OSMAN GAZİ - kainatingunesi.com

Osmanlı padişahlarının birincisi. Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundan Ertuğrul Gazi’nin oğlu olup, 1258 senesinde Söğüt’te doğdu. İslam terbiyesi ile yetiştirildi, İslam ilimlerini öğrenen Osman Gazi, devletin örf ve âdetince mükemmel bir askeri talim ve terbiye gördü. Babasının silah arkadaşları ve kumandanlarından kılıç kullanmayı, kargı savurmayı, ata binmeyi öğrendi. Onların gazalarını dinleyip, yaptıklarından ibret alarak, gençliğinden itibaren gazalara katılıp, zaferler kazanarak, kumandanlık vasıflarını geliştirip kuvvetlendirdi. Osman Gazi, 1326 senesi Ağustos ayında Söğüt’de vefat etti.

EDEBALİ’NİN NASİHATİ
Şeyh Edebali zaman zaman Osman Gazi’ye şöyle nasihat ederdi: “Müslüman olsun, kâfir olsun herkese iyilik yapın, affedici olun. Büyüklerinize ve âlimlere hürmetkâr davranın. Bereket büyüklerle beraberdir. Her işinizi Allahü tealanın rızası için işleyin. Sözünüz ne ise işiniz o olsun. Doğruluktan ayrılmayın. Allah için cihadı terk etmeyin. Vefa sahibi olan dostlarınızı unutmayın, meşveretsiz iş yapmayın. Sabırlı olun vaktinden önce çiçek açmaz”
Şeyh Edebali Osman Gazi’yi sanki büyük bir devletin temelini atacak usta olarak yetiştiriyordu. Zira temel ne kadar sağlam olursa devlet o kadar güçlü, kudretli ve uzun ömürlü olacaktır.
Bir başka seferde de şöyle dedi: “Ey Oğul! Beysin… Bundan sonra öfke bize, uysallık sana… Güceniklik bize, katlanmak sana… Acizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana… Geçimsizlikler bize, çatışmalar bize, anlaşmazlıklar bize, adalet sana… Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlama sana… Ey Oğul! Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana… Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana…Ey Oğul sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Ey Oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kılıca bağlı, Allahü teala yardımcın olsun..”

KUR’AN-I KERİME HÜRMETİ
Osman Gazi, bir gece bir dostuna misafir olmuştu. Geç vakte kadar sohbet ettiler. Arkadaşı yatağını hazırlayıp iyi geceler dileyip odasına çekildi. Osman Gazi tam yatacaktı ki, özel muhafaza içindeki Kur’an-ı kerim gözüne ilişti. Kelam-ı kadim odada dururken ayaklarını uzatıp yatamadı. Mushaftan yana müteveccihen diz çöküp sabaha kadar huşu ve edep ile oturdu. Ev halkının uyanma vakti gelirken, benim bu halime şahit olmasınlar düşüncesiyle ayaklarını uzatmadan başını yatağa doğru şöyle bir korken gözleri dalıverdi. İşte o anda Cenabı Hak tarafından bir ses gelerek denildi ki: “Ey Osman, çün sen benim kelamıma hürmet ü ta’zim idüb izzet ü ikram eyledin. Ben dahi sen ve senin evladını ve etbaını ve eşyanı alemde ebedi muazzez ü mükerrem ü muhterem kıldım.”

CİHANI SARAN AĞAÇ
Osman Gazi, Edebali dergahında gecelediği günlerden birinde, acayip bir rüya gördü. Şöyle ki: Rüyasında hocası Edebali’nin koynunda birden bire bir hilal zuhur etti. Güzel his olunacak surette büyüyüp bedir halini bularak kendi göğsüne girdi. Ondan sonra yanlardan bir ağaç çıkarak bu da gittikçe büyüdü. Yeşilliği ve güzelliği gittikçe artıyordu. Dalların gölgesi üç kıta ufkunun nihayetlerine kadar karaları ve denizleri kuşattı. Kafkas, Atlas, Toros, Emos dağları bu yapraklar denizinin dört rüknü gibi gözüküyordu. Ağacın kökünden, deniz gibi gemilerle örtülmüş olarak Dicle, Fırat, Nil, Tuna çıkıyordu. Ovalar ekinlerle dolu, dağlar büyük ormanlarla dalga dalga kaplıydı. Bu dağlardan çıkan bereketli sular gül ve servi bahçeleri içinde dolaşa dolaşa akıyorlardı. Bu pınarlara kol kol insanlar gitmekte, kimi bunlardan bostanlara su vermekte, kimi onları ab-ı hayat gibi içmekte, kimi bağında bahçesinde ekin biçmekte, kimi çeşmeler, hayırlar yapmakta, kimi de çayırlarda safa sürmekte idiler.
Ovalarda uzaktan kubbeler, dikili taşlar, sütunlar, latif minareler ve kulelerle süslü şehirler görülüyordu.
Bu ulu binaların hepsinin zirvelerinde birer hilal parladığı gibi, minare şerefelerinden yayılan ezan-ı Muhammedi sedaları sayısız bülbüllerin nağmelerine karışıyordu. O sırada şiddetli bir rüzgar çıkarak ağaçların taze ve güzel kokulu yaprakları dünyanın bütün şehirleri üzerine, özellikle iki deniz ile iki karanın kavşağında, iki yakut ve iki zümrüt arasına yerleştirilmiş bir cevhere benzeyen ve bütün dünyayı kuşatan en kıymetil taşı hükmünde bulunan İstanbul’a doğru yayıldı. Osman halkayı parmağına geçirmek üzere iken uyandı.
Rüyasını sabah olunca hocasına anlattı. Şeyh Edebali ona: “Müjde ey Osman! Hak teala sana ve senin evladına saltanat verdi. Bütün dünya, evladının himayesi altında olacak ve Kızım Bala Hatun da sana eş olacak” diyerek rüyasını tabir etti.
Böylece Omsan Gazi ondokuz yaşında iken Şeyhi Edebali’nin kızıyla evlendi, nikahlarını Edebali’nin müridlerinden Turgut kıydı.

OSMAN GAZİ’NİN, OĞLU ORHAN GAZİ’YE NASİHATI
“Oğul! Din işlerini her şeyden evvel ele alıp, yürütmek gayret ve esasını daima göz önünde bulundur ve bu esası sakın gevşekliğe uğratma! Çünkü bir farzın yerine getirilmesini sağlamak, din ve devletin kuvvetlenmesine sebep olur.
Din gayretine sahip olmayan, sefahate düşkün olan, tecrübe edilmemiş kimselere devlet işlerini verme! Zira, yaradanından korkmayan bir kimse, yarattıklarından da çekinmez!
Zulümden ve hangisi olursa olsun bid’atten, yani İslamiyete aykırı şeylerden son derece uzak dur! Seni zulüm ve bid’ate teşvik edip sürükleyenleri, devletinden uzaklaştır ki, bunlar seni yıkılışa sürüklemesinler. Allahü tealanın rızası için, devlet hizmetinde ömrünü tüketen sadık devlet adamlarını daima gözet. Böyle kıymetli kimselerin vefatından sonra, aile efradını koru, ihtiyacı olanların da ihtiyaçlarını karşıla, teb’andan hiç kimsenin malına mülküne dokunma.
Hak sahiplerine haklarını ver, layık olanlara ihsan ve ikramlarda bulun ve ailelerini de gözet. Özellikle devletin ruhu mesabesinde olan ve en büyük dayanağı bulunan asker taifesini güzelce idare edip rahatlarını te’min eyle. Devletin bedeninde kuvvet mesabesinde olan hakiki alimleri ve fazilet sahiplerini, edip ve yazarları, sanat erbabını gözetip koru. Onlara hürmet, ikram ve ihsanda bulun. Bir ülkede, olgun bir alimin, bir arifin, bir velinin bulunduğunu duyarsan, uygun ve layık bir usul ve ifade ile onu memlekete getirt. Onlara her türlü imkanı tanıyarak ülkene yerleştir ki, hükümetin süresince alimler ve arifler, bilginler memleketinde çoğalsın. Din ve devlet işleri nizama oturup yerleşsin.
Sakın, orduya ve zenginliğine mağrur olma. Hakiki alim ve ariflere, bilginlere hürmet edip, sarayında onlara yer ver. Benim halimden ibret al ki, zayıf, güçsüz bir karınca misali, hiç layık olmadığım halde buraya geldim ve Allahü tealanın nice, nice ihsanlarına ve inayetlerine kavuştum. Sen de benim uyduğum ve uyguladığım nizamı uygula. Muhammed aleyhisselamın ehlini, bu yüce dinin mensuplarını ve itaat eden diğer teb’anı himaye eyle! Allahü tealanın hakkını ve kullarının hakkını gözet. Dinimizin tayin ettiği beytülmaldeki gelirin ile kanaat eyle. Devletin zaruri ihtiyaçları dışında sarfiyatta bulunmaktan son derece sakın. Senden sonra geleceklere de aynı nasihatlerde bulun ve iyice tenbih eyle. Daima adalet ve insaf üzerine bulun. Zulme meydan verme. Herhangi bir işe başlayacağın zaman Allahü tealanın yardımına sığın. Teb’anı düşmanların ve zalimlerin saldırılarından koru. Haksız olarak hiç kimseye muamelede bulunma. Daima halkını hoşnud edecek şeyleri arayıp, yapılmasını sağla. Onların gönlüğünü kazanmağı, bunun devamını ve artmasını büyük nimet bil! Teb’anın sana olan güveninin sarsılmamasına son derece dikkat eyle!”