MÜSLÜMANLARIN HAKLARI - kainatingunesi.com

 MÜSLÜMANLARIN HAKLARI

             Müslüman, Müslümanın din kardeşidir. Kendisine yapılmasını istemediği şeyleri, kardeşleri için de istemezler. Müslümanlar, bir bedenin uzuvları gibidirler. Birindeki dert, sıkıntı ve üzüntü hepsini rahatsız eder.

             Müslümanlar birbirine hürmet eder, aralarında yardımlaşırlar. Din yolunda ve dünya işlerinde sıkıntıda gördüklerini, bu sıkıntılardan kurtarırlar. Ramazan-ı şerife, oruç tutanlara, camilere, ezana, namaz kılanlara, Kur’an-ı Kerim’e saygı gösterirler. Başkalarının mallarına, canlarına ve ırzlarına (namuslarına) saldırmazlar. Her ne çeşit olursa olsun suç işlemezler. Kul ve hayvan haklarını gözetirler. İslamın güzel ahlakı ile yaşayarak herkesin sevgi ve saygısını toplarlar. Müslümanlar, Müslüman olmayanlara karşı da güler yüzlü ve tatlı dilli davranırlar. Bu davranış onları, İslamiyete ısındırır.

               Müslümanların haklarını gözetmek lazımdır. Sevgili Peygamberimiz, (Müslümanın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır: Selamına cevap vermek, hastasını yoklamak [ziyaret etmek], cenazesinde bulunmak [iştirak etmek], davetine gitmek ve aksırıp “elhamdülillah” diyene, “yerhamükellah” diyerek cevap vermek) buyurdu.

Selamlaşmak: Müslümanların birbirine karşı haklarından birincisi, birbirlerini gördükleri zaman selamlaşmalarıdır. İki Müslüman karşılaştığı zaman “Selamün aleyküm” veya “Esselamü aleyküm” diyerek birbirlerine selam verir. Kendisine selam verilen de bunu “Aleyküm selam” veya “Ve aleyküm selam” diyerek alır. Sadece “Selam” veya “Selam aleyküm” demek ve başka sözler söylemek selam olmaz. Buna cevap vermek lazım değildir.

“Selamün aleyküm” demek, “Ben Müslümanım. Benden sana zarar gelmez. Selamettesin” demektir. Selamın cevabı da aynı manadadır.

             Selam; tanıdık, tanımadık herkese duyabileceği kadar seslice verilir. Önce büyük küçüğe, şehirli köylüye, binekte olan yayaya, ayakta olan oturana, az olan çok olana, efendi hizmetçisine, baba oğluna, ana kızına verir.

             Peygamberimiz, Medine’ye teşrif ettiklerinde Müslümanlara ilk iş olarak birbirleriyle selamlaşmalarını tavsiye etmiştir. Bu durum, Müslümanlar arasında tanışma ve kaynaşmaya sebep olmuştur.

Aksırana dua etmek: Müslüman aksırınca “Elhamdülillah”(1) demelidir. Aksırıp “Elhamdülillah” diyene, geciktirmeden hemen “Yerhamükellah”(2) demek lazımdır. Aksırmak nimettir. Nimete kavuşan hamdeder. Böyle hamdedeni işiten de ona dua eder. Bunları işiten veya aksıranın kendisi “Yehdina ve yehdikümullah”(3) diyerek bu duaya cevap verir.

Hastaları ziyaret etmek: Hasta olan din kardeşini ziyaret etmek, Müslümanların birbirine karşı olan haklarındandır. Sevgili Peygamberimiz, (Bir hastayı yoklayan, hep cennet bahçelerinde bulunur ve şehit sevabına kavuşur) buyurdu. Bu sevaba kavuşmak, hastanın gönlünü ve duasını almak için hasta ziyaret edilir. Hastanın duası kabul olur.

Cenazesinde bulunmak: Ölen bir Müslümanın cenazesinde bulunmak, Peygamber efendimizin emridir. Hadis-i şerifte, (Bir Müslüman ölünce cenaze namazını, kırk Müslüman kılarsa, Allahü teala, onların o ölüye yardımını kabul eder, yani dualarını kabul edip ölünün günahlarını bağışlar) buyurdu.

Ölüm herkes için haktır. Başkalarının cenazesinde bulunmak, bir gün kendimizin de öleceğimizi hatırlamaya vesile olur. Cenaze taşımak çok sevaptır. Hadis-i şerifte buyruldu ki: (Cenazeyi kırk adım taşıyanın kırk büyük günahı af olur.)

Davetine gitmek: Bir Müslümanın davetine gitmek de, Müslümanların birbirlerine karşı olan haklarındandır. Yalnız çağrılan yere gitmek için bazı şartları gözetmek lazımdır. Oyun oynanan, çalgı çalınan, gıybet edilen ve içki içilen davetlere gidilmez. Böyle maniler bulunmayan davetlere gidilir.

Nasihat etmek: İnsanlara iyiliği anlatarak kötülükten sakındırmak lazımdır. Buna (Emr-i ma’ruf) da denir. Bu, her Müslümanın vazifesidir. Allahü teala, nihayetsiz merhametinden dolayı, bu işle vazifeli olarak, evvela peygamberleri, sonra bunların yerine evliyayı ve âlimleri davetçi gönderdi. Bunların dili ile sevaplarını ve azaplarını bildirerek, bütün insanların, iyilik yaparak kötülüklerden uzaklaşmalarını emretti.

     İnsanlara iyiliği anlatarak kötülükten sakındırmak, onların işine karışmak değildir. Bu, insanlara yapılacak en büyük iyiliktir. Allahü tealanın da emridir. Nitekim Âl-i İmran Suresi 110. ayetinde, (Ey Muhammed aleyhisselamın ümmeti! Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz! İyiliği emreder, fenalıktan menedersiniz ve Allah’a imanınızda devamlı olursunuz) buyuruyor.

              Sevgili Peygamberimiz de, (Günah işleyeni, eliniz ile menediniz. Buna kuvvetiniz yetmezse, söz ile mani olunuz. Bunu da yapamazsanız, kalbiniz ile beğenmeyiniz. Bu ise, imanın en aşağısıdır) buyurmuştur.

              İnsanlara nasihat ederken kimsenin kalbini kırmamalı, fitne çıkmasına sebep olmamalıdır. Kimseye kötü gözle bakmamalı, herkese iyilik yapmak düşüncesinde olmalıdır.Birbirlerine nasihat etmeyenler için hadis-i şerifte buyruldu ki: (İyiliğe davet edip kötülükten menedenle; iyiliği, nasihatleri, terk edip, kötülüğü yapanlar şöyle insanlara benzer ki; gemiye girerler. Kimi alttaki odalarda, kimi üstteki kamaralarda bulunurlar. Altta bulunanlar, bize su lazım olunca, üste çıkıp oradan nehirden mi su alacağız? Gelin gemiyi delelim, buradan su alalım, derler. Kalkıp gemiyi delmeye başlarlar. Üstte olanlar, onların ellerini tutup, mâni olmazlarsa, üsttekiler de, alttakiler de mahvolur. Onlara mâni olup kendi arzularına bırakmazlarsa, hepsi mahvolmaktan kurtulurlar) buyuruldu.

              O halde, Allahü tealanın kullarının kurtulmasına, elimizden geldiği kadar yardımcı olmamız, insanlara doğru yolu nasihat ederek anlatmamız lazımdır.

Mazluma yadım etmek : Hâdîs-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Müsliman, müslimânın kardeşidir. Birbirlerini incitmezler, üzmezler. Bir kimse, din kardeşinin bir işine yardım etse, Allahü teâlâ da onun işini kolaylaşdırır. Bir kimse, bir müslimânın sıkıntısını giderir, onu sevindirirse, kıyamet gününün en sıkıntılı zemânlarında, Allahü teâlâ onu sıkıntıdan kurtarır. Bir kimse bir müslimânın aybını, kusûrunu örterse, Allahü teâlâ, kıyamet günü onun ayblarını, kabâhatlerini örter.) [Buhârî, Müslim]

(Bir müslimânın, din kardeşinin bir ihtiyâcını karşılaması on sene i’tikâf etmesinden dahâ kazançlıdır. Allah rızâsı için bir gün i’tikâf yapmak ise, insanı Cehennem ateşinden pek çok uzaklaşdırır.)

(Bir kimse, din kardeşinin bir işini yaparsa, binlerce melek o kimse için düâ eder. O işi yapmağa giderken, her adımı için bir günâhı afvolur ve kendisine kıyâmetde ni’metler verilir.)  [İbni Mâce)

(Bir kimse, din kardeşinin bir işini yapmak için giderse her adımında yetmiş günâhı afvedilir ve yetmiş sevâb verilir. Bu iş bitinceye kadar böyle devâm eder. İş yapılınca, bütün günâhları afvedilir. Bu işi yaparken ölürse, sorgusuz, hesâbsız Cennete girer.) [İbni Ebid-dünyâ]

(Bir kimse, din kardeşinin râhata kavuşması veyâ sıkıntıdan kurtulması için hükümet adamlarına gidip uğraşırsa, kıyamet günü Sırât köprüsünden, herkesin ayakları kaydığı zamân, Allahü teâlâ onun sür’atle geçmesi için yardım eder.) [Taberânî]

(1) Elhamdülillah: Hamd, Allahü tealaya mahsustur.

(2) Yerhamükallah: Allahü teala sana merhamet etsin.

(3) Yehdina ve Yehdikümullah: Allahü teala bizi de sizi de hidâyete kavuştursun.