NAMAZIN VÂCİBLERİ ve SECDE-İ SEHV - kainatingunesi.com

Namazın Vacibleri Nelerdir ?

1- Fâtiha okumak,

2- Fâtihadan sonra bir sûre veyâ âyet okumak,

3- Fâtihadan sonra, zamm-ı sûreyi farzların birinci ve ikinci rek’atlerinde, sünnetlerin her rek’atinde okumak,

4- Secdeleri birbiri ardınca yapmak,

5- İkinci rek’atde teşehhüd mikdârı ya’ni Ettehıyyâtüyü okuyacak kadar oturmak,

6- Son rek’atde otururken, (Ettehıyyâtü) okumak,

7- Rükü’da ve iki secdede ta’dîl-i erkân, [ya’nî sübhânallah diyecek kadar hareketsiz durmak vâcib, dahâ çok durmak sünnetdir],

8- Kavmede (rükûdan kalkınca) ve, celsede (iki secde arasındaki oturmada) tumânînet [sübhânallah diyecek kadar durmak],

9- Nemâz sonunda esselâmü… demek,

10- Vitir namazında Kunût duâsını okumak,

11- İmâmın, sabâh, Cum’a, bayram, terâvih, vitr nemâzlarında ve akşam ile yatsının ilk iki rek’atinde yüksek sesle okuması, imâmın ve yalnız kılanın öğle ve ikindi farzlarında ve akşamın üçüncü, yatsının üçüncü ve dördüncü rek’atlerinde hafif sesle okumaları vâcibdir.

(Bezzâziyye)de diyor ki, (Hafif sesle okuyanı bir iki kişinin işitmesi mekrûh olmaz. Sesli okumak, çok kişinin işitmesi demekdir).

Secde-i Sehv Nedir ?

Nemâzın vâciblerinden birini bilerek yapmamak, nemâzı bozmaz. Fekat günâh olur. Unutarak yapmıyan, (Secde-i sehv) eder. Meselâ;

1- Farzın ilk iki rek’atinde, (Zamm-ı sûre)yi unutan, üçüncü ve dördüncü rek’atlerde okuyup, sonra secde-i sehv yapar. Kırâeti unutduğunu rükü’da hâtırlarsa, hemen kalkıp kırâeti ve sonra rükü’u yapar.

2- Bir farzı ve vâcibi, vaktinden önce veyâ sonra yapan da, secde-i sehv eder. Meselâ, zamm- ı sûrenin bir parçasını rükü’da okuyana, ettehıyyâtüden sonra az birşey okuyarak, üçüncü rek’ati gecikdirene secde-i sehv lazım olur.

3- İmâm yüksek sesle okuyacak yerde, hafif sesle okursa ve hafif sesle okuyacak yerde yüksek sesle okursa, secde-i sehv yapmak lâzım olur. İmâmın yüksek sesle okuması vâcib olan yerleri, yalnız kılanın yüksek sesle de, hafif sesle de, okumaları caizdir.

Birkaç kerre secde-i sehv îcâb etse, bir kerre yapmak yetişir. İmâm ile beraber, cemâ’at de secde-i sehv yapar. Cemâ’atden biri hatâ yaparsa, secde-i sehv yapmaz. Cemâ’ate, birinci rek’atden sonra yetişen kimse, imâm ile secde-i sehv yapdıkdan sonra, nemâzını temâmlar.

4- Oturmağı unutup, üçüncü rek’ate kalkarken hatırlayan bir kimse, dizleri yerden ayrıldıkdan sonra ise, oturmaz, secde-i sehv eder.

Secde-i sehv yapmak için, bir tarafa selâm verdikden sonra, iki secde yapıp oturur ve nemâzı temâmlar. İki tarafa selâm verdikden sonra veya hiç selâm vermeden de, secde-i sehv yapmak caizdir. [Saadet-i ebediyye / 227 ]

Ta’dîl-i Erkân Ne Demektir ?

Nemâzda dört yerde ta’dîl-i erkân vardır. Bunlar: Rukûda, rukûdan kalkınca (kavmede), iki secdede ve iki secde arasında (celsede). Buralarda sübhânallah diyecek kadar durmak vacipdir. Vâcib kasden terk edilirse nemâzın iadesi lazım gelir. Unutarak terk edince (Secde-i sehv) lâzım olur. İmâm-ı Ebû Yûsüfe göre “rahime-hullahü teâlâ”, bir kimse ta’dîl-i erkânı, unutmadığı hâlde, bilerek terk etse, nemâzı fâsid olur, bozulur.

Ta’dil-i erkânın terkinden, yirmialtı kadar zarar vardır: Bazıları şöyledir.

1- Fakirliğe sebeb olur.

2- Nemâz kıldığı mekân, kıyamet gününde aleyhine şehâdet eder.

3- Bir kimse, ta’dîl-i erkânsız nemâz kılarken biri görüp söylemese günahkâr olur.

4- İmansız ölümüne sebeb olur.

5- Nemazın hırsızı olur.

6- Kıldığı nemâzı, kıyamet gününde eski bez gibi yüzüne vurulur.

7- Câhiller onu görüp, ta’dîl-i erkânı terk etmelerine sebeb olur. Bunun içindir ki, din adamının günâh işlemesi, daha çok azâb çekmesine sebeb olur.

8- Bütün mahlûkata zararı dokunur. Zirâ o kimsenin günâhı sebebine, yağmurlar yağmaz, yerde ekinler bitmez ve vakitsiz olarak yağmur yağıp, fâide yerine zarar vermiş olur.

Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”: (En büyük hırsız, kendi namazından çalan kimsedir) buyurdu. Yâ Resûlallah! Bir kimse, kendi nemâzından nasıl çalar? diye sordular. (Nemazın rükü’unu ve secdelerini temâm yapmamakla) buyurdu.

Menkıbe 1-: .’Zeyd ibni Vehb “rahmetullahi teâlâ aleyh” birini nemâz kılarken rükû’ ve secdelerini temam yapmadığını gördü. Yanına çağırıp, ne kadar zemândır böyle nemâz kılıyorsun, dedi. Kırk sene deyince, sen kırk senedir nemâz kılmamışsın. Ölürsen Muhammed Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sünneti [ya’ni şerî’ati] üzere ölmezsin, dedi.

Menkıbe -2: -Taberânînin “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Evsât)ında bildirmişdir ki, bir mü’min nemâzını güzel kılar, rükü’ ve secdelerini temam yaparsa, nemâz sevinir ve nurlu olur. Melekler, o nemâzı göke çıkarır. O nemâz, nemâzı kılmış olana, iyi düâ eder ve sen beni kusûrlu olmakdan koruduğun gibi Allahu teâlâ da, seni muhafaza etsin, der. Nemâz güzel kılınmazsa, siyâh olur. Melekler o nemâzdan iğrenir Göke götürmezler. O nemâz, kılmış olana, fenâ düâ eder. Sen beni zâyı’ eylediğin, kötü hâle sokduğun gibi, Allahü teâlâ da, seni zayi eylesin, der.

O hâlde, nemâzları temâm kılmağa çalışmalı, ta’dîl-i erkânı yapmalı, rükü’u, secdeleri, (Kavme)yi [ya’nî rükü’dan kalkıp dikilmeği] ve (Celse)yi [ya’nî, iki secde arasında oturmağı] iyi yapmalıdır. Başkalarının da kusurlarını görünce söylemelidir. Din kardeşlerinin nemâzlarını temâm kılmalarına yardım etmelidir. Tumânînet [ya’nî uzvların hareket etmemesi] ve ta’dîl-i erkânın [Bir kerre sübhânallah diyecek kadar hareketsiz durmak] yapılmasına çığır açmalıdır. Müslimânların çoğu, bunları yapmak şerefinden mahrûm kalıyor. Bu ni’met, elden çıkmış bulunuyor. Bu ameli meydâna çıkarmak çok mühimdir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Unutulmuş bir sünnetimi meydâna çıkarana, yüz şehîd sevabı verilecekdir). Bir kimse, terk edilmiş, unutulmuş bir sünneti meydâna çıkarırsa, yüz şehîd sevabı kazanır. Yâ bir farzı veya vacibi meydâna çıkarmanın sevabı ne kadar çok olur! [Mektûbât/2.cild 69-89]

Menkıbe-3: Enes bin Mâlik hazretleri, birgün ağlıyordu. Sebebi soruldu; Buyurdu ki “Resûlullahtan öğrendiğim ibâdetlerden, değiştirilmemiş bir namaz kalmıştı. Şimdi, bunun da elden gittiğini görüyor, bunun için ağlıyorum. Şimdiki insanların çoğu, namazın şartlarını, vâcibierini, sünnetlerini, mustehablarını yerine getirmiyor, mekrûhlarından, müfsîdlerinden, bid’atlerinden. sakınmıyorlar. Onun için ağlıyorum”.