ÖMER BİN HATTÂB "radıyallâhü anh" - kainatingunesi.com

Hazret-i Ebû Bekr’den sonra (634) senesinde hâlife oldu. On sene iki ay onbir gün halifelik yaptı. Hazret-i Ebû Bekr’den sonra Eshâb-ı kirâmın en üstünüdür. Resûlûllâhın “sallallâhü aleyhi ve sellem” kayın pederi idi. Çünkü Resûlullah efendimizin mubârek zevcesi hazreti Hafsa validemizin babası idi. Aşere-i mübeşşerenin ikincisidir. Halifeliği zamanında islâmın adaletini bütün dünyaya tanıttı. Oğluna dinin emrettiği kadar değnek vurulmasını emr etti. Eshâb-ı Kirâm yalvardığı halde bir değnek az vurulmasına izin vermedi. Dayaktan oğlu bayıldı, çok üzüldü ise de pişman olmadı. Eğere dokunmadan ata binerdi. Benzeri görülmemiş derecede üstün adaleti sebebiyle Ömer-ül Âdil ve hak ile bâtılı birbirinden ayıran mânâsına “Faruk” lakabı ile meşhur olmuştur Kabri şerifi Hücre-i seâdetde, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimizin kabri seâdetleri yanındadır.

Kureyşin eşrâfından idi. Henüz müslüman olmadan önce Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” (Yâ Rabbi! Bu islâm dinini Ömer ile yahut Ebû Cehil ile kuvvetlendir) diye duâ buyurmuştu . Bu duânın bereketi ile islâmiyet ile şereflenmek Ona nâsib oldu. O’nun İslâma girmesi ile müslümanlar çok kuvvetlendi. Çok heybetli, cesur ve kuvvetli idi. Mekkeden Medine-i münevvereye hicreti sırasında “İşte ben de dinimi korumak için Allah yolunda hicret ediyorum. Hanımını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen varsa peşimden gelsin, önüme çıksın” dedi. Edebinden, hayâsından Resûlûllâhın huzurunda o kadar yavaş konuşurdu ki. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” (Yüksek söyle yâ Ömer, işitemiyorum) buyurmuştur.

Hz. Ömer çeşitli hadîs-i şerîflerle methedildi. (Ben Peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra peygamber gelmeyecektir. Eğer benden sonra peygamber gelseydi, Ömer elbette peygamber olurdu.) hadîs-i şerîfi yüksekliğini anlatmaya yetişir.

Hazret-i Ömer, Umre için Resûlullahtan izin isteyince, Resûllullah (Yâ ahî! (Ey Kardeşim) Duânda bizi de unutma!) buyurdu.

Menkıbe-1: Halife iken İran’a gönderdiği orduya kumandan tayin ettiği Hazret-i Sâriye, ordusu ile mağlup olmak üzere idi. Bu sırada Hazret-i Ömer Medine’de cuma hutbesi okuyordu. Hutbe arasında “Dağa yaslan, yâ Sâriye, Dağa yaslan Yâ Sâriye” diye bağırdı.

Sâriye işitip ordusunu dağa çekti. Arkasını dağa verip bir cepheden düşman ile karşılaşmak suretiyle zafere ulaştı. Hazret-î Ömer’in bu hâdiseyi görmesi ve sesini duyurması onun kerametlerinden biridir.

Menkıbe-2 : (Menâkıb-î cihâr-ı yâr-ı güzîn) kitabında, yetmişinci menkıbede diyor ki (Bir ticâret kervanı gelip, gece Medînenin dışına kondu. Yorgunlukdan hemen, uyudular. Halîfe Ömer radıyallahü teâlâ anh”, şehri dolaşırken bunları gördü. Abdürrahmân’bin Avfin “radıyallahü teâlâ anh” evine gelip, (Bu gece bir kervan gelmiş. Hepsi kâfirdir. Fekat, bize sığınmışlar. Eşyâları çokdur; ve kıymetlidir. Yabancıların, yolcuların bunları soymasından korkuyorum. Gel, bunları koruyalım) dedi. Sabaha kadar bekleyip, sabah nemâzında mescide gitdiler. Kervanda bulunanlardan bir genç uyumamışdı. Arkalarından gitdi. Soruşdurup, kendilerine bekçilik eden şahsın halîfe Ömer radıyallahü anh” olduğunu öğrendi. Gelip, arkadaşlarına anlatdı. Roma ve îran ordularını perişân eden, adaleti ile meşhur olan halîfe Ömer’in, bu merhamet ve şefkatini görerek, İslâmiyyetin hak din olduğunu anladılar ve seve seve müslîmân oldular.

Menkıbe-3: Hazret-i Ömer efendimiz, Şam’a gelince, Şam ordusu kumandanı, Ebû Ubeyde bin Cerrah hazretleri, emrinde olanlarla birlikte şehre girmeden yolda kendisini karşıladı. Halîfe devesinden indi. Yerine kölesini bindirdi çünkü kölesi ile nöbetleşe biniyorlardı. O saat, binme sırası köleye gelmişti. Kendisi yuları tuttu, dereden geçerken mestlerini çıkardı. Paçalarını sıvayıp yalın ayak suya girdi.

Şam ordusunun kumandanı olan Ebû Ubeyde hazretleri;

– Yâ halîfe! Böyle ne yapıyorsun? Bütün Şamlılar, bilhassa Rûmlar, müslumanların halîfesini görmek için toplandılar. Sana bakıyorlar. Bu yaptığını beğenmeyecekler, dedi.

Bunun üzerine hazret-i Ömer buyurdu;

– Ey Ebû Ubeyde! Senin bu sözün, burada toplananlar için çok zararlıdır. İşitenler insanın şerefini, vâsıtaya binerek gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Şerefin, müslüman olmakta ve ibâdet yapmakta olduğunu anlamıyacaklar.

Ey Ebû Ubeyde! Biz aşağı, bayağı insanlardık. Acem şâhlarının elinde esîr idik. Allahü teâlâ müslüman yapmakla bizleri şereflendirdi. Allahü teâlânın verdiği bu İzzetten, bu şereften başka şeref ararsak, Allahü teâlâ bizi yine zelîl eder. Herşeyden aşağı eder. İzzet, şeref, İslâmdadır. İslâmın ahkâmına (emirlerine ve yasaklarına ) uyan aziz olur. Bu ahkâmı beğenmeyip, izzeti, huzuru, saâdeti başka şeylerde arayan zelîl olur. İslâmın emirlerinden biri tevâzudur. Tevâzu gösteren aziz olur. Yükselir. Tekebbür eden, büyüklenen zelîl olur.

Hazreti Ömer’in “radıyallahü anh” kıymetli sözlerinden bazıları:

1- “Sâdık arkadaşlar bulun ve onların arasında yaşayın. Dürüst ve samîmi arkadaşlar, darlıkta yardımcı, genişlikte süs ve zinnetdirler. Dostunun sana düşen işini güzel bir şekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeli ile karşılıkta bulunsun. Düşmanlarından uzaklaş, her dosta bel bağlama, ancak emin, olanları seç, Emin olanlar, Allahü teâlâdan korkanlardır.

2-“Çok gülenin heybeti azalır. Şaka yapan eğlenceye alınır. Bir şeyi çok yapan onunla tanınır. Çok konuşan çok yanılır, hataya düşer. Böyle kimsenin hayası azalır. Hayâsı azalır şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür”.

3- “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Amelleriniz tartılmadan önce tartınız.”

 4- “Harama düşmek korkusu ile helâlin onda dokuzunu terk ederdik.”

5- “İstiğfar her derde devâdır. Tevbe edip de tevbesi kabûl olanlarla beraber bulunun.. Zira onlarla beraber bulunmak kalbi daha fazla yumuşatır.”

6- “Allahım bana senin yolunda şehid olmayı nasib et. (Peygamberinin şehrinde ölmeyi) kısmet et.