ Onlar komşularına eziyet ve sıkıntı verenlerdir. Tövbe etmeden ölmüşlerdir. İçinde bulundukları durum, kendilerine verilmiş cezâdır. Dönüş yerleri de Cehennem’dir. Allahü teâlâ, Kur’an-ı Kerimde bu kimseleri ( meâlen) şöyle bildirir: “ Yakın komşuya da, yakın arkadaşa da, yolda kalmışa da iyilik ediniz.” (Nisâ sûresi: 36 )

İkinci bölük insanlar, hayvan sûreti üzere kabirlerinden haşrolunurlar. Kendileri için bir ses gelir. Bunlar, namazlarında gevşek davrananlardır. Tövbe etmeden öldüler. Bu hâlleri, kendilerine verilen bir cezâdır. Cehennem’e atılacaklardır. Allahü teâlânın Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurduğu kimselerden olurlar: “ Onlar, namazlarından gâfildirler.” ( Mâûn sûresi;5 )

Ümmetimden bir bölük de, yüzleri ay gibi parlak bir hâlde haşrolunurlar. Sıratı şimşek gibi geçerler. Allahü teâlâ katında bir münâdî şöyle der: “ Bunlar Sâlih amel işleyip, günahlardan kaçınanlardır. Beş vakit namazı vaktinde ve şartlarına uygun olarak cemâatle kılarlar. Bunlar, tövbe edip öyle vefât ettiler. Allahü teâlâ, kendilerine saâdet nasîb etti. Onlar, Cennet’e gereceklerdir. Allahü teâlâ kendilerinden râzıdır. Onlar da Allahü teâlâdan râzıdırlar. Allahü teâlâ, Kur’an-ı Kerimde ( meâlen) bunları şöyle bildirdi: “ Gerçekten “ Rabbimiz Allahü teâlâdır” deyip de sonra amellerini ihlâs ile yapanlara  ( ölüm ânında )  melekler inecekler şöyle diyecekler:  ( Gelecekten )  korkmayın ve  ( geçene )  mahzun olmayın! Size vâd olunan Cennet’le müjdelendiniz.”  ( Fussilet sûresi: 30 )

İnsanlar kabirlerinden kalktıklarında, yerlerinde kırk yıl bir şey yemeden içmeden, oturmadan, konuşmadan dururlar.”  Eshâb-ı kirâm ( r.anhüm ); “ Yâ Resûlullah! Din ehli, îmân sâhipleri kıyâmet günü nasıl bilinirler? Diye suâl ettiler. Resûlullah ( s.a.v.) buyurdu ki: “ Benim ümmetim abdest uzuvlarının pırıl pırıl parlaması nişânıyla bilinirler. Kıyâmet günü Allahü teâlâ bütün mahlûkâtı kabirlerinden dirilttiğinde, melekler mü’minlerin başucuna gelirler ve başlarını mesh ederler. Biraz toprak serperler. Bu toprak, onların secde yerlerine gelir. Melekler bu yerleri mesh ederler. Oradan mesh izleri hiç gitmez. Bir ses gelir ki: “ Bu toprak, kabirlerinin toprağı değildir. Onların köşk ve saraylarından getirilmiş topraktır.” Oraya çağırılırlar. Sıratı geçip Cennet’e girerler. Kendi yerlerini bilirler.”

İnsanlar dünyâdaki işlerine göre haşr olunur. Hayatlarında çalgı çalmağa ve dinlemeğe devâm edenler, kabrinden kalktığı vakit sağ eliyle onu alır ve atar. O çalgıya “ Lânet olsun sana! Beni Allahü teâlânın zikrinden meşgûl ettin!” der. O çalgı geri gelir ve; “ Allahü teâlâ, aramızda hüküm edinceye kadar, ben senin arkadaşınım. O vakte kadar ayrılamam” der. Dünyâda alkollü içki içenler, sarhoş olarak haşr olunur. İslâmiyet’in emrettiği şekilde örtünmeden sokağa çıkan kadınlar, kızlar buralarından kanlar, irinler akarak harş olunur. Zurnacı, zurna çalarak haşr olunur. Her kimse, hangi hâlle Allahü teâlânın yolundan ayrılırsa, o hâl üzere haşr olunur.

Hadîs-i şerîfde; “ Şarap içen kimsenin ateşten şarap kabı boynuna asılır. Kadehi elinde olarak yeryüzündeki leşlerin hepsinden daha fenâ kokar ve bütün eşyâ olna lânet ederek haşrolunur.” buyruldu.

Zulüm edilerek ölenler, zulüm oldukları şekilde haşrolunurlar. Hadîs-i şerîfde ; “Allah yolunda öldürülüp, şehid olanlar, kıyâmet gününde, yaralarının kanı akarak gelirler. Rengi, kan; kokusu, misk gibi olur. Huzûru Mevlâda haşr oluncaya kadar , bu hâl üzere bulunurlar”buyuruldu.

İnsan, cin ve şeytan, yırtıcı hayvanlar ve kuşlar, biryerde toplanırlar. O zaman yeryüzü, beyaz gümüş gibi düz olur.

Melekler, yeryüzündeki bütün canlıların etrâfında halka olup yeryüzünde bulunanlardan on kat daha fazladırlar.

Bundan sonra, Allahü teâlâ, ikinci kat gök meleklerine birinci kat gök melekelerini ve mahlûkâtı çevirmelerini emreder bunlar da, hepsinin yirmi mislinden ziyâdedirler.

Sonra, üçüncü kat gök melekleri inip hepsinin etrâfını halka şeklinde çevirirler. Bunlar da hepsinin otuz mislinden daha çoktur.

Sonra, dördüncü kat gök melekleri, hepsinin etrâfını halka gibi kuşatarak çevirirler. Bunlar da hepsinin kırk mislinden ziyâdedir.

Daha sonra beşinci kat göğün melekleri nâzil olup, halka meydana getirirler. Bunlar da hepsinin elli mislinden fazladır.

Sonra, altıncı kat gök melekleri nâzil olup, hepsinin etrâfını yine halka olarak çevirirler. Bunlar da hepsinin altmış mislinden ziyâdedirler.

En sonra, yedinci kat gök melekleri nâzil olup, bir halka olarak hepsini çevirirler ki, bunlar, cümlesinin yetmiş mislinden fazladırlar.

Bu sırada halk karma karışık olur. Sıkışıklıktan ve kalabalığın çokluğundan bin ayak bir ayak üzerindedir. Herkes, günahına göre kulaklarına, boğazına göğsüne, omuzlarına, dizlerine kadar hamamdaki gibi bir tere batar. Bâzısı da, susuz olan bir kimsenin su içtiği sırada terlemesi şeklindeki görünüşü gibi müteessir olur.

Nasıl ızdırap ve terleme olmasın? Bir kimsenin, elini uzatsam dokunurum zannedeceği kadar güneş başlarına yaklaşır. Güneşin sıcaklığı bugünkü sıcaklığının yetmiş katı fazla olur. Eğer güneş,bugün kıyâmet günündeki gibi yeryüzü üzerine doğsa; her şeyi yakar, taşları eritir, ırmakları kuruturdu.

Bu zamanda mahlûkât, Arasat meydanında beyâz yerde, gâyet şiddetli sıkıntı çeker. Bu beyâz yeri, Allahü teâlâ; “ O gün, Vâhid ve Kahhâr olarak yeryüzünü başka şekle, gökleri de başka şekle çevirdiğim zamandır. O gün, her şey bana itâat eder”  meâlindeki İbrâhim sûresinin 48. âyet-i kerîmesinde beyân buyurmuştur.

O sıcağı çok dehşetli günde şöyle bir ses duyulur: “ Ey insanlar, gölgeye gidiniz!” Mü’minler, münâfıklar ve kâfirler olmak üzere üç bölük hâlinde giderler. Bunlar gidince gölge; harâret, duman ve nûr olmak üzere üç kısma ayrılır. Harâret, münâfıkların başı üzerinde durur. Çünkü onlar dünyâda iken, Allahü teâlânın kendilerine haber verdiği Cehennem’den sakınmadılar. Duman da kâfirleirn başı üzerinde durur. Çünkü onlar dünyâda iken, her türlü kötü istekleri peşinde koştular ve aydınlık içinde yaşadılar. Âhıret için bir şey yapmadılar. Âhıretleri bu yüzden karanlık oldu.

Nûr bulutu ise, mü’minlerin başı üzerinde durur. Onları nûra boğar. Çünkü mü’minler dünyâda iken, her türlü sıkıntı, zulmet ile karşı karşıya olmalarına rağmen; îmânlarını korudular ve âhıretlerini mâmûr edip nûrlandırdılar. Allahü teâlâ Kur’an-ı Kerimde, mü’minler hakkında meâlen buyurdu ki: “ ( Hatırla )  o günü ki, mü’min erkeklerle mü’min kadınları, nûrları önlerinden ve sağ taraflarından koşar bir hâlde göreceksin  ( Melekler onlara şöyle derler): “Bugün size, müjde olsun! Altlarından ırmaklar akan Cennet’lerin içinde ebedî olarak kalacaksınız.” İşte en büyük kurtuluş budur. O gün, munâfık erkeklerle münâfık kadınlar, îmân edenlere şöyle diyecekler: “ Bize bakın  ( yâhut bizi bekleyin),  nûrunuzdan bir parça ışık alalım.”  ( Mü’minler tarafından istihzâ sûretiyle onlara şöyle )  denilecek: “ Arkanıza  ( dünyâya )  dönün de bir nûr arayın.” Derken aralarına, bir kapısı bulunan bir sûr çekilmiştir;  ( mü’minler içeride, kâfirler ise dışarıda kalmıştır) .  Sûrun içi rahmet doludur, dışında azâb… Münâfıklar, mü’minlere şöyle bağırırlar: “Bizler sizinle beraber (dünyâda ibâdet eder) değil miydik?” Mü’minler; “Evet bizimle berâberdiniz, fakat siz, kendinizi nifâka düşürüp helâk ettiniz. Mü’minlerin felâketini beklediniz. Şüphelendiniz ve uzun ömür hülyâsı, sizi aldattı; tâ Allah’ın emri (ölüm) gelinceye kadar… Bir de, Allah’a karşı, sizi, aldatıcı şeytan aldattı. (Ey münâfıklar), artık bugün ne sizden, ne de o kâfir olanlardan (kurtulmanız için) bir karşılık, bedel kabûl edilmez. Sığınacağınız yer ateştir; size yaraşan odur. O, ne kötü bir gidiş yeridir!” (Hadîd sûresi: 12-15)