MÜSLİMÂNLIĞI SEÇENLER MÜ'MİN ABDÜRRAZZAK SELLİAH (Sri-Lankalı = Seylanlı) - kainatingunesi.com

 

MÜSLİMÂNLIĞI SEÇENLER

MÜ’MİN ABDÜRRAZZAK SELLİAH (Sri-Lankalı = Seylanlı)

Bir zamanlar, islâmın en büyük düşmanıydım. Çünkü, bütün âile efrâdım, bütün tanıdıklarım bana islâmın saçma sapan, uydurma ve insanı doğru Cehenneme götürecek bir din olduğunu söylüyor ve benim müslümanlarla konuşmamı men ediyorlardı. Ben de müslümanları gördükçe hemen kaçıyor, arkalarından onlara lânet ediyordum. O zamanlar, rü’yâmda, birgün bu dîni yakından tedkîk ederek ona hayrân kalacağımı ve müslümanlığı kabûl edeceğimi görseydim, muhakkak hayra yormazdım.

Niçin müslüman oldum?Buna vereceğim cevap çok kısadır. İslâmda beni kendisine çeken en büyük meziyyet, bu dînin çok sâde, tertemiz, gayet mantıkî, herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilen, bunun yanında, içinde çok derin nasihatlar ve hikmetler bulunan bir din olmasıdır. İslâm dînini daha tedkîk etmeye başlar başlamaz, benim üzerimde büyük bir te’sîr yaptı ve onu hemen kabûl edeceğimi anladım.

Ben hıristiyan terbiyesi gördüm. Elime verilen İncîlden daha kıymetli bir din kitabı bulunmadığını zannediyordum. Fakat Kur’an-ı kerimi okumaya başlayınca, bu kitabın elimdeki İncîlden kat kat üstün olduğunu, bana İncîlin öğretmediği birçok güzel şeyleri öğrettiğini hayret ile gördüm. Hıristiyan dîninde, akl-ı selîmin kabûl edemiyeceği birçok efsâne, garîb îtikatlar vardı. Kur’an-ı kerim, bütün bunları red ediyor, insanlara onların anlıyacağı ve her bakımdan doğru bulacağı esasları öğretiyordu. Yavaş yavaş İncîl gözümden düşmeye başladı. Artık, iki elimle Kur’an-ı kerime sarılmıştım. Onda okuduğum her şeyi anlıyor, beğeniyor, hayrân oluyordum. Demek oluyor ki, hak din, islâm dîni idi. Bunu idrâk edince, İslâmiyeti kabûle karar verdim ve îman ederek huzur ve sevgi dînine kavuştum.

İslâmiyette en çok beğendiğim ve beni kendisine kuvvet ile cezb eden husûs, müslümanların birbirini kardeş kabûl etmesidir. Renk, ırk, meslek, milliyyet, memleket farkı olmadan, dünyada bütün müslümanlar, birbirlerini kardeş bilirler, severler, birbirlerine iyilik etmeği, yardım etmeyi mukaddes vazîfe kabûl ederler. İncîlin (Komşunu kendin gibi seveceksin) kâidesi, ancak müslümanlarda vardır. Diğer dinlerin hiçbirinde yoktur. İslâmiyetteki kardeşlik, yalnız lafta kalan bir bağlılık değildir. Dünyadaki bütün müslümanlar, her zaman, her yerde, birbirini tanısın, tanımasın, dâimâ el ele verirler, birbirlerine yardıma koşarlar.

İslâmiyette takdîr ettiğim ikinci bir husûs da, bu dinde hiçbir hurâfenin, anlaşılmaz bir husûsun bulunmayışıdır. Müslümanlık ahkâmı, mantıkî, pratik, aklî ve moderndir. İslâm dîni, tek bir hâlık [yaratıcı] tanır. Ruh-ul-kuds kelimesi Kur’an-ı kerimde vardır. Fakat bu, Allahü teâlânın kudsiyyeti veya Cebrâîl ismindeki melek mânasına gelir. Ayrı bir ilâh değildir. İslâmın ahkâmı, yâni emir ve yasakları, son derece sâde, mantıkî ve her bakımdan, en modern yaşama tarzına uygundur. Bütün dünyanın kabûl edebileceği tek hak din, İslâm dînidir.

TENBÎH: Ruh-ul-kuds kelimesi, Kur’an-ı kerimde birkaç sûrede vardır. Bulundukları yere göre, çeşidli mânalara geldiği, tefsîr kitaplarında yazılıdır. Kısaca, Cebrâîl ismindeki melek, Allahü teâlânın hayat verici, koruyucu sıfatları, Îsâ aleyhisselâmın ruhu, İncîl kitabı mânalarına gelmektedir. Kelimenin mânası, temiz ruh demektir.