ÖMER BİN ABDÜLAZİZ'İN SON CUMA HUTBESİ - kainatingunesi.com

Ömer bin Abdülaziz, son Cum’a hutbesinde buyurdu ki; Ey müslümanlar ! Yaratılmamızın bir gayesi, maksadı vardır. Hiçbir şey lüzumsuz, boş değildir. Yaptığınız her işten hesaba çekileceğiz. Ahirette, mahşer yerinde toplanan insanların, sevabları günahları teraziye konacaktır. Mahşerdeki hesab günü, korkunç bir gündür. Yürekleri parçalayan, çocukları ihtiyar yapan, kişinin evladından, evladın ana-babasından kaçtığı, peygamberlerin bile titrediği bir gündür.

Mahşer gününün dehşetinden emin olmak istiyorsanız, bugünden o güne hazırlanınız ! Allahtan korkan, küfrden ve günahtan sakınan ve şehvani arzularının esiri olmayan kimselerin hesabı kolay olur. Hayat ve ömür sermayesini boş yere geçiren, Cenabı hakkın yasak ettiği şeylerle ömrünü bitiren kimselerin o günkü hali sadece pişmanlık ve perişanlık olacaktır.

Biliyorsunuz ki bundan önce sizin yerinizde başkaları vardı. Yarın da sizin yerinizde başkalar ıbulunacaktır. Görüyorsunuz gelen durmuyor. Giden geri gelmiyor. “Ben gitmek istemiyorum” diyemezsiniz. Çünkü bu iş insanın iradesine bırakılmamıştır.

Ahiret alemine gidenleri her gün uğurluyor, kara toprağın altına yataksız, yastıksız olarak tek başına bırakıp dönüyorsunuz. Vefat edenler; tanımadıkları bir aleme sefer etmişlerdir, sevdiklerinden ayrılmışlardır. Gafletten uyanmışlardır. Fakat iş işten geçmiştir. Zararda iseler, artık telafisi imkansızdır. Dünyadaki malları, çocukları, dostları onun yardımına gelememektedir. Bütün hayatı boyunca yaptıkları işlerin, hatta bir incir çekirdeği büyüklüğündeki işin dahi hesabını vermektedir. Düşünmeğe değer bu hallerden ibret almaz mısınız?
Ömer bin Abdülaziz hazretleri gözlerinden yaşlar akarak bu hutbesini tamamladı. Bu O’nun son hutbesiydi. Aynı zamanda evine de son gidişiydi. Adil idaresine rağmen kendisini çekemiyenler vardı. Bunlar hizmetçisini kandırarak, bu mübarek zatı zehirlettiler. Zehirlendiğini anlayınca hizmetçisini çağırarak sordu:

-Bugüne kadar ben sana hiç bir kötülük yapmadım. Üstelik her zaman sana iyilik ettim. Buna rağmen bana bu kötülüğü niçin yaptın. Doğru söylersen seni affedeceğim, dedi. Hizmetçi ayaklarına kapanıp ağlayarak şöyle cevap verdi:

-Ya Emir-el’mü’minin bana bin altın vererek bu hainliği yaptırdılar.
-O altınları getir, Beyt-ül mala ver, hakkımı helal edeyim! dedi.  Hizmetçi altınları getirip teslim etti. O da onu affetti.  Ölüm hastasıyken, kayınbiraderi ziyaretine geldi. Gömleğinin eskimiş olduğunu gördüğü için kız kardeşine dedi ki :
-Hemen gömleğini değiştir.
Bütün halkının hayat seviyesini yükseltmiş, müslümanların zekat verecek fakir bulamadıkları devrin halifesi yani devlet başkanının hanımı, kardeşine şöyle cevap verdi:
– Vallahi başka gömleği yok ki diğeri ile değiştirelim. Vefatına yakın yakınları dediler ki:
-Çocuklarınıza Beyt-ül’maldan bir şeyler vasiyet edin ki, sizden sonra perişan olmasınlar.
Onlara şu ibretli cevaabı verdi: -Çocuklarım şu iki tip insandan biri olacaklardır. Birincisi; iyi, salih kimseler olurlar. Eğer böyle olurlarsa, Kuranı kerimde Allahü teala, salih kimselere yardımcı olduğunu bildirmektedir. Bu ayeti kerime onlara yetişir. Yok eğer kötü insan olurlarsa, onların işleyecekleri günahlara ortak olmak istemem. Sonra ağlamaya başladı. Kendi kendine,”Ya rabbi, bu kadar milletin hesabını nasıl vereceğim” diyordu. Kelimei Şehadet getirip ruhunu teslim etti. Vefat ettiğinde, 41 yaşında idi.