Nefis, iki tarafı keskin bıçak gibidir - kainatingunesi.com

İslâm dîni insanların dünyâda da, âhirette de râhat ve huzûr içinde yaşamasını istiyor. Bunun için, akla uymayı emrediyor ve nefse uymayı yasak ediyor.

Akıl yaratılmasaydı, insan hep nefsine uyar, felâketlere sürüklenirdi. Nefis olmasaydı, insan, yaşaması, üremesi ve medenî hayât için lâzım olan şeyleri kazanmakta ve bunları elde etmekte, çalışmakta kusûr ederdi. Ayrıca nefisle cihâd sevâbından da mahrûm kalırdı. Böylece meleklerden dahâ üstün olmak yolu, insana kapalı kalırdı. Hadîs-i şerîfte; (Âhirette olacaklardan, sizin bildiklerinizi hayvanlar bilselerdi, yemek için et bulamazdınız!) buyurulmuştur. İnsanlarda nefis olmasaydı, hayvanlar gibi, korkudan, yiyemez, içemez, yaşayamazlardı. Şerefeddîn Yahyâ Münîrî hazretleri; “Nefsin yaratılması, insanların yaşaması, üremesi ve dünyâ için çalışmaları içindir. Allahü teâlâ nefsi böyle nice faydalar için yarattı. Fakat bütün insanlara merhamet ederek, acıyarak, nefse uymayı frenlemeleri, ona hâkim olup, zararlarını önlemeleri için insanlarda akıl da yarattı” buyurmuştur. Riyâzet ve mücâhede Nefsin İslâmiyetin dışına taşmasını önlemek için, onunla iki cihâd vardır: Birincisi, ona uymamak, onun arzûlarını yapmamaktır ki buna, riyâzet çekmek denir. Riyâzet, harâmlardan, günahlardan ve mubâhları ihtiyâçtan fazla kullanmaktan sakınmaktır. İkincisi ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır ki buna, mücâhede denir. Bütün ibâdetler mücâhededir. Bu iki cihâd, nefsi terbiye eder, insanı olgunlaştırır ve rûhları kuvvetlendirir. İnsanı, sâlihlerin yani iyi kulların yoluna kavuşturur. Allahü teâlâ, kullarının ibâdetlerine muhtâç değildir. Kullarının günâh işlemesi Ona hiç zarâr vermez. İbâdetleri, emir ve yasakları, kullarının nefislerini terbiye ve onunla cihâd etmeleri için emretmiştir. İnsanlarda nefis olmasaydı, insanlık kalmaz, meleklik hâsıl olurdu. Hâlbuki, beden birçok şeylere muhtâçtır. Yimek, içmek, uyumak, istirâhat etmek lâzımdır. Süvâriye hayvan lâzım olduğu gibi, insana da beden lâzımdır. Hayvâna bakmak lâzım olduğu gibi, bedene hizmet etmek de lâzımdır. İbâdetler beden ile yapılmaktadır. Peygamber efendimize, birisinin geceleri uyumayıp, hep namâz kıldığı söylendiğinde; (İbâdetlerin kıymetlisi, az olsa da devâmlı yapılanlardır) buyurmuşlardır. Allahü teâlâ, hayvanların yaşayabilmeleri ve üremeleri için, onlarda şehvet ve gadab olmak üzere iki kuvvet yaratmıştır. İnsanların muhtâç oldukları şeylere kavuşabilmeleri, bulduklarını kullanabilmeleri ve korktuklarına karşı kendilerini savunabilmeleri için, insanlarda da şehvet ve gadab kuvvetlerini yaratmıştır. Ayrıca Allahü teâlâ, insanlara merhamet ederek, seve seve çalışabilmeleri, çalışmaktan usanmamaları için, insanlarda üçüncü bir kuvvet dahâ yaratmıştır. Bu kuvvet, Nefs-i emmâre kuvvetidir. Bu kuvvet, şehvetlere kavuşmak ve gadab edilenlerle döğüşmek için insanı zorlar. Fakat insanın nefsi, bu işinde bir sınır tanımaz. Yaptığı işler, hep aşırı, hep zarârlı olur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: “Nefs-i emmâreden hâsıl olan kötülükler, insanın kendi hastalığıdır. Öldürücü zehirdir ve kullukla bağdaşmaz. Dışardan gelen kötü istekler, şeytândan gelmiş olmakla berâber, geçici hastalıklardan olur. Ufak bir ilâçla, kolayca giderilebilir. Nisâ sûresinin 76. âyetinde meâlen; (Şeytânın aldatması, elbette zayıftır) buyuruldu. En büyük düşmanımız, nefsimizdir. Can düşmanımız, her zamân yanımızda bulunan bu azılı arkadaşımızdır. Dışardaki düşmanımız, bu iç düşmanın yardımı ile bize saldırıyor. Varlıklar içinde en câhil olanı, insanın nefsidir. Çünkü nefs-i emmâre, kendine düşmanlık yapmaktadır. Hep, kendini yok edici şeyleri istemektedir. Her isteği, Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerdir. Her işi, sâhibi olan ve bütün iyiliklerin sâhibi bulunan Allahü teâlâya karşı gelmektir.” Zehirli ilâç gibidir!.. Allahü teâlânın merhameti sonsuz olduğundan, nefsin insanı felâkete sürüklemesine mâni olmak için, hem nefsin arzûlarına uymayı sınırlayan, hem de nefsi temizleyip aşırı, taşkın olmaktan kurtaran emirler ve yasaklar göndermiştir. Bu emir ve yasakların toplamına da, İslâmiyet denir. Netice olarak, insanların dünyada yaşayabilmeleri, nefslerinin gafleti ve dünyâ lezzetlerine düşkün olması iledir. Nefis, iki tarafı keskin bıçak gibidir. Hem de, zehirli ilâç gibidir. Doktorun tavsiyesine göre kullanan, bundan fayda kazanır. Aşırı kullanan helâk olur. İslâmiyet, nefsin helâk edilmesini, yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan istifâde edilmesini emretmektedir. Mücâhid bin Cebr hazretlerinin buyurduğu gibi: “Nefsini azîz eden dînini yıkar. Nefsini zelîl eden kimse ise, dînini azîz eder.”