MÜZİK - kainatingunesi.com

Müzik Nedir?

Müzik, azgın nefsin gıdası, ruhun zehiridir. Kalbi karartır. Hadis-i şerifte, (Müzik, kalbde nifak hasıl eder) buyuruldu. Müzik kelimesi, Yunanlıların büyük putları olan Zeüs’ün kızları sayılan Musa (Muz) denilen dokuz heykelin adından alınmıştır. Müzik bütün iîahi dinlerde büyük günahtır. İncilin yasak ettiği müziği, sonradan papazlar, Hıristiyanlığa soktular.

Bozuk dinler ruhları besleyemediği için, müziğin nefse hoş gelmesi ruhani te’sir sanıldı. Bugün batıda ki müzik, kilise müziğinden doğdu. Bu gün yeryüzünü kaplayan bozuk dinlerin hemen hepsinde, müzik ibadet halini almıştır. Bu sebeple müzik ruhun gıdasıdır sözü çok yayılmıştır. Bu söz tamamen yanlıştır. Ruhu besliyen gıda, önce, onu ve herşeyi yokdan yaratan Allahü teâlâya doğru olarak îmân, sonra Ona ibâdet ve kulluk etmekdir. Halbuki müzikle nefisler keyiflenmekte, şehevânı duygular doyurulmakta, ruhun gıdası olan ibâdetler unutulmaktadır, insanlar müzik ile, alkolikler ve  morfinmanlar gibi gaflet ve uyuşukluk içinde yaşamaktadırlar. Böylece müzik de çok kimsenin ebedi saadetten mahrum kalmasına sebep olmaktadır. İşte İslâm dini, müziği yasak etmekle insanları bu felaketten korumuştur.

Mizmar Ne Demektir ?

Derin âlim, şeyh-ul-İslâm Ahmet ibni Kemal efendinin Kırk hadîs’inin tercümesinde, 39. hadis-i şerifte, (Mîzmarları kırmak için ve hınzırları öldürmek için gönderildim) buyruldu. Mizmar düdük ve bütün çalgı âletleridir. Bu hadisi şerifin manası, her çeşit çalgıyı ve domuz eti yemeği yasak etmek için emrolundum demektir.

Tasavvufta Çalgı Var mıdır ?

İslâmiyyetten ve tasavvuftan haberi olmayan kimseler, dîni, dünya kazançlarına âlet edip tasavvufa, hatta ibâdetlere, müzik sokmuşlardır. Halbuki dinimizde (Tasavvuf mûsikîsi) ve (islam müziği) diye bir şey yoktur.

Bazı kimselerin, (Ameller niyyetlere göredir) hadîs-i şerifini delil göstererek, müzik, iyi niyyetle dinlenirse haram olmaz, sözleri doğru değildir. Çünkü müzik, haramdır. Haramlar, iyi niyyetle de işlense helâl olmaz. Meselâ, kuvvetlenmek için içki içilmez. Bildirilen hadis-i şerif mubahlar içindir. (Mubah) günâh veya tâ’at olduğu bildirilmemiş olan işlerdir. Yapanın niyyetine göre, tâ’at, sevâb veya günâh olurlar.

Mubahlar iyi niyyet İle güzel düşünceler ile yapılınca, insan sevâb kazanır. Kötü niyyetlerle yapılırsa veya bunları yapmak, bir.farzı vaktinde eda etmeğe mâni’ olursa, günâh olurlar. Haramlar iyi niyyet ile yapılsa da, mubah olamaz. Ya’nî haramlara hiçbir zemân sevâb verilemiyeceği gibi, özrsüz haram işleyen de günâha girer. Harâm işleyenlerin, (Sen kalbime bak, kalbim temizdir. Allahu teâlâ kalbe bakar) demeleri boşdur. Fâidesizdir. Müslimânları aldatmakdır. Kalbin doğru ve temiz olmasına alâmet, şerîate yapışmak, ya’nî emrlere ve yasaklara uymak olduğu imâmı Rabbani kuddise sirruh hazretlerinin (Mektûbât)nın birinci cildinin otuzdokuzuncu mektubunda uzun yazılıdır (Şîr’at-ül-islâm) m 246. cı sahifesinde ve (Hadîka) da, takvayı anlatırken diyor ki, (Haramların iyi niyyet ile yapılması, bunları harâmlıkdan çıkarmaz. İyi niyyet, haramlara ve mekruhlara te’sîr etmez. Bunları tâ’at hâline, sevaba çevirmez).

Görülüyor ki, günâhlar niyyetsiz veya iyi niyyet ederek işlenirse, günâh olmakdan çıkmaz. (Ameller, niyyete göre iyi veya kötü olur) hadîs-i şerifi, tâ’atlara ve mubahlara, niyyete göre sevâb verileceğini bildirmekdedir. Buna göre müziği, iyi niyetle dinlemek onun haramlığmı ve günahlığını gıdermez.

Mevlâna Celâleddîn-i Rûmi “Kuddise Sirruh’ ve Ney

SUAL: Hazret-i Mevlâna ney çalmış mıdır’ (Mevlâna müzesinde ney ve kaval gibi bir çok musikî âletleri vardır. Hazret-i Mevlâna bunları çalıyor muydu?

CEVAP: Allahü tealanın aşkı ile dolmuş, evliyanın büyüklerinden olan Celâleddin-i Rûmi ‘”kuddise sirruh” ney çalmadığı gibi başka çalgılar da çalmadı. Mûsikî dinlemedi ve raks etmedi. Yânı dans etmedi.

Mevlâna Celaleddîn-ı Rûmî “kuddise sirruh” Mesnevî’sinin birinci beytinde buyuruyor ki:

”Dinle neyden, nasıl anlatıyor, ayrılıklardan şikâyet ediyor”. Burada ney, İslâm dîninde yetişen kâmil, yüksek insan demektir. Böyle bir zât kendisini ve her şeyi unutmuştur. Kalbi her an, Allahu tealanin rızâsını aramaktadır. Ney, Fârisî dilinde, yok demektir. Kâmil insan da, kendi varlığından yok olmuştur.

Mevlâna müzesini gezenler, söylediğimiz gibi orada çeşitli çalgı âleteleri görürler. Hepsinin tarihlerine bakılırsa Mevlâna hazretlerinin vefatından çok sonra getirilmiştir.

Kendilerine mevlevî denilen bazı kimseler, Mevlâna Hazretlerinin Mesnevisinde geçen ney’i çalgı zannederek ney, dümbelek gibi çalgılar çalmışlar, dans edip dönmüşlerdir. İbâdete haram karıştırarak İslâmiyete leke sürmeğe çalışmışlardır. Çaldıkları ney, kaval gibi çalgıları Hazret-i Mevlânanın türbesine koymuşlardır. Şimdi buraya gelen ziyaretçilerin bir kısmı, bu çalgıları Hazret-i Mevlânanın çaldığını zannetmektedir. Mesnevî şerhlerini, açıklamalarını okuyanlar, Hazreti Mevlâna’nın ney çalmadığım açıkça görür. (Molla Cami’ [Mesnevi] şerhi, Abidin Paşa [Mesnevi] şerhi)

Celâleddîn-i Rûmî “kuddise sirruh”, yüksek sesle zikr bile yapmazdı. Nitekim (Mesnevi) sinde:

Pes zi can kün, vasl-ı cânânrâ taleb, Bî leb-ü bî gam migû, nâm-ı Rab! buyuruyor ki, (O hâlde, sevgiliye kavuşmağı, cân-u gönülden iste. Dudağını ve damağını oynatmadan, Rabbin ismini [kalbinden] söyle!) demekdir. Sonradan gelen din câhilleri, ney, saz, def gibi çalgılar çalarak, gazel okuyup dönerek, dans ederek, nefslerini zevklendirmişlerdir. Bu günâhlara ibâdet adını verebilmek ve kendilerini din adamı tanıtabilmek için, Mevlânâ da böyle çalar ve oynardı. Biz mevlevîyiz, onun yolunda gidiyoruz diyerek, yalan söylemişlerdir.

(Eşi’at-ul-leme’at da, (Beyân ve Şi’r) babında diyor ki, Tâbi’nin büyüklerinden Nâfi’ buyurdu ki, Abdullah bin Ömer “radıyallahü anhümâ” ile beraber gidiyorduk. Ney sesi işitdik. Abdullah, kulaklarını parmakları ile kapadı. Oradan hızla uzaklaşdık. Ney sesi daha işitiliyor mu, dedi. Hayır işitilmiyor dedim. Parmaklarını kulaklarından ayırdı. Resülullah “sallallahü aleyhi ve sellem” de böyle yapmışdı dedi. Nâfi’, sonra dedî ki, ben o zemân çocuk idim. Bundan anlaşılıyor ki, Nâfî’a kulaklarını kapamasını emr etmemesi, çocuk olduğu İçin idî Yoksa, ney sesi dinlemek tahrîmen mekruh olmayıp tenzîhen mekruh olduğu için, Abdullah vera’ ve takvası sebebi ile kulaklarım kapatdı dernek doğru değildir. Nâfi’, böyle yanlış anlaşılmaması için, çocuk olduğunu bildirdi. (Eşi’at-ül-leme’ât) dan terceme temam oldu.

Sual: Dînimizde kaside, şi’r ve ilâhi okumak câiz midir ?

Cevap: (Hadîka) da diyor ki, (Tâtârhâniyye) fetva kitabında, (Başkalarını hicv eden ve fuhş, içki anlatan ve şehveti harekete getiren şi’rleri tegannî ile, ya’ni ses dalgaları ile okumak, her dinde haramdır. Harama sebeb olan şeyler de haram olur) demekdedir. Böyle, kat’î haram olana güzel okudun diyenin îmanı gider. Zina, ribâ, riya ve şerâb içmek gibi haramlar için de böyledir. Ya’nî bunları beğenmek de îmanı giderir.

Va’z, hikmet, nasihat, güzel ahlâk bildiren şi’r ve ilâhîleri tegannî ile okumak câizdir. Fakat devamlı, böyle vakt geçirmek mekruh olur.

Sual: Itri’nin tekbîri bestelediği söyleniyor, bu konuda bilgi verir misiniz ?

Cevap: Üçüncü Sultân Muhammed hân “rahmetullahü teâlâ” zemânında yaşamış olan Itri bir din âlimi değildi. Meşhur Beethoven gibi, bir mûsikî meraklısı idi. İslâm tekbîrini, segah makamına bestelemekle, islâmiyyete bir hizmet yapmamış, dîne bir bid’at karışdırmışdır. Müzik perdelerine uydurmak için, kelimeler değişdirilmekde, ma’nâları bozulmakdadır. İnsanlar, nağmenin kulaklara ve nefse olan te’sîrine kapılıp, tekbîrin ma’nâsı ve kalbe ve ruha olan te’sîri gayb olmuşdur, Kur’ân-ı kerîm ve mevlidler de, böyle mûsikî ile okununca, kelimeler bozularak ma’nâları değişiyor. Te’sîri ve sevabı kalmıyor. Kur’ân-ı kerîmi güzel ses ile ve tecvîd ile okumalıdır. Bu vakt te’sîri ve sevabı çok olur.

Sual: Dinimizde def çalmanın hükmü nedir ?

Cevap: (İbni Âbidîn) dördüncü cildde, şâhidliği kabul edilmiyenleri anlatırken buyuruyor ki, (Eğlence için ve para kazanmak için başkalarına şarkı söylemek, sözbirliği ile haramdır. Çalgı çalarak dans etmek büyük günâhdır. Sıkıntısını gidermek için kendi kendine şarkı söylemek günâh değildir, Va’z ve hikmet bulunan şi’r dinlemek câizdir. Çalgı olarak, yalnız kadınların düğünlerde def çalması câizdir). Fekat, erkek kadın bir arada bulunmamalıdır. Düğünlerde def çalmak hadîs-i şerîfde emr edildi. Bu emrin erkeklere de şâmil olması esahdır, en doğru olandır. [Fekat, Ibni Abidînin yukarıdaki men’ eden yazısı tercih olunur].

Sual: Günümüzde ilâhiler def ile söyleniyor. Bu câiz midir ?

Cevap: Ilahiyi defle çalmak câiz değildir. (Kimyâ-i se’âdet) kitabında diyor ki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Rebî bin Sü’ûdün evine geldi. Evde, küçük kızlar def çalıyordu ve şarkı söylüyorlardı. Şarkıyı, [çalgıyı] bırakıp, Resûlullahı medh etmeğe başladılar. (Beni söylemeyiniz! (Önce okuduğunuza devam ediniz!). Beni medh etmek (mevlid, ilâhi okumak) ibâdetdir. Def (çalgı) çalarken, eğlence, oyun arasında ibadet câiz değildir) buyurdu. Def, çalgı çalarak veyâ başka la’b, ya’nî oyun oynayarak Kur’an-ı kerim okuyanın imanının gideceği (tergib-üs-salât) da, cemâat ile nemâz bahsinde ve (Cevâhir-ül-fıkh)da yazılıdır.