NAMAZ KILMAK - kainatingunesi.com

İSLAMIN ŞARTLARI

2- NAMAZ KILMAK

Dînimizde, îmândan sonra en kıymetli ibâdet namazdır. Beş vakit namaz dînin direği­dir. Namaz ibâdetlerin en üstünüdür. İslâmın ikinci şartıdır.

Allahü teâlânın en çok beğendiği ve tekrar tekrar emrettiği şey, beş vakit namazdır. Dînimizde ilk emredilen farz da namazdır. Kıyâmette de, îmândan sonra ilk soru na­mazdan olacaktır. Beş vakit namazın hesabını veren, bütün sıkıntı ve imtihanlardan kurtulup, sonsuz kurtuluşa kavuşur. Cehennem ateşinden kurtulmak ve Cennete kavuş­mak, namazı doğru kılmaya bağlıdır. Doğru namaz için önce kusursuz bir abdest almalı, gevşeklik göstermeden namaza başlamalıdır. Namazdaki her hareketi en iyi şekilde yapmaya uğraşmalıdır.

İbâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran hayırlı amel, namazdır. Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki: (Namaz dînin direğidir. Namaz kılan kimse, dînini kuvvetlendirir. Namaz kılmayan, elbette dînini yıkar.) Namazı doğru dürüst kılmakla şereflenen bir kimse, çirkin, kötü şeyler yap­maktan korunmuş olur. Ankebût sûresinin 45. âyetinde, (Doğru kılınan namaz, insanı
pis, çirkin ve yasak işleri işlemekten korur) buyuruldu.

İnsanı kötülüklerden uzaklaştırmayan bir namaz, doğru namaz değildir. Görünüş­te namazdır. Bununla beraber, doğrusunu yapıncaya kadar, görünüşü yapmayı elden bırakmamalıdır. İslâm âlimleri, (Bir şeyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalıdır) buyurdu. Sonsuz ihsân sahibi olan Rabbimiz, görünüşü hakikat olarak kabul edebilir. Böyle bozuk namaz kılacağına, hiç kılma dememelidir. Böyle bozuk kılaca­ğına doğru kıl demeli, bozuk olanları düzeltmelidir. Bu inceliği iyi anlamalıdır.

Namazları cemâat ile kılmalıdır. Cemâat ile kılmak, yalnız kılmaktan daha çok se­vaptır. Namazda, her uzvun tevazu göstermesi ve kalbin de, Allahü teâlâdan korku üzere olması lâzımdır. İnsanı dünyada ve âhirette felâketlerden, sıkıntılardan kurtaracak an­cak namazdır. Allahü teâlâ, Mü’minûn sûresinin başında, (Mü’minler herhâlde kur­tulacaktır. Onlar, namazlarını huşu’ ile kılanlardır) buyurdu.

Tehlike, korku bulunan yerde yapılan ibâdetin kıymeti kat kat daha çok olur. Düşman saldırdığı zaman, askerin ufak bir iş görmesi, pek çok kıymetli olur. Gençlerin ibâdet et­meleri de, bunun için daha kıymetlidir. Çünkü, nefslerinin kötü isteklerini kırmakta ve ibâdet yapmama isteğine karşı gelmektedirler.

Gençlik çağında, insana musallat olan üç düşman ona ibâdet yaptırmak istemez. Bunlar şeytan, nefs ve kötü arkadaştır. Genç olan kimse, bunlardan gelen kötü isteklere uymayıp namazını kılarsa, ibâdetlerini terk etmezse, çok kıymetli olur. İhtiyarın yaptığı ibâdetten kat kat fazla sevap kazanır. Az ibâdetine çok mükâfat verilir.

MENKIBE:  Hapishanede Kılınan Namaz

Horasan valisi Abdullah bin Tâhir, çok âdil biriydi. Jandarmaları birkaç hırsız yakalamış, valiye bildirmişlerdi. Getirilirken hırsızlardan birisi kaçtı. O sırada Hiratlı bir demirci, Nişapur’a gitmişti. Demirciyi, gece eve giderken, jandarmalar yakaladılar ve diğer zanlılarla beraber valiye çıkardılar. Vali dedi ki:

  • Hepsini hapsedin!

Bir suçu olmayan demirci, hapishanede hemen abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp:

“Yâ Rabbi! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kur­tarırsın!” diye dua etti.

Vali uyurken rüyasında dört kuvvetli kimse gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uyku­dan uyandı. Hemen kalkıp, abdest aldı, iki rek’at namaz kıldı. Tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlumun âhı olduğunu anladı.

Vali hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu:

  • Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı?

Müdür dedi ki:

  • Bunu bilemem efendim. Yalnız biri namaz kılıyor, çok dua ediyor. Gözyaşları döküyor.
  • Hemen adamı buraya getiriniz.

Demirciyi valinin yanına getirdiler. Vali hâlini sorup, durumu anladı, ve dedi ki:

  • Sizden özür diliyorum. Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi kabul et. Herhan­gi bir arzun olunca bana gel!

Demirci de cevabında dedi ki:

  • Ben hakkımı helâl ettim. Verdiğiniz hediyeyi kabul ettim. Fakat işimi, dileğimi senden istemeye gelemem.
  • Neden gelemezsiniz?
  • Çünkü benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çevirten sahibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı? Namazlardan sonra ettiğim dualarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Pek çok muradıma kavuşturdu. Nasıl olur da başkasına sığınırım? Rabbim, nihayeti olma­yan rahmet hazinesinin kapısını, ihsân sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de vermedi? Kim geldi de, boş döndü? İstemesini bilmez­sen, alamazsın. Huzuruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın!

Namaz Kimlere Emirdir?

Namaz kılmak, akıllı olan ve bulûğ çağına giren her erkek ve kadın müslümana emirdir. Namazın farz olması için üç şart vardır:

Dinimizde, akıllı olmayan ve ergenlik çağına girmemiş olan küçük çocuklar, namaz kıl­maktan sorumlu değillerdir. Fakat, anne ve babalar, çocuklarına din bilgilerini öğretmek­ten ve ibâdet yapmağa alıştırmaktan sorumludurlar. Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki: (Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz! Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evlerinizde ve emirleriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara müslümanlığı öğretmelisiniz! Öğretmez iseniz mes’ûl olacaksınız.) Başka bir ha- dîs-i şerifte de, (Bütün çocuklar müslümanlığa uygun ve elverişli olarak dünyaya gelir. Bunları, sonra anaları babaları, hıristiyan, yahudi ve dinsiz yapar.) buyurdu.

O hâlde, her müslümanın birinci vazifesi, çocuklarına İslâmiyeti ve Kur’ân-ı kerîm oku­masını, namaz kılmasını, îmânın ve İslâmın şartlarını muhakkak öğretmektir. Çocu­ğunun müslüman olmasını isteyen, dünyada ve âhirette rahata, huzura kavuşmasını dileyen anne ve babalar, önce bu vazifesini yerine getirmelidir. Çünkü atalarımız, “Ağaç yaş iken eğilir” demişlerdir. Kartlaşınca eğmeye, bükmeye çalışılırsa kırılır, zararlı olur.

İslâm bilgileri ve güzel ahlâk verilmeyen çocuk, kötü yoldaki kimselere çabuk aldanır. Anne ve babasına, devletine ve milletine zararlı olur.

Sevgili Peygamberimiz de buyurdular ki, (Çocuklarınıza namaz kılmasını öğre­tiniz, yedi yaşına gelince namazı emrediniz. On yaşına gelince kılmazlarsa, döverek kıldırınız!)

Namaz Çeşitleri

Müslümanlara, kılmaları emredilen namazlar farz, vâcib ve nafile olmak üzere üçe ayrılır.

  • Farz namazlar: Beş vakit namaz. Erkeklere Cumâ namazı ve cenaze namazını kılmak da farzdır.
  • Vâcib namazlar: Vitir namazı, bayram namazları, adak olan namaz ve başlanıp yarıda kalan nafile namazlardır. Kazâya kalan vitri, kazâ etmek de vâcibtir.
  • Nafile namazlar: Beş vakit namazın sünnetleri, teravih namazı ve sevap ka­zanmak niyeti ile kılınan teheccüd, tehıyyet-ül-mescid, işrâk, duhâ, evvabîn, istihare, tesbih namazları gibi namazlardır.

Namazın Farzları

Farz, Allahü teâlânın yapılmasını istediği kesin emridir. Bir ibâdetin farzları yerine getirilmedikçe, o ibâdet doğru olmaz. Namaz kılarken, oniki şartı yerine getirmek farzdır. Bu farzların yedisi namazın dışında, beşi de içindedir. Dışındaki farzlara “Şartlar” de­nir, içindekilere de “Rükünler” denir.

  1. A) Namazın Şartları (Dışındaki Farzlar)
  • Hadesten taharet: Abdestsiz olanın abdest alması, cünüp olanın da gusül etmesidir.
  • Necasetten taharet: Namaz kılanın, vücûdunu, elbisesini ve namaz kılacağı yeri, kaba ve hafif necasetten yâni dînimizde necis, pis sayılan şeylerden temizle­mektir. (Meselâ; kan, idrar, alkol gibi maddeler, dînimizde necis, pis sayılmaktadır.)
  • Setr-i avret: Avret yerini örtmek demektir. Örtünmek, Allahü teâlânın emridir. Mükellef olan insanın, namaz kılarken açması veya her zaman başkasına göster­mesi ve başkasının da bakması haram olan yerlerine “Avret mahalli” Erke­ğin avret yeri, göbeğinden dizi altına kadardır. Kadınların ise, yüz ve ellerinden başka her yeri avrettir, namaz kılarken çoraplarını da giymelidirler.
  • İstikbâl-i kıble: Namaza dururken kıbleye dönmektir. Müslümanların kıblesi, Mekke şehrinde bulunan “Kâ’be”dir.
  • Vakit: Namazı, vaktinde kılmaktır. Yâni namazın vaktinin girdiğini bilmek ve kıldığı namazın vaktini kalbinden geçirmektir.
  • Niyet: Namaza dururken kalb ile niyet etmektir. Yalnız ağız ile söylemeye niyet denmez. Namaza niyet etmek demek, ismini, vaktini, kıbleyi, cemâatle kılıyor­sa imâma uymayı, kalbden geçirmek demektir. Niyet, başlama tekbiri söyle­nirken yapılır. Tekbirden sonra edilen niyet, geçerli değildir ve o namaz kabul olmaz. İkinci bir mezhebi taklid ediyorsa, o mezhebe de uyduğunu kalbinden geçirmesi lazımdır.

7- Tahrîme tekbiri: Namaza dururken “Allahü ekber” demektir. Bu başlama tekbirine “İftitah tekbiri” de denir. Başka kelime söylemekle, tekbir alınmış olmaz.

  1. B) Namazın Rükünleri (İçindeki Farzlar)

Namaza durunca yerine getirilecek beş farz vardır. Bu beş farzdan her birine ‘Rükün” denir. Namazın içindeki farzlar şunlardır;

  • Kıyam: Namaza başlarken ve kılarken ayakta durmak demektir. Ayakta dura­mayan hasta, oturarak (yerde, ka’dede oturur gibi) kılar. Oturarak kılamayan yatarak îmâ ile kılar.
  • Kıraat: Ağızla okumak mânâsına gelir. Namazda, Kur’ân-ı kerîmden kısa bir sûre veya bir âyet okumaktır.
  • Rükû: Kırâattan sonra, elleri dize koyup eğilmektir. Rükûda en az üç kere “Sü- bhâne rabbiyel-azîm” En az sübhanallah diyecek kadar hareketsiz durmak vacibdir.
  • Secde: Rükûdan sonra yere kapanmak demektir. Secde, arka arkaya iki kere elleri, alnı ve burnu yere koyup kapanmaktır. Her bir secdede en az üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” Secdelerde de en az sübhanallah diyecek kadar durmak vacibdir.
  • Ka’de-i âhire: Son rekatta “Ettehıyyâtü”yü okuyacak kadar oturmaktır. Buna “son oturuş” da denir.

Gelin namaz kılalım, kalbden pası silelim, Allaha yaklaşılmaz, namaz kılınmadıkça!

Nerde namaz kılınır, günâhlar hep dökülür, İnsan, kâmil olamaz, namazı kılmadıkça!

Gelin namaz kılalım, kalbden pası silelim, Allaha yaklaşılmaz, namaz kılınmadıkça!

Nerde namaz kılınır, günâhlar hep dökülür, İnsan, kâmil olamaz, namazı kılmadıkça!