Bütün ibadetlerin ruhu olan ihlasın ehemmiyeti - kainatingunesi.com
Yazar: Prof. Dr. Ramazan Ayvallı M. Ü. İlâhiyat Fak. Em. Öğr. Üyesi

Bütün ibadetlerin ruhu olan ihlasın ehemmiyeti: İslâm dîni, insanların sonsuz saâdete kavuşabilmeleri için, üç şeyi muhakkak elde etmeleri lâzım olduğunu bildirmektedir. Bunlar da; “ilim”, “amel” ve “ihlâs”tır. İlim, amele (ibâdet yapmaya) vâsıta olduğu için kıymetlidir; ilmin yalnız başına çok fazla bir kıymeti yoktur. Amellerin rûhu, tâatlerin özü ihlâs ve düzgün niyettir. Düzgün niyet ve tâm ihlâs ile yapılan az bir amel, bozuk niyetle yapılan ve ihlâsı az olan çok amelden hayırlıdır.

“İHLÂS”IN MA’NÂSI

“İhlâs”: “Niyyeti düzeltmek, temizlemek, hâlis yapmak, temiz etmek, dünyâ menfaatini düşünmeden bütün ibâdetlerini ve işlerini yalnız Allah için yapmak” ma’nâlarına gelmektedir. “İhlâs”, mal ve bedenle, farz ve nâfile şeklinde olan ibâdetleri yalnız Allahü teâlâya yaklaşmak için yapmaktır. Niyetine, nefsânî ve dünyevî bir arzû karıştırmamaktır. Başka arzûlar karıştırılırsa “riyâ”, gösteriş olur.

Dünyâ faydalarını düşünmeyip, ibâdetlerini yalnız Allah rızâsı için yapmalıdır. İhlâs, amelin rûhu olduğundan, rûhsuz beden işe yaramadığı gibi, ihlâssız amel de bir fayda sağlamaz. İhlâsı elde etmek zor olmakla berâber, Allahü teâlânın kolaylaştırdıklarına kolay olur. Dünyâ faydalarını düşünmeyip, ibâdetlerini yalnız Allah rızâsı için yapmalıdır. İhlâs sâhibi, ibâdet yaparken başkalarına göstermeyi hiç düşünmez. Ama bunun ibâdetlerini başkalarının görmeleri, ihlâsına zarar vermez.

İhlâslı olan kimse; Allahü teâlâya, kulluğa yaraşır şekilde gönülden ibâdet eder, emirlerine tam bir doğrulukla bağlanır, sâdece kulluğunu yapıp Cennet’i ister, Cehennem’den korkar, nefsin hoşuna giden şeyleri kalbine sokmaz. Çünkü ihlâsla ve Allah rızâsı için verilen bir avuç buğday, ihlâssız ve nefsin rızâsı ile verilen bir avuç inciden kıymetlidir, iyidir. Allahü teâlânın râzı olması düşünülerek ihlâsla yapılan amel, ibâdet kabul edilir ve sevâbı on kattan yedi yüz kata kadar yazılır.

BAZI ÂYET-İ KERÎME MEÂLLERİ

Birçok âyet-i kerîmede ve pekçok hadîs-i şerîfte ihlâs, samîmiyet, sıdk, doğru sözlülük açık-seçik şekilde zikredilmektedir. Biz, burada hiç olmazsa, âyet-i kerîmelerden birkaç tanesini misâl olarak zikretmeye çalışalım:

Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîm’inde meâlen buyuruyor ki:

“Allahü teâlâ fâizle geleni mahv eder ve sadakaları verilen malı arttırır.” (Bakara, 276) [İhlâsla, Allah için zekât verilince, zekâtı verilen o mal, hem dünyâda bereketlenir, artar; hem de âhırette, verilen zekâtların kat kat karşılığı alınır.]

“Allahü teâlâ, ancak müttekîlerin yaptıklarını kabûl eder.” (Mâide, 27)

[Müttekîler, muhlisler, yâni ameli ihlâslı olanlardır. İlim ve amel, İslâm dîninin dalları; ihlâs ise onu yaşatan, besleyen köküdür.]

“Bu (Allahü teâlânın Cennet’te cemâlini göstereceği) zaman, sâdıka sıdkının fayda vereceği zamandır. (Mâide, 119)

 “Rabbine kavuşmayı arzû eden, sâlih (iyi, güzel) amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibâdete, hiçbir kimseyi ortak etmesin.” (Kehf, 110)

“Onlara (yahûdîlere ve hıristiyânlara) sâdece şu emredilmişti: Bâtıl dînleri bırakarak yalnız Allah’a yönelip O’na itâat etsinler, namazı kılsınlar ve zekâtı versinler. İşte doğru dîn budur.” (Beyyine, 5)

Bütün müslümânların ihlâs, samîmiyet ve dürüst bir niyetle Allah’ın emirlerini yerine getirmeye çalışmaları lâzım.

Allahü teâlâ (meâlen) buyuruyor ki:

 “De ki, gönlünüzdeki duyguları saklasanız da, açıklasanız da Allah hepsini bilir…..” (Âl-i İmrân, 29)

“Kurbânların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; Allah’a sâdece sizin ihlâs ve samîmiyetiniz ulaşır…..” (Hac, 37)

“Ey inananlar! Allah’a karşı ittikâ edin / saygılı olun ve özü-sözü doğru olanlarla beraber bulunun.” (Tevbe, 119)

“Allah, ….. doğru sözlü, doğru özlü erkek ve kadınlara, ….. bağışlanma ve büyük ecir hâzırlamıştır.” (Ahzâb, 35)

“…..Allah’a karşı dürüst ve samîmî davransalardı, elbette kendileri için çok daha iyi olurdu.” (Muhammed, 21)

Hasan-ı Basrî’nin (rahmetullahi aleyh) haber verdiği bir hadîs-i kudsîde de şöyle buyuruldu: “Allahü teâlâ buyuruyor ki: İhlâs benim sırlarımdan bir sırdır. Onu kullarımdan sevdiklerimin kalplerine veririm.”

Yine “Allahü teâlâ buyuruyor ki: benim şerîkim yoktur. Başkasını bana ortak eden, sevâplarını ondan istesin.” (Hadîs-i kudsî)

İHLÂSLA İLGİLİ BAZI HADÎS-İ ŞERÎFLER

“İhlâs” hakkında, Sevgili Peygamberimizin de çok kıymetli sözleri vardır: “Müttefekun aleyh” ya’nî İmâm-ı Buhârî ve İmâm Müslim’in “Sahîh”lerinde zikredilen ve “Cibrîl hadîsi” diye meşhûr olan hadîs-i şerîfte de geçtiği gibi, Peygamber Efendimize “ihsân = ihlâs nedir?” diye suâl sorulduğu zaman, “Allahü teâlâyı görür gibi O’na ibâdet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da, O seni görmektedir” buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) yine buyurdu ki: “Üç şey vardır ki, hangi müslümânda bulunursa, kalbi kararmaz. Birincisi, Allah için ameldir…”

Peygamber Efendimiz yine; “Kırk gün, Allahü teâlâya ihlâsla amel edenin kalbinden diline hikmet pınarları akar” buyurdu.

Resûlullah Efendimiz; “Ameller, ancak niyetlere göredir. Herkes için niyetinin karşılığı vardır…” [Kütüb-i Sitte’nin 6’sında da var] ve “Bütün insanlar helâk olur, ancak âlimler (bilenler) kurtulur. Bütün âlimler helâk olur, ancak ilim ile amel edenler kurtulur. Bütün amel edenler de helâk olur, ancak ihlâslı olanlar kurtulur…” buyurmuşlardır.

İbâdet, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için yapılır. Başkasının muhabbetine, ihsânına kavuşmak için yapılan ibâdet, bir nevi ona tapınmak olur. Allahü teâlâya ihlâsla ibâdet etmek emrolundu. İhlâsa, Allahü teâlâyı her şeyden çok sevmekle kavuşulur. Onu çok sevmek de, gösterdiği yoldan ayrılmamak ve O’na candan, seve seve ibâdet etmekle mümkündür.

İbâdetlerde ihlâsı elde etmenin yolu, nefsin İslâmiyete uymayan arzûlarını kırmak, ibâdetlerde dünyâ faydalarını düşünmemek ve kalbe âhiret sevgisini iyice yerleştirip, her işi Allah rızâsı için yapmaktır. İhlâsa kavuşmayı sağlayan sebeplerden biri de Allah adamları, Allah dostları ile berâber olmaktır. Onlar ile bulunmak, hep Allahü teâlâyı hatırlatır ve kalpte Allah sevgisinin devâmlı yerleşmesine sebep olur. İslâmiyette tasavvuf bilgileri, ihlâsı elde etme yollarını göstermektedir.

“Dünyâ menfaatlerini düşünmeden bütün iş ve ibâdetlerin yalnız Allah için olmasına, niyet temizliği”ne “Hulûs” da denilmektedir. Bu konuda Süleymân bin Cezâ (rahimehullah), “Huccetü’l-İslâm İlmihâli”nde diyor ki:

“Ma’lûm olsun ki, Hak teâlâ her şeyden evvel aklı yaratmıştır. Ve ona ilim, zekâ, ‘hulûs’, doğruluk, cömertlik, tevekkül, korku ve ümîd hasletleri vermiştir. İşte, bu akılla şereflenen kimseler, yaratılışlarındaki gâyeyi ya’nî Cenâb-ı Hakk’ın birliğini tasdîk ederek, O’nun rızâsına kavuşurlar.”

İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin “Mektûbât-ı şerîfe”sinde zikrettiğine göre, Resûlullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem): “İbâdetlerinizi ihlâs ile yapınız! Allahü teâlâ, ihlâs ile yapılan işleri kabûl eder” buyurmuşlardır.

Yine Peygamber Efendimiz (aleyhisselâm), Eshâbının büyüklerinden Muâz bin Cebel’i (radıyallahü anh) Yemen’e vâlî olarak gönderirken, ona: “İbâdetlerini ihlâs ile yap. İhlâs ile yapılan az amel, kıyâmet günü sana yetişir” buyurmuştur. (Ebû Nuaym el-Isfehânî, Hilyetü’l-Evliyâ)

“İbâdetlerinizi ihlâs ile yapınız! Allahü teâlâ, ihlâsla yapılan işleri kabûl eder. İbâdetlerini ihlâs ile (Allahü teâlânın rızâsı için) yapanlara müjdeler olsun. Bunlar hidâyet yıldızlarıdırlar; fitnelerin karanlıklarını yok ederler.” (Hadîs-i şerîf-Hâdimî, el-Berîkatü’l-Mahmûdiyye)

“Allahü teâlâ, kırk gün ihlâs ile İslâmiyet’e uyan kimsenin kalbini hikmet ile doldurur.” (Hadîs-i şerîf-İmâm-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-dîn)

Diğer bazı hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Allahü teâlânın birliğine îmân edenlerden, namazı ve zekâtı ihlâsla yapanlardan Allahü teâlâ râzı olur.”

“Dünyâda, harâm edilmiş olan şeyler mel’ûndur. Ancak Allah için yapılan şeyler kıymetlidir.”

“Evliyâ (Allah’ın sevgili kulları) görülünce, Allah hâtırlanır. Onlarla berâber bulunanlar şakî (Cehennemlik) olmazlar. Her şeyin bir kaynağı vardır. Takvânın (Allah’dan korkmanın) kaynağı da, âriflerin kalbleridir.”

Havârîler, Hazret-i Îsâ’ya (aleyhisselâm) “Amellerin hâlis olanı hangisidir?” diye sorduklarında, Îsâ aleyhisselâm; “Hiç kimsenin övmesini sevip beklemeden, Allah için yapılan ameldir” buyurdu.

İSLÂM ÂLİMLERİNİN İHLÂS HAKKINDAKİ BAZI SÖZLERİ

Yukarıda “İhlâs” ve “hulûs” kelimelerinin ma’nâları üzerinde kısaca durduk; sonra “ihlâs” hakkındaki bazı âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfleri naklettik. Şimdi de “ihlâs” hakkında bazı âlim ve velîlerin kıymetli bazı sözlerine temâs etmek istiyoruz.

“İhlâs” hakkında, Sevgili Peygamberimizin vârisleri durumunda olan İslâm âlimleri ve evliyâ-yı kirâmın da çok kıymetli sözleri vardır:

Hazret-i Ömer, Ebû Mûse’l-Eş’ârî’ye (radıyallahü anhümâ) yazdığı bir mektûbunda; “Niyeti hâlis olan kimseye, kendisi ile insanlar arasındaki işlerinde Allahü teâlâ yeter” buyurmuştur.

Sevgili Peygamberimizin mübârek dâmâdı Hazret-i Alî (radıyallahü anh) de: “Az amel yaptım diye üzülmeyin. Kabûl oldu mu? diye endişe edin! Buna ihtimâm gösterin” buyurmuştur.

Cüneyd-i Bağdâdî (kuddise sirruh): “İhlâs, ameli karışıklıklardan arındırmaktır” buyurdu.

Yahyâ bin Muâz (kuddise sirruh) da, “Sütün pislikten ayrılması gibi, ihlâs da ameli ayıplardan temizler” buyurdu.

İbrâhim bin Edhem (kuddise sirruh) ise, “İhlâs, her ân Allah ile berâber olduğunu düşünüp sâdık niyette bulunmaktır” buyurdu.

Rüveym bin Ahmed Bağdâdî de (kuddise sirruh) buyurdu ki: “Amelde ihlâs demek, o amel sâhibinin, ameli ile dünyâ ve âhirette bir karşılık beklememesidir.”

Ebû Osman el-Hîrî (kuddise sirruh) ise, “İhlâs, devâmlı olarak Yaratanı düşünmek ve O’na bakmakla mahlûku, yaratılanı unutmaktır” buyurdu.

Hindistan’da yetişen en büyük âlim, velî, müceddid ve müctehidlerden sayılan İmâm-ı Rabbânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) ise buyurdu ki: “İhlâs ile yapı¬lan küçük bir iş, senelerce yapılan ibâdetler gibi kazanç (sevap) hâsıl eder.”

Yine İmâm-ı Rabbânî hazretleri; “Tasavvufun kaynağı ihlâstır. Her işte ihlâslı olmalıdır. İhlâssız iş, makbûl değildir” buyurmuştur.

[İhlâslı olan kimse; Allahü teâlâya, kulluğa yaraşır şekilde gönülden ibâdet eder, emirlerine tam bir doğrulukla bağlanır, sâdece kulluğunu yapıp Cennet’i ister, Cehennem’den korkar, nefsin hoşuna giden şeyleri kalbine sokmaz. Çünkü ihlâsla ve Allah rızâsı için verilen bir avuç buğday, ihlâssız ve nefsin rızâsı ile verilen bir avuç inciden kıymetlidir, iyidir. Allahü teâlânın râzı olması düşünülerek ihlâsla yapılan amel, ibâdet kabûl edilir ve sevâbı on kattan yedi yüz kata kadar yazılır.]

Diğer bazı âlimler de şunları buyurmuşlardır:

İmâm-ı Gazâlî (rahmetullahi aleyh), vefâtından kısa bir müddet önce yaptığı kıymetli vasıyet ve nasîhatinde, üç defa: “el-İhlâs, el-ihlâs, el-ihlâs: (Her işinde) ihlâslı ol, ihlâslı ol, ihlâslı ol” buyurarak bu konunun ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır.

Seyyid Emîr Külâl [Gülâl, Gilâl] (kuddise sirruh) da: “İhlâssız amel, sahte para gibidir; kabûl edilmez” buyurmaktadır.

“İhlâs ile yapılan bir iş, senelerle yapılan ibâdetlerin kazancını hâsıl eder” buyuran İmâm-ı Rabbânî (kuddise sirruh), ne güzel söylemiştir.

Yine o şöyle buyurmuştur: “Tarîkat ve hakîkatten maksat, ihlâsı (her şeyi Allahü teâlânın rızâsı için yapma hâlini) elde etmektir.” (İmâm-ı Rabbânî)

Sehl-i Tüsterî’ye (kuddise sirruh),  “insanın nefsine en çok ağır gelen nedir?” diye sorduklarında, “ihlâstır” cevâbını verdi. Zîrâ ihlâsta nefsin nasîbi, payı yoktur. İhlâs elde etmeye çalışanlara “muhlis” denir. İhlâsı tabîat hâline getirenlere ise “muhlas” denir. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî)

“Îmân beş kal’anın içinde hıfz olunur. 1) Yakîn, 2) İhlâs, 3) Farzları yapmak ve harâmlardan sakınmak, 4) Sünnete yapışmak, 5) Edebi gözetmektir. Her kim bu beş şeyi hıfz ederse, îmânını hıfz etmiş olur. Şâyet birini bile terk ederse düşmân gâlib olur.” (Kutbüddîn-i İznîkî)

“Gazâ ordusu, duâ ordusunun yardımına muhtâcdır. İhlâs ile yapılan duâ, muhakkak kabûl olur.” (Ebû Saîd Muhammed Hadîmî)

“İlmi ve ameli, şerîat (İslâmiyet) gösterir. İlmin ve amelin rûhu ve kökü gibi olan ihlâsı (her şeyi Allah için yapabilmeyi) elde etmek için tasavvuf yolunda ilerlemek lâzımdır. Güçlükle ve çalışarak ele geçen ihlâs devamlı olmaz. Sonra kalbe nefsin arzûları gelir. Zahmet çekmeden ele geçen ihlâs devâmlıdır. Zahmet çekerek elde edilen, devâmsız ihlâsın sâhiplerine ‘muhlis’ denir. Devâmlı ihlâs sâhiplerine ‘muhlas’ denir. Muhlas olana ibâdet yapmak, tatlı ve kolay olur. Çünkü bunlarda nefislerinin arzûları ve şeytanın vesvesesi kalmamıştır. Böyle bir ihlâs, insanın kalbine ancak bir velînin kalbinden gelir. Bu ihlâs ile insan, ‘hakku’l-yakîn’ mertebesine kavuşur.” (İmâm-ı Rabbânî)

İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî hazretleri bir nasîhatinde ise şöyle buyurdu: “Her şeye kalbi bağlamaktan kurtulmadıkça, Hak teâlâya bağlanılamaz. İnsana lâzım olan, önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, sonra tasavvuf yolunda ilerlemek, ihlâsı elde etmektir. İhlâs ile yapılan bir iş, senelerle yapılan ibâdetlerin, uzun yılların amelinin, işinin, kısa zamanda kazancını hâsıl eder. Amellerin kabûl olması ihlâsa, yâni bütün işleri yalnız Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavuşmak için yapmağa bağlıdır.” (İmâm-ı Rabbânî)

İmâm-ı Rabbânî (kuddise sirruh) şöyle buyuruyor:

“Gençlere üç şey çok lâzımdır önce:

Biri, îmânı düzeltmektir iyice,

Biri İslâma uymaktır her yerde,

Fıkhı iyi öğrenmeli elbette,

Bir de ihlâstır, her işte dâimâ.

Şöyle ki hiç olmaya ucb u riyâ.

Böyledir İslâmiyetin temeli.

Hem bu ihlâs olmasa makbûl değil,

Tasavvuftur ihlâsın kaynağı bil.”

İHLÂS HAKKINDA DİĞER BAZI EVLİYÂNIN KIYMETLİ SÖZLERİ

Burada, az bir amele bile çok değer kazandıran “ihlâs”la ilgili, muhtelif asırlarda, muhtelif memleketlerde yaşamış diğer birkaç ulemâ ve evliyânın da bazı sözlerini naklederek onlarla bereketlenmek istiyoruz.

Velîlerin büyüklerinden ve Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebin¬den biri olan Hanbelî mezhebinin imâmı Ahmed bin Hanbel (rahmetullahi teâlâ aleyh), kendisine sorulan “İhlâs nedir?” sorusuna; “Amellerin âfetlerinden kurtulmaktır” cevâbını verdi.

Irâk evliyâsından Ali Sincârî (rahmetullahi aleyh), ta¬lebesine sık sık buyururdu ki: “İhlâs; bütün işleri, insanların rızâsı için değil, Allahü teâlânın rızâsı için yapmaktır.”

Evliyânın büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine “İhlâsı kimden öğrendiniz?” diye sorduklarında; “Mekke-i mükerremede bulunuyordum. Bir berber gördüm. Ona, “Allah rızâsı için benim saçlarımı düzeltebilir misin?” dedim. Berber: “Elbette” dedi. O sırada, mevkı sâhibi birini tıraş etmekte idi. Hemen onun tıraşını bıra¬kıp; “Efendi, kalk. Bir kimse Allah için bir şey istedi mi, bütün işler durur, derhâl ona bakılır” dedi. Sonra berber koltuğuna beni oturtup tıraş etti. Sonra da bana bir mikdâr altın verip; “İhtiyaçların için lâzım olur, onlara harcarsın” dedi.

Ben bu hâle çok hayret edip elime geçecek ilk parayı kendisine hediye etmeye niyet ettim. Az bir zaman sonra, bana Basra’¬dan bir kese altın gönderdiler. Hemen götürüp o keseyi ona verince, se¬bebini sordu. Ben de niyetimi açıkladım. Bunun üzerine bana, “Sen, Al¬lah rızâsı için beni tıraş et” dedin. Ben de o niyetle seni tıraş ettim. Şimdi bunları alırsam, niyetimde bir değişme olmasından korkarım” dedi ve altınları almadı.

Yine Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri buyurdu ki: “İhlâs; ameli, Allahü teâlâ için olmayan karışık düşünce ve niyetlerden arındırmaktır.”

Büyük velîlerden Sehl bin Abdullah Tüsterî (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki: “Kırk gün ihlâslı olan, dünyâda zâhid olur, kerâmeti görülür.”

Büyük velîlerden Ebû Ali Dekkâk (rahmetullahi teâlâ aleyh) ise buyur¬du ki: “İhlâs, insanların teveccüh, alâka göstermelerinden sakınıp ameli yalnız Allah için yapmaktır. Sıdk ise; nefsi, yaptığı ameli beğen¬mekten temizlemektir. Bunun için ihlâs sâhibi muhlislerde riyâ, gösteriş, sıdk sâhibi olan sâdıklarda da ucub (amelini güzel görmek) hâli bulunmaz.” Bu vesîleyle, onun bir sözünü daha nakledelim: “Sıdk; insanlara karşı, olduğun gibi görünmen veya onlara karşı, gö¬ründüğün gibi olmandır.”

Evliyânın büyüklerinden Ebû Muhammed Cerîrî (rahmetullahi aleyh) de, İhlâs hakkında buyurdu ki: “İhlâs, âhiretteki ni’met ve azâplara yakînen inanmanın alâmetidir. İbâdetlerdeki riyâ, gösteriş de, âhiretteki ni’met ve azâplara inanmakta tereddüd olduğunun alâmetidir.”

İstanbul’da yetişen meşhûr velîlerden Cemâleddîn Mahmûd Hulvî (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki: “İhlâs, her şeyin Allahü teâlânın rızâsı için yapılması, amelin kabûlüne vesîle olan güzel düşünce(niyet)dir.”

Tanınmış büyük evliyâdan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (rahmetullahi teâlâ aleyh), bütün işleri ihlâs ile, sâdece Allahü teâlânın rızâsı için yapmak lâzım olduğunu, bir misâl ile şöyle izâh etmiştir:

“Nîşâbûr’lu bir ilim talebesi ile bir tâcir yol arkadaşı oldular. Talebe çok fakîr olduğundan, ayakkabısı yoktu. Yalın ayak yürürken, o tâcir ona bir çift ayakkabı verdi. Sonra tâcir, talebeye ikide bir; “Ey talebe! Yolun düzgün yerinden yürü… Sivri taşlara basma… Ayaklarını sürüme… Dikenli yerlerden gitme… Ayakkabıyı eskitme…” diye tenbîh ediyordu. Bu tenbîhler talebeyi usandırdı. Sonunda talebe dayanamayıp ayakkabıları çıkardı, tâcirin önüne bıraktı ve; “Ben senelerce yalın ayak seyâhat ederim. Kimse bana bunun için herhangi bir şart koşmuyordu. Şimdi senin verdiğin bu ayakkabılar için sana mahkûm olamam” dedi. İşte burada olduğu gibi, yapılan hayır-hasenât karşılıksız olmalı, Allahü teâlânın rızâsı için yapılmalıdır. Ancak böyle olursa makbûl olur.

Bağdât velîlerinden Rüveym bin Ahmed (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki: “Amelde ihlâs, iki cihânda Allahü teâlâdan karşılık bekle¬memektir. [Ya’nî Allah’ın emri olduğu için yapması, karşılık için yapmaması gerekir.]” Yine buyurdu ki: “İhlâs; ameline bakmamak, ya’nî hiçbir zaman amelini beğenmemektir.”

BÜTÜN İŞLERDE İHLÂSIN ÖNEMİ

Kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin altıncısı olan Ebü’l-Hasan-ı Harkânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine “ihlâs ve riyâ nedir?” diye sorduklarında; buyurdu ki: “Allahü teâlâ için yaptı¬ğın her şey ihlâstır. Halk için yaptığın herşey de riyâdır.”

Türkistân’da yetişen büyük velîlerden Ebû Saîd Ebü’l-Hayr (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki: “Allahü teâlâdan ihlâsı, her şeyi O’nun rızâsı için yapmayı isteyiniz. İhlâsta, dünyâ ve âhirette kurtuluş vardır.”

Büyük velîlerden Yûsuf bin Hüseyin Râzî (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki: “Dünyâda en kıymetli şey, ihlâstır.”

Bağdâd’ın büyük velîlerinden Ebû Saîd-i Harrâz (rahmetullahi aleyh), ihlâs sâhibi olup yaptığı her işi Allahü teâlânın rızâsına uygun yapardı. Başkalarına da ihlâslı olmayı tavsiye ederdi. Ebû Saîd-i Harrâz’ın bâzı işlerini gören ve ona hizmet eden bir fakîr vardı. Ebû Saîd, ona ihlâs ile amel etmesi için, ihlâstan bahsetmişti. Fakîr kendisini yoklayıp Ebû Saîd’e yaptığı işlerde ihlâsının olmadığını gö¬rünce, bu hizmeti bıraktı. Sonunda Ebû Saîd, biraz zorlukla karşılaştı. Fakîre; “Neden bizi bıraktın?” deyince, o; “Yaptığım işte ihlâs bulamadım” cevâbını verdi. Ebû Saîd de; “Ben sana, ‘ameli terk et’ demedim, ‘ihlâsı ara’ dedim. İşine devâm et ve ihlâsı elde etmeye çalış” buyurdu.

Hanım velîlerden Fâtıma-i Nîşâbûriyye (rahmetullahi aleyhâ) hazretlerine, “İhlâs sâhibi kime denir?” diye sorulduğunda: “Kim, Allahü teâlâyı düşünerek amel ve ibâdet yaparsa, o kimse ihlâs sâhibidir” bu¬yurmuştur.

Evliyânın büyüklerinden Hayru’n-Nessâc (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki: “İhlâs, amelin kabûlüne vesile olan güzel düşünce(niyet)dir.”

Meşhûr velîlerden Huzeyfetü’l-Mer’aşî (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki: “İhlâs, kulun içi ile dışının aynı olmasıdır.”

Evliyânın büyüklerinden İbrâhim-i Havvâs (rahmetullahi aleyh)  buyurdu ki: “Bir kimse, baş olma sevdâsına kapılırsa, artık ibâdetten, ihlâstan sıyrıldı demektir.”

Irâk’ta yetişen büyük velîlerden Mekârim en-Nehr (rahmetullahi aleyh) hazretleri; “Muhlis”i  şöyle anlattı: “Muhlis, Allahü teâlânın rahmeti ile mahlûkâtın şerrinden kurtulan ve bütün insanların efendisi olan Peygamber Efendimizin emirlerine uyandır.”

Büyük velîlerden Yahyâ bin Muâz-ı Râzî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdu ki: “İhlâs, ameli kusurlardan temizlemektir.”

Mısır’da yetişen büyük velîlerden Zünnûn-i Mısrî (rahmetullahi aleyh) hazretlerine;  “Kulun ihlâs sâhibi kimselerden olduğu nasıl belli olur?” diye sorduklarında; “Kendisini tâm ma’nâsıyla ibâdete verip insan¬ların nazarında mertebe ve i’tibârının silinmesini severek kabûl ettiği za¬man” cevâbını verdi.

Yine Zünnûn-i Mısrî (kuddise sirruh) buyurdu ki: “Şu üç şey ihlâs alâmetidir. Birincisi medh de, kötülenmek de ona te’sîr etmez. İkincisi, amelleri unutur, günâhlarını düşünür. Üçüncüsü, Hak teâlâdan gayrısını gönlünden çıka¬rır.”

Her işinde Allahü teâlânın rızâsına kavuşmayı arzû eden Ebû Mid¬yen Mağribî (rahmetullahi aleyh) ihlâs sâhibi idi. İhlâsla ilgili olarak buyurdu ki: “İhlâsın alâmeti, her an Allahü teâlâyı müşâhede etmek, O’ndan başkasını hiç hâtırına getirmemektir.”

Evliyânın büyüklerinden Ebû Bekr-i Dükkî (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki: “İhlâs odur ki; insanın zâhiri, bâtını, durması, hareket et¬mesi, nefes alıp vermesi, yâni her hâli Allahü teâlâ için olmalıdır. Nefsin, hevânın payı bulunmamalı, hiçbir hareket, bir mahlûk için olmamalıdır.”

Evliyânın meşhurlarından Ebû Bekr Verrâk (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki: “İhlâs sâhibi mi olmak istiyorsun, önce baş olma sevgisini kalbinden at. Sonra kendini kimseden üstün görme.”

İslâm âlimleri kitaplarında, “Tasavvuf”, îmânın vicdânîleşmesi ve ibâdetleri seve seve yapmak ile harâmlardan uzaklaşmaktır diyorlar. Tasavvuf kalbin kötülüklerden tasfiyesi, nefsin terbiye edilmesidir. Bu da İslâmiyetin emir ve yasaklarına tâm uymakla olur. Bu yolda insanın ilerlemesi ve yükselmesi, bir rehber (mürşid) ile çabuk ve kolay olur. İhlâs sâhibi ve Allah adamları olan bu rehberlerin yanında bulunmak ve onların tavsiye ve nasîhatlarına uygun hareket etmek, kalpte ihlâsın hâsıl olmasına yardım eder.

Böylece tasavvuf yolunda ilerleyip yüksek derecelere varanlarda, her an ve her işlerinde Allahü teâlâyı unutmamak ve O’nun rızâsını düşünmek hâsıl olur. Onların bu hâlleri, asla kesintiye uğramaz ve devâmlıdır. Bu yüzden şahsî bir gayretleri yoktur, buna ihtiyaç da duymazlar. Allah sevgisi kalplerine hakkıyla yerleştiğinden bir ân O’nu unutmazlar. Böyle olanların ihlâsı tâm ve devâmlıdır.

İhlâsı devâmsız olup ihlâs elde etmek için uğraşanlara “muhlis” denir. Muhlisler işlerinde niyet ederek, gayret göstererek ihlâs elde edenlerdir. Muhlislerin ihlâsı devâmlı olmayabilir. Ayrıca muhlaslara göre tâm sayılmazlar. Devâmlı ihlâs sâhiplerine “muhlas” denir. Tâm ihlâsı elde etmek, kalbi her türlü kötü huy ve düşüncelerden tâm temizlemek ve Allahü teâlâya tâm teslîm olmakla mümkündür. Vilâyetin yüksek derecelerine ulaşmış olanların hâlleri böyledir.

Âyet-i kerîmede meâlen buyuruldu ki: “İblîs, Senin mutlak kudretine and olsun ki, onlardan (Allahü teâlânın kulların¬dan) muhlas olanlar hâriç hepsini azdıracağım, dedi.” (Sâd sûresi: 82-83).

 “İlmi ve ameli, şerîat (İslâmiyet) gösterir. İlmin ve amelin rûhu ve kökü gibi olan ihlâsı (her şeyi Allah için yapabilmeyi) elde etmek için tasavvuf yolunda ilerlemek lâzımdır. Güçlükle ve çalışarak ele geçen ihlâs devamlı olmaz. Sonra kalbe nefsin arzûları gelir. Zahmet çekmeden, uğraşmadan, zorlamadan, külfetsiz ele geçen ihlâs devâmlı olup hakkal-yakîn mertebesinde ele geçer. Zahmet çekerek elde edilen, devâmsız ihlâsın sâhiplerine ‘muhlis’ denir. Devâmlı ihlâs sâhiplerine, her şeyi Allahü teâlânın rızâsı için yapan kimselere ‘muhlas’ denir. Muhlaslar ile, ihlâsı çalışarak elde eden muhlisler arasında fark çoktur.

Muhlas olana ibâdet yapmak, tatlı ve kolay olur. Çünkü bunlarda nefislerinin arzûları ve şeytânın vesvesesi kalmamıştır. Böyle bir ihlâs, insanın kalbine ancak bir velînin kalbinden gelir. Bu ihlâs ile insan, ‘hakku’l-yakîn’ mertebesine kavuşur.” (İmâm-ı Rabbânî)

Makâlemizi, İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî hazretlerinin bir nasîhatiyle bitirelim: O şöyle buyurdu:

“Her şeye kalbi bağlamaktan kurtulmadıkça, Hak teâlâya bağlanılamaz. İnsana lâzım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, sonra tasavvuf yolunda ilerlemek, ihlâsı elde etmektir. İhlâs ile yapılan bir iş, senelerle yapılan ibâdetlerin kazancını hâsıl eder. Amellerin kabûl olması ihlâsa, yâni bütün işleri yalnız Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavuşmak için yapmağa bağlıdır.” (İmâm-ı Rabbânî)