Osmanlı Devleti'nin Kuruluşunda Hizmeti Geçen Alpler ve Gaziler - kainatingunesi.com
Yazar: Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Osmanlı Devleti’ni kurmuş olan hanedanın menşei ve Osmanlıların küçük bir beylik iken
büyük bir devlet haline nasıl geldiği sorusu, tarihçiler arasında bir muamma gibi tazeliğini
korumaya devam etmektedir. Esasında Osmanlı Devleti’ni kuran hanedanın tarihi
kayıtlara, etnik incelemelere, geleneklere, mevcut damgalarına ve sikkelerine göre
Oğuzların sağ kolu olan Gün Han kolunun Kayı boyundan geldikleri kesinleşmiş
durumdadır.1

Bunun aksine olarak çeşitli görüşler ileri sürülmüş ise de2 hiçbiri ilim aleminde rağbet
görmediği gibi bu tezlerin sahipleri, görüşlerini güçlendirecek belge ve bilgilerde ortaya
koyamamışlardır. Buna rağmen en sonunda Osmanlı Devleti’nin kurucuları ve onların
silah arkadaşları için efsane şahsiyetler denecek kadar, ilmi kıymeti haiz olmayan fikirler
dahi ileri sürülebilmiştir.3
Şurası muhakkak ki Osman Gazi’nin dayandığı Kayı boyunun mevcudu kısa sürede büyük
bir beylik teşkil edecek miktarda görünmemektedir. Ancak 1230’lu yıllarda Anadolu’da
görülen Ertuğrul Bey’in kudret ve itibar sahibi bir şahsiyet olduğu da anlaşılmaktadır.
Nitekim kendisine Söğüt ve Domaniç civarı kışlak ve yaylak olarak verildiğinde o
mıntıkada kısa bir sürede söz sahibi olabilmiştir.
Bu durum Ertuğrul Bey’in savaşçı kişiliğinden ziyade karizmatik yapısından da
kaynaklanmış olmalıdır. O, bölgedeki gayrimüslim unsurlarla iyi geçinmekte, büyük bir
ihtimalle arazi ve sair ihtilaflarda hakem rolü üstlenmekte, Müslim, gayrimüslim halklar
arasında bir baba rolü oynamakta ve herkes üzerinde saygı uyandırmaktadır. Kaynaklara
yansıyan bazı hadiselerden onun Selçuklu Sultanı nezdinde de itibar sahibi olduğu ve yeri
geldiğince uç kuvvetleri komutanı olarak savaşlara katıldığını da görmekteyiz.4 Bu
faaliyetleri ve konumu Ertuğrul Gazi’yi uçlardaki Oğuz boylarına mensup diğer Türk aşiret
ve gruplarının da tartışmasız lideri yapmış olmalıdır.
Nitekim Ertuğrul Gazi’nin vefatından sonra Osman Gazi’nin aşiretin başına getirilmesinde,
bu husus bütün açıklığıyla ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar babasının sağlığında faal bir
rol oynaması, genç ve cesur olması sebebiyle aşiretin başına geçtiği belirtilirse de diğer
beylerin ona biat etmeleri de önemli derecede etkili olmuştur. Bu husus kaynaklarda
şöyle belirtilmektedir.
Başa geçtiği gün ol ilin beyleri ve kethüdaları huzuruna çıkarak şöyle dediler; Siz Kayı
Han neslindensiniz. Kayı Han bütün Oğuz beylerinin Oğuzdan sonra ağaları ve hanları idi.
Oğuz töresi mucibince Oğuz neslinden kimse bulunmayınca hanlık ve padişahlık Kayı soyu
var iken başka bir boy soyuna düşmez. Bundan böyle Selçukilerden bize medet ve çare
yoktur. Memleketin çoğu ellerinden gitti. Tatar onların üstüne galip gelmiştir. Ayrıca
merhum Sultan Alaaddin’in babanıza ve sizlere teveccühü olmuştur. Bu uçları size ol
vermiştir. Bu sebeple sizin han olmanız gerekir. Sizde sultan ve hanlığa liyakat var. İttifak
dahi bulunsun, zira saltanat ya ittifakla ya istihkakla (liyakat) olur. Bizde sizlere gereği
gibi muti ve tabi oluruz. Ta kim bu taraflarda gönül hoşluğu ile gaza edelim.5
Görüldüğü gibi Osman Gazi’ye kendi aşiretinin yanı sıra çevredeki Oğuz kabile ve oymak
beyleri de gelerek tabiiyetlerini arz etmişlerdir. Bu durum onun gücünü en üst seviyede
tutmuş olmalıdır.
Eski kaynaklarda Ertuğrul ve Osman Gazi’nin en eski silah arkadaşlarından olarak
Akçakoca, Abdurrahman Gazi, Hasan Alp, Konur Alp, Turgud Alp, Aygud Alp, Gündüz Alp,
Saltuk Alp, Köse Mihal, Samsa Çavuş ve Kara Ali’nin adı sık sık fetihlerde geçmektedir.
Bunlar bazen bir ve beraber olarak meydan savaşlarına veya büyük bir hisarın zaptına
katılıyorlar bazen her biri bir kalenin muhasarasına gidiyor bazen de bir şehrin idare ve
imarında bulunuyorlardı. En önemlisi gerek harp gerekse sulh esnasında yapılacak her
işten evvel mutlaka ulema mensuplarının da katıldığı bir istişare meclisi tertip ediyorlar ve
kararlarını ondan sonra veriyorlardı.
Dolayısıyla sanki geleceğin üç kıtasına yayılacak, dünya siyasetine asırlarca yön verecek
bir ulu devletin temellerini sabırla, gayret ve feragatle, aşk ve arzuyla, muhabbet ve
sadakatle atıyorlardı. Aslında aralarındaki ilişkiler gözden geçirildiğinde, Selçukluların son
iki asrında ve Beylikler Türkiyesi’nde görülen ayrılıklar, sen-ben davaları, menfaat
kaygıları sanki bu uc bölgesine hiç uğramamıştı. Herkes eski tabirle baş ve buğ bildikleri
Ertuğrul Gazi ile ahfadına candan ve gönülden bağlı olup her emrine ölesiye muti idiler.
Bu itibarla Osmanlı Devleti’nin sağlam ve köklü temellere oturmasında Osmanlı soyu ve
ulema sınıfı kadar bu gazi alperenlerin de olağanüstü katkıları olduğu inkar edilemez bir
gerçektir.
Turgud Alp
Osman Gazi’nin en yakın silah arkadaşlarından biri idi. Osman Gazi Bilecik’in fethi ile
meşgul olurken onu İnegöl’ü zaptetmek üzere görevlendirmişti. Turgud Alp süratle
gelerek şehri kuşattı. Az sonra Bilecik ve Yarhisar’ı zapteden Osman Gazi de gelerek
kuşatmaya katıldı ve gazilere yağma iznini verdi. Osman Gazi’nin de katılmasıyla daha da
gayrete gelen gaziler kısa sürede İnegöl’ü zaptettiler (699/1299-1300). Kalenin tekfuru
öldürüldü. Zira o, yıllardır Müslümanlara büyük eziyetler vermiş olup pek çok kimseyi de
şehit etmişti.6
Osman Gazi 701/1301-1302’de İnegöl’ün idaresini Turgud Alp’e verdi.7 Bundan dolayı
İnegöl yöresi Turgud ili şeklinde anıldı. Uzun bir süre İnegöl’ün idaresinde bulunan
Turgud Alp’in zaman zaman gaza hareketlerine de katıldığı anlaşılmaktadır.
Nitekim 725/1325’te Orhan Gazi ile birlikte Atranos’un fethine katıldı. Buranın fethini
özellikle Osman Gazi çok arzu etmekteydi. Zira tekfurun babası Koyunhisar harbinde
yeğeni Bayhoca’nın şehadetine sebep olmuştu. Orhan Gazi kale önünde göründüğünde
tekfuru dağa kaçarak beklemeye başladı. Maksadı gazilerin çekilmesinden sonra tekrar
dönerek kaleye sahip olmaktı. Ancak Orhan Gazi kendisini takip ederek tekfuru ve karşı
koyanları ortadan kaldırdı. Kale halkına aman vererek yerlerinde kalmalarını sağladı.
Burası o tarihten itibaren Orhaneli adıyla anılmıştır.8
Turgud Alp bu zaferden sonra gazileriyle birlikte Bursa muhasarasına katıldı ve fetihte
bulundu.9 Uzun bir ömür süren Turgud Alp İnegöl yöresindeki hal ehli velilerden Geyikli
Baba’ya samimiyetle bağlı idi.
Saltuk Alp
Osman Gazi’nin sadık silah arkadaşları arasındadır. Tarihlerde ismine fazla rastlanmaz.
Muhtemelen devamlı Osman Gazi’nin yanında bulunmuş olmalıdır.
Osman Gazi Sakarya vadisine sefere çıktığında ülkenin güvenliğini sağlamak üzere oğlu
Orhan Gazi ile birlikte Köse Mihal ve Saltuk Alp’i görevlendirmişti. Gerçekten de fırsattan
istifade etmek isteyen Çavdarlu Tatarları gelerek Karacahisar pazarını yağmaladılar. Bu
sırada Eskişehir’de olan Orhan Gazi süratle gelerek yağmacıları Oynaşhisarı denilen
mevkide yakaladı. Mihal Gazi ve Saltuk Alp’le birlikte eşkıya grubunu kısa sürede
dağıttılar. Reisleri başta olmak üzere pek çoğunu da esir ederek Karacahisar’a döndüler.10
Bursa’nın fethinde bulunan ve Osman Gazi’nin son nefeslerinde yanında olan Saltuk Alp’in
adına, bu tarihten sonra kaynaklarda rastlanmamıştır.
Aygud Alp
İlk fetihlerden itibaren Osman Gazi’nin yanında yer alan namlı yiğitlerden biridir. Nitekim
Osman Bey 701/1301-1302’de hükmü altında bulunan beldeleri silah arkadaşlarına dirlik
olarak verirken Aygud Alp’e de İnönü kalesini vermiştir.11
Aygud Alp, muhtemelen uzun bir süre İnönü’nün idaresi ve imarı ile meşgul olmuştur.
Onu son olarak İzmit’in fethinde görmekteyiz. Orhan Gazi 728/1327-1328’de uzun
süredir gazilerin hedefi ve Akçakoca’nın da vasiyeti olan İzmit’i (İznikmid) almak üzere
harekete geçmişti. O, kuşatmanın uzun sürebileceğini hesaplayarak denizden ve karadan
gelebilecek bütün yardım yollarını kesmeyi amaçladı. İzmit o sırada Kayserlerin soyundan
Belakonya adında bir prensesin yönetimindeydi. Yakınında bulunan ve Koyunhisar denilen
kalede ise prensesin kardeşi Kalayun hüküm sürüyordu. Emrinde bulunan güçlü bir ordu
ile sık sık Müslüman köylerine saldırıda bulunduğu gibi fırsat bulduğu zaman çevrede
dolaşan Türk sipahilerine de saldırmaktan da geri durmuyordu. Onun zararını ortadan
kaldırmak ve muhasara sırasında yardımını engellemek isteyen Orhan Gazi, Aygud Alp ile
oğlu Kara Ali’yi Koyunhisar’ın fethiyle görevlendirdi.
Kalayun kendisine sonsuz bir güven duyduğundan ve yıllardır Türklere karşı
çarpıştığından teslim tekliflerini reddetti. Bir taraftan kalesini tahkim ederken diğer
taraftan da bizzat muhariplerinin başında olarak kaleden Türklere ok yağdırmaya
başlamıştı. Ancak daha savaşın başında göğsüne isabet eden bir okla vurularak, kale
burcundan aşağıya yuvarlandı. Şaşkınlık içerisinde kalan müdafiler ne yapacaklarını
bilemeyip kale kapısını gazilere açtılar. Böylece Koyunhisar neredeyse hiç savaşılmadan
fethedilmiş oldu. Aygud Alp Kalayun’un kesik başını Orhan Gazi’ye getirdi.12
Orhan Gazi bunu bir mızrak ucuna takarak İznik önüne dikti. Prenses Belakonya bu hali
görünce derin bir üzüntü içerisinde hayatına dokunulmaması kaydıyla şehrin kapısını
Türklere açtı.13
Oğlu Kara Ali, kendi döneminde de pek çok fetihlere katılan namlı kumandanlardandır.
Aygud Alp’in soyundan gelenler, devletin çeşitli kademelerinde önemli görevler
üstlenmişlerdir.
Kara Ali
Aygud Alp’in oğludur. Osman Gazi’nin ilk fetihlerinden itibaren başarıları ile adından sıkça
bahsedilen komutanlardan biridir.
1308’de Osman Bey’in emriyle Ulubat civarında Kite tekfuruna bağlı memleketlerden
Galios/Alyos adasını zaptetmekle görevlendirildi. Kaleyi sulhen fetheden Kara Ali büyük
kilisenin rahibini ailesi ile beraber Osman Gazi’nin huzuruna getirdi. Osman Gazi rahibin
güzel kızını bu genç bahadırla evlendirdi.14
Kara Ali aynı yıl Osman Gazi’nin Leblebici hisarı, Lefke, Çadırlı, Mekece, Akhisar ve
Geyve’nin fethi ile neticelenen seferine iştirak etti. Geyve’den sonra Tekfur pınarı
muhasara olunduğunda İlhanlı hükümdarı Olcayto Han’ın Çoban Bey idaresinde büyük bir
orduyu Anadolu’ya sevk ettiği haberi alındı. Bunun üzerine Tekfur pınarının zaptını Kara
Ali’ye bırakan Osman Gazi geri döndü. Kısa bir müddet içinde Tekfur pınarını zapteden
Kara Ali elde ettiği ganimetleri Osman Gazi’ye gönderdi. Hizmetlerine mükafat olarak
Tekfur pınarı ve çevresi bu genç bahadıra timar suretiyle verildi. Kara Ali bundan sonra
idare ettiği bölgenin etrafını fethetmekle uğraştı. Geyve’ye tabi kalelerden Yenikale, Önde
ve Yanıkçahisar’ı Osman Gazi’nin memleketleri arasına kattı.15
Orhan Gazi dönemindeki fetih hareketlerine de Kara Ali Bey’in aktif olarak katıldığı
görülmektedir. Nitekim Koyunhisarı kalesini babasıyla birlikte fetheden Kara Ali, bu
muzafferiyetle İzmit’in fethini de kolaylaştırmış oluyordu. Zira kardeşi Kalayun’un kesik
başını gören İzmit kalesi kumandanı Prenses Belakonya, şehri Türklere teslim etti.
İzmit ve çevresinin fethi ile buralardaki muharip Rumların Hereke kalesine yerleştikleri ve
burayı iyice tahkim ederek üs edindikleri haberi Orhan Gazi’ye ulaşınca burayı zaptetmek
üzere Kara Ali Bey görevlendirildi. Süratle gelerek kaleyi kuşatan Kara Ali Bey hücum
üzerine hücum tazeleyerek kaleyi bir an önce fethetmek istedi. Ancak bu sırada gözüne
ok isabetiyle yaralandı. Tarihlerin ifadesiyle arslanları tava getiren yiğiti bu acı da
durduramadı ve harekata devamla kaleyi kısa sürede düşürürken aman dileyenlere
dokunulmamış karşı koyanlar ise kılıçtan geçirilmiştir. Kaledeki savaşçılar İstanbul
yönüne doğru çekilip giderlerken halk ise kalede kalarak Türklerin idaresinde yaşamayı
kabul etmiştir.16
Kara Ali’nin ismi son olarak Orhan Gazi’nin Bizans ile yaptığı Pelekanon meydan
muharebesinde geçer. Kara Ali’nin oğlu Kara Timurtaş Rumeli fatihlerindendir. Fevkalade
başarılarıyla Osmanlı devletinde vezirlik ve beylerbeyiliği uhdesine alan ilk kişidir.
Samsa Çavuş
Ertuğrul ve Osman Gazi’nin sadık dost ve silah arkadaşlarındandır. Osmanlı devletinde
Çavuş ünvanını kullanan ilk kişidir.
Samsa Çavuş’un Ertuğrul Gazi ile birlikte kendisine bağlı aşiret ve obalarla Söğüt’e geldiği
rivayet olunmaktadır. Ancak Samsa Çavuş’un ailesi çok kalabalık olduğundan İnegöl
Rumlarının tazyikinden bunalarak Söğüt’ten ayrılmış ve Mudurnu yöresine göç etmiştir.
O, buradaki Rumlara müdara (dini ve huzuru için dünyalık verme ve güler yüz gösterme)
ile varlığını ve geçimini sürdürmeye başlamıştır.17
Osman Gazi Sarıkaya ve Sorgun üzerine sefere çıktığında Samsa Çavuş’la karşılaştı.
Samsa Çavuş baba dostu bu genç muharibe her bakımdan yardımcı oldu. Onları Bolu yolu
üzerinde yer alan Taraklı, Göynük ve Mudurnu taraflarına götürdü. Osman Gazi buraları
idaresi altına aldıktan sonra Samsa Çavuş’a itaat etmelerini buyurup geri döndü.18
Osman Gazi 17 sene sonra Sakarya yönünde ikinci seferine çıktığında yine Samsa Çavuş
yardımcısıydı. Lefke ve Çadırlı’ya vardıklarında her iki kalenin tekfurları da aman
dileyerek kalelerini teslim ettiler. Samsa Çavuş bu iki kalenin has olarak kendisine
bırakılmasını rica edince Osman Gazi:
Bu doğru bir hareket olmaz. Zira bize itaat edenlerin mülklerini ellerinden alırsak, sonra
bize kimse itaat etmez ve daima savaşmaya mecbur oluruz, diyerek ricasını kabul
etmeyip tekfurları yerlerinde bıraktı. Samsa Çavuş’a ise kendi haslarından Yenişehir
yakınlarındaki bir kaleyi vererek gönlünü hoş eyledi.19 Burası halen Çavuş köyü adıyla
anılmaktadır. Ardından Mekece, Akhisar ve Karaçepiş hisarları feth olundu.
Samsa Çavuş bundan sonra fetihlerde daha aktif bir rol almaya başlamıştır. 1317’de
Orhan Gazi ile sefere çıkarak İznik yolu üzerindeki Karatekin hisarının fethinde bulundu.
Orhan Gazi fethi müteakip Samsa Çavuş’u kalenin komutanlığına atadı.20 Samsa Çavuş
bundan sonra gazileriyle devamlı surette İznik üzerine akın hareketlerinde bulundu.
Kalenin fethini kolaylaştıracak faaliyetler içerisinde oldu.
731/1330 yılında Bizans ile yapılan Pelekanon meydan muharebesine de katılan21 Samsa
Çavuş’un bu tarihten az sonra vefat ettiği sanılmaktadır. Kabri Mudurnu yakınlarında Hacı
Musalar köyündedir.
Konur Alp
Osman Gazi’nin en meşhur silah arkadaşlarındandır. Muhtemelen başlangıçtan itibaren
bütün savaşlarında bulunmuş olmalıdır. Ancak ismi ilk kez Orhan Gazi ile birlikte katıldığı
Akyazı ve Kocaeli üzerine düzenlenen seferde geçer. Osman Gazi artık gaza hareketinin
başına oğlu Orhan Bey’i getirirken en ünlü ve güvendiği kumandanlarını da ona yoldaş
etmiştir. Nitekim kaynaklarda yirmi senelik sadakat ve cenk ile tecrübe edilmiş en
cesaretli silah arkadaşlarından dördünü Köse Mihal, Abdurrahman, Konur Alp ve
Akçakoca’yı ona kattı, denilmektedir.22
Bu seferde Kara Çepiş ve Alp/Ebe suyu hisarları alındı. Kendisine Kara Çepiş hisarı verilen
Konur Alp, Akyazı cihetine akınlarla görevlendirildi. Akyazı’da Tuzpazarı’nı zaptettikten
sonra Uzuncabel’de düşmanlarla iki gün kanlı çarpışmalar yaptı. Bursa’nın alındığı sırada
Konur Alp de Akyazı, Konurapa/Konrapa (Düzce), Bolu ve Mudurnu’yu Türklerin idaresine
katıyordu.23
Bursa fethedildikten sonra Orhan Gazi Konur Alp, Akçakoca ve Gazi Abdurrahman gibi
tecrübeli beylerini İstanbul yolu üzerindeki kalelerin fethiyle görevlendirdi. Bu komutanlar
kısa sürede ve kolaylıkla Kandıra, Samandıra ve Aydos gibi müstahkem mevkileri
zaptettiler.24
Konur Alp, İznik fethinin hazırlıkları sırasında muhtemelen 1328 yılında vefat etti. Naşı
Konurapa’ya defnedildi. Hammer’in ifadesiyle harp sevkiyatlarında defalarca çiğnedikleri
topraklar şimdi onun na’şını örtüyordu.25
Gazi Mihal
Osman Gazi’nin silah arkadaşı ve vefakar dostu. Bizans İmparatorluğu’nun hudut
kalelerinden Bilecik vilayetinin doğusunda yer olan Harmankaya ve havalisinin beyi idi.
Osman Gazi’nin Eskişehir beyi ile yaptığı bir muharebede karşı tarafta bulunan Köse Mihal
esir edilmişti. Osman Bey, Köse Mihal’in tavırlarındaki asalet, cesaret ve yiğitliğine
bakarak kendisini affetti ve çok geçmeden de bu ikili iyi bir dost oldular. Kaynaklarda
Köse Mihal’in devamlı Osman Gazi ile beraber olduğu ve gazilerin her hizmetini
Harmankaya halkının gördüğü vurgulanmaktadır. Osman Gazi’nin ise kendisine itimat ve
güveni tamdı. Zor bir mesele ile karşılaşsa onunla meşveret ederdi.26
Osman Gazi Bolu yolu üzerinde gerçekleştirilen Taraklı, Göynük ve Mudurnu’nun fethi ile
neticelenen seferinde yolu ve yöreyi iyi bilen Köse Mihal’in bulunmasını arzu etmişti.
Kendisine Tarakçı Yenicesine hücum edelim deriz. Sen ne dersin? deyince o, Hânım;
Sorgun üzerine Sarıkaya’dan Beştaş’tan geçelim ki Sakarya suyunu rahat aşalım. Hem
gaziler bize o taraftan gelirler. Mudurnu ilini dahi vurmaya kolaydır. Hem o il mamurdur.
Samsa Çavuş’da o ile yakın yerdedir. Ona da haber verelim ki bir fırsat olduğu demde
bize bildirsin. Sözleriyle seferin güzergahını ve projesini de tespit etmiş oldu. Osman Gazi
bu seferden tam bir başarı ve büyük ganimetlerle döndü.27
Köse Mihal’in Osman Gazi’ye saygı ve bağlılığı gerçekten çok fazla idi. Kızını Kalanus’un
oğluna nikahladığında yöredeki Bizans tekfurlarının yanı sıra Osman Gazi’yi de düğüne
davet etmişti. Osman Gazi düğüne diğerlerinden daha fazla hediyelerle geldi. Köse Mihal
aslında Rum tekfurlarını Osman Gazi ile aşina kılmaya, onu sevmeye ve dostluk
kurdurmaya çalışıyordu. Ancak diğerleri Köse Mihal’in barışsever tekliflerini dinleyecek
yerde, onu kendileriyle ittifak edip Osman’ı ortadan kaldırmaya davet ettiler. Zira onun
gittikçe artan güç ve kudreti onları endişelendirmeye başlamıştı.28
Nitekim çok geçmeden aradıkları fırsatı buldular. Bilecik tekfurunun Yarhisar beyinin kızı
ile yapılacak düğününe Osman Gazi’yi de davet edecekler ve orada elbirliği ile ortadan
kaldıracaklardı. Mihal Gazi ise tekfurların hazırladıkları plandan, dostunu zamanında
haberdar ederek tehlikeden kurtardığı gibi Yarhisar ile Bilecik’in zaptına da sebep oldu.29
Köse Mihal’in Türklüğe ve Osman Gazi’ye muhabbeti gün geçtikçe arttı ve 1313 yılında
ecdadının dinini terk ile Müslüman oldu ve Abdullah adını aldı. Köse Mihal’in 1305, 1308
veya 1313 tarihlerinde Müslüman olduğuna dair farklı kayıtlar mevcuttur. Onun genel
olarak 1313’te Osman Bey’in daveti üzerine Müslüman olduğu kabul edilir. Osman Gazi
uzunca bir aradan sonra bu senede Sakarya hattına sefere çıkacağı zaman Köse Mihal’i
yine orduya davet etti. Geldiğinde kendisine izzet ve ikramlarda bulundu. Sohbet
sırasında;
Bunca zamandır ki bizimle muhabbet edersin. Kendi ırkdaşlarınla düşmanlık edip bize
sadakat gösterirsin. Cümle alem bize ağyar iken sen yar-ı vefadar oldun. Bizimle gül gibi
açılıp düşmanlarımızın gözüne hâr (diken) oldun Can u gönülden bu kadar dostluğun ve
tamam sadakatin var iken layık mıdır ki dinimize münkir olasın sözleriyle onu İslam’a
davet etti. Köse Mihal bu sözler üzerine muhakkak ki uzun bir süredir belki de
düşünmekte olduğu İslamiyeti severek kabul etti. Bu duruma çok sevinen Osman Gazi
ona hil’at giydirdi.30
Bazı kaynaklarda ise onun daha erken bir tarihte rüyasında Peygamber Efendimizi
görerek Müslüman olduğu ve Osman Gazi’ye gelerek müjdelediği bildirilmektedir.31
Osman Gazi Akhisar ve Lefke seferine çıkarken Gazi Mihal’i Orhan Bey ve Saltuk Alp’le
birlikte güvenliği sağlamak üzere Karacahisar’da bıraktı. Bunlar Karacahisar pazarına
baskın yapan Çavdarlu tatarlarını perişan ettiler.32 Yine Osman Gazi 1317’den itibaren
gaza hareketinin başına oğlu Orhan’ı getirdiğinde onun baş yardımcılarından ve
müşavirlerinden biri olarak Gazi Mihal’i tayin etti. Bundan sonra devamlı Orhan Bey ile
birlikte hareket eden Mihal Gazi önce Kara Çepiş Alp suyu ve Kara Tekin hisarlarının
fethinde bulundu. Atranos’un zaptında mühim rol oynadı.33 Bursa’nın fethine katıldı.
Orhan Gazi onu kaleyi sulh yoluyla teslim etmeye ikna için tekfura gönderdi. Mihal Gazi
savaş halinde başına gelecekleri tekfura hatırlatarak ona nasihat ve tavsiyelerde bulundu.
Kurtuluş için tek yolun kaleyi teslim etmek olduğunu bildirip, canına ve malına
dokunulmayacağı garantisini verdi ve tekfuru ikna etti. Tekfur kaleden ayrılması sırasında
koruma isteyince Mihal Gazi ondan otuz bin altın talep etti ve aldı.34 Böylece fethin
kolaylıkla gerçekleşmesini sağladı.
Bursa’nın fethinden sonraki gazalarda adı görülmeyen Mihal Gazi’nin vefat tarihi
bilinmemektedir. Türbesi Mihalgazi nahiyesinin Ermeni köyü yanındadır.
Osmanlı tarihlerinde XVI. asır sonlarına kadar faaliyetleri görülen Mihallı akıncıları Gazi
Mihal Bey’in oğulları ve torunlarıdır. Gazi Mihal’in Ali ve Aziz adlarında iki oğlu
bilinmektedir.
Abdurrahman Gazi
Osmanlı Devletinin kuruluşunda büyük hizmetleri geçen mücahit kumandanlardandır.
Osman Gazi’nin sadık silah arkadaşlarından olup fetihlerde yardımcılarından biriydi.
Osman Gazi 1317 yılından itibaren kenara çekildikten sonra Abdurrahman Gazi’yi akıncı
kollarından birinin başına getirdi. Orhan Gazi ile birlikte önce Kara Çepiş ve Alb/Ebe suyu
hisarlarını ardından Köprühisar’ını zaptettiler. Daha sonra İznik fethini kolaylaştırmak
üzere müstahkem Kara Tekin hisarı üzerine varıp aldılar.35
Orhan Gazi bu fetihlerden sonra Samsa Çavuş’u İznik’in kuşatmasıyla, Abdurrahman
Gazi’yi ise Bizans’tan gelebilecek yardımları ve tehlikeleri önlemekle vazifelendirdi.
Nitekim Abdurrahman Gazi İstanbul’dan gemilerle Yalova’ya çıkarılan kuvvetleri bir
baskınla dağıttı.36 Böylece Bursa’nın fethine kadar uç beyi olarak hizmet gördü. Bursa’nın
fethinde bulundu.
728/1327-1328 yılında Konur Alp ile birlikte Aydos’un fethi için görevlendirildi. Kalenin
güçlü ve yüksek duvarları hücumları neticesiz kılıyordu. Ancak kale kumandanının kızı
surlardan Türkleri seyrederken daha önce rüyasında kendisini sıkıntıdan kurtardığını
gördüğü bir yiğidin-ki o Abdurrahman Gazi idi-karşı saflarda çarpıştığına şahit oldu. Derin
bir aşkla bağlandığı gence bir mektup yazarak taşa sarıp fırlattı. Kızın planı gereğince
geceleyin Abdurrahman Gazi, seksen kadar adamıyla gizlice açılan kapıdan içeriye
girdiler. Böylece kale kolaylıkla gazilerin eline geçmiş oldu.
Abdurrahman Gazi birkaç gün sonra Aydos’un fethi haberini Orhan Gaziye bizzat ulaştırdı.
Orhan Bey fethe vesile olan kızı Abdurrahman Gazi ile evlendirdi.37 Bilahare şecaat ve
yiğitlikte büyük bir şöhret kazanan Kara Rahman bu izdivaçtan doğmuştur.
Akça Koca
Ertuğrul ve Osman Gazi’nin en sadık ve namdar silah arkadaşlarındandır. Nitekim Osman
Gazi’nin İnegöl beyi ile ilk çarpışmasından önce, danıştığı beyler arasında ve ardından
vuku bulan muharebede o da vardır. Bu tarihten Orhan Gazi’nin babasına vekalet etmeye
başladığı 1317 yılına kadar, seferlerde ismi geçmez. Ancak bu husus onun savaşlara
katılmadığı manasına gelmez. Zira Osman Gazi oğlunu seferlere komutan tayin ederken
yirmi senelik sadakat ve cenk ile tecrübe edilmiş en cesaretli silah arkadaşlarından
dördünü ki bunlardan birisi de Akçakoca’dır38 ona yardımcı tayin eder.
Akçakoca 1317’de Kara Çepiş, Alp suyu hisarlarının fethine katıldı. Orhan Gazi Alp/Ebe
suyu hisarını Akçakoca’ya verdi.39 1320 senesinde yanındaki dilaverlerle birlikte İzmit ve
havalisini fetihle görevlendirildi.40 Ayan suyu Sapanca gölü tarafındaki Beşköprü’deki bir
mevkiyi ordu konağı edinen Akçakoca artık günlerini çevredeki düşmanlarının üstüne at
kaldırmak, onları tutsaklık zincirine vurmakla geçirmeye başladı. Akınlarını Akova’ya
kadar ilerletti. Buradaki mevkileri bir bir Osman Gazi’ye boyun eğdirmeye başladı.
Akçakoca bundan sonra Orhan Gazi’nin emriyle fetih hareketinin yönünü Karadeniz ve
İstanbul boğazına doğru çevirdi. Kandıra ve Ermenipazarı (Akmeşe) kalelerini aldı (1326).
Ardından Konur Alp’le birlikte Samandıra üzerine yürüdüler. Tekfurun ölen oğlunun
cenaze töreni için askerleriyle birlikte kaleden çıkması gaziler için büyük fırsat oldu.
Derhal kale ile cenazeyi izleyen düşman askerlerinin arasına girerek dönüş yollarını
kestiler. Şaşkına dönen düşmanlar güçsüzlük ve yılgınlık içerisinde etrafa dağıldılar.
Tekfurunun gaziler tarafından yakalanmasıyla Samandıra kalesi de kolaylıkla elde edilmiş
oldu. Samandıra hisarı kendisine mülk olarak verildi.41 Bundan sonra Konur Alp ve
Abdurrahman Gazi ile Aydos’un fethini geçekleştirdiler.
Kandıra, Samandıra ve Aydos’un fetihlerinden büyük memnuniyet duyan Orhan Bey,
Akçakoca’yı İznik üzerine akın yapmakla görevlendirdi. Ömrü Rum tekfurları ile gazalarla
geçen bu büyük Türk kumandanı İzmit-Üsküdar arasındaki yerlere akınlarda bulunurken
1328 yılında vefat etti.42 Kabri Kandıra yakınlarındaki bir tepe üzerindedir.
Akçakoca’nın gayretleriyle Türk hakimiyeti altına alınan İzmit ve çevresine, sonradan
onun ismine izafeten Kocaeli denmiştir. Ayrıca günümüzde Bolu iline bağlı Akçakoca ilçesi
de onun adını taşır. Hacı İlyas adında bir oğlunun olduğu bilinmektedir. Torunu Fazlullah
ise önce kadı sonra da vezir olarak Osmanlı siyasetinde önemli roller üstlenmiştir.
Kara Mürsel
Kaynaklarda Orhan Bey zamanında sahnede görülür. Muhtemelen İzmit’in fethinde
bulunmuştur. Orhan Bey İzmit’i büyük oğlu Süleyman Paşa’nın idaresine verdiğinde çevre
illere de tayinler yapmıştı. Bu husus Aşıkpaşazade de; Kara Mürsel denilen bir bahadır er
var idi ol kenarı (yani kendi adını taşıyan yöreyi) ona timar verdiler. Ermeni pazarını
Yahşılu’ya verdiler. Kandıra vilayetini Akbaş’a verdiler. İmdi bunların neslinden şimdi dahi
vardur, denilerek anlatılmaktadır.43
Ve Diğerleri
Bu komutanlardan başka kaynaklarda ismi çok az geçen ancak uzun yıllar önemli
görevlerde bulundukları anlaşılanlar vardır. Nitekim Osman Gazi’nin dirlik tevcihi sırasında
(1301) Yarhisar’ın idaresine getirdiği Hasan Alp için; bir yarar yoldaş idi. Kendileriyle
beraber Söğüt’e gelmişti44 ifadeleri kullanılmaktadır.
Osman Gazi 1302’de İznik’i kuşatmış ancak surlarının sağlamlığı sebebiyle
düşürememişti. Bunun üzerine kaleyi devamlı surette tazyik edebilmek ve teslime
zorlamak için yakınına bir hisar yaptırdı. İçine levazım ve mühimmatı konulan hisarın
serdarlığına Taz Ali getirildi. Bir kısım kaynaklarda Targan adı ile zikredilen45 bu
komutan; savaşta yüz kişiden yüz döndürmez bir yiğit olarak anlatılmaktadır. O, kalede
dizdar bulunduğu sırada İzniklileri taciz için bütün gayretini sarfetti. Onlar ile birkaç defa
muharebe yaptı.46 Böylece İznik’i fethe hazır hale getirebilmek için gece gündüz çalıştı.
Osman Gazi’nin İznik gibi abluka altına aldırdığı bir diğer önemli Bizans Kalesi de Bursa
idi. Buranın da güçlü surlarını aşamayacağını anlamış ve devamlı tazyik için biri
Kaplıcalar, diğeri dağ tarafında olmak üzere iki hisar yaptırmıştı (714/1314-1315).
Bunlardan dağ yakasındaki hisara kendisine hudutsuz bağlılığı ile tanınan kullarından
Balabancık’ı başbuğ atamıştı.47 Balabancık diğer hisarın komutanı Aktimur’la birlikte on
yıl Bursa’yı abluka altında tuttular. Öyle ki şehirde kıtlık had safhaya ulaşmış, hiçbir
yerden yardım alamayan halkında dayanma gücü tükenmişti. Serbestçe çekip gitmelerine
müsaade olunmak şartıyla kaleyi sulh yoluyla teslim edecekleri anlaşılınca bu iki ünlü
komutan Osman Bey’e haber saldılar. Böylece onların gerçekten sadıkane hizmetleri
sonucunda Bursa harpsiz ve kayıpsız kolaylıkla ele geçirilmiş oldu.
Samsa Çavuş’un kardeşi Sülemiş de bahadır bir kimse idi, yoldaşlığa yarar erdi denilerek
anlatılmaktadır.48
Öte yandan Osman Gazi’nin kardeşleri ve yeğenleri de kuruluş yıllarında tam bir nefer
gibi hizmet etmiş bu uğurda canlarını vermişlerdir. Nitekim İnegöl tekfuru ile Ermeni
derbendinde yaptığı savaşta aile ilk şehidini verdi. Kaynaklarda gaziler içinde dolunay
gibiydi, harp meydanlarının eriydi denilerek övülen49 Osman Gazi’nin kardeşi Saru
Yatı’nın oğlu Bayhoca öldürüldü. Naşı muharebe sahasına yakın Hamzabey köyü civarında
harap bir kervansaray yanında defnedildi.50
Osman Gazi 686/1287-1288’de ise İnegöl ve Karacahisar tekfurlarının müttefik
kuvvetlerine karşı Ekizce’de kanlı bir savaş yaptı. Burada düşman bozularak kaçtı ise de
bu kez kardeşi Saru Yatı’yı kaybetti.51 Kabri Söğüt’te Ertuğrul Gazi türbesindedir.
Osman Gazi için diğer büyük kardeşi Gündüz Alp ise hem vazgeçilmez bir danışman hem
de seferlerde en önemli bir komutanı durumundaydı. Eskişehir beyinin saldırısına
beraberce karşı koymuşlardı. Bu savaşta Köse Mihal’i esir etmişler ise de Osman onu
yiğitliğine bağışlayarak affetmişti. Göynük ve Taraklı Yenicesine yapılan akında Gündüz
Alp de vardı.52
Osman Gazi 698/1298-1299’da Bilecik, Yarhisar ve İnegöl’ün fethinden sonra Selçuklu
tahtında da meydana gelen değişiklikler sebebiyle, istiklalini ilan ettiğinin işareti olmak
üzere bağımsız hareketlere başladı. 1301’de beyliğini beş idare bölgesine ayırarak her
birini savaşlarda yararlıklarını gördüğü ve güvendiği beylerine tahsis etti. Bu sırada
Gündüz Alp’e de Eskişehir’in idaresini verdi.53
Ancak Gündüz Alp muhtemelen aynı sene içerisinde meydana gelen Koyunhisar harbinde
şehid düştü.54
Beylik merkezini Yenişehir’e taşıyan Osman Gazi’nin tek hedefi sadece 25 km.’lik bir
mesafede bulunan Bizans’ın en mühim şehirlerinden İznik’i fethetmekti. Köprühisar’ı
zaptettikten sonra İznik’in muhasarasına başlandı ise de Bizans’tan yardımcı birliklerin
geldiği duyulunca kaldırıldı. Bursa, Atranos, Kestel ve Kite gibi komşu Rum beyleri de
onun faaliyetlerine son vermek üzere ittifak etmişlerdi. İşte bu ittifaka Bizans’tan da
Muzalon kumandasında iki bin kişilik yardımcı kuvvet gelmesi Osman Bey’in durumunu
güçleştirdi. Bizans kaynaklarının ifadesine göre beş bin kişilik bu müttefik ordusunu
Osman Gazi Koyunhisar mevkiinde yapılan şiddetli bir savaşta bozguna uğrattı. Muzalon
canını güçlükle kurtarırken Gündüz Alp’in oğlu Aydoğdu da şehid düştü.55 Osman Gazi bu
cengaver yeğeninin ölümü karşısında üzüntüden gözyaşlarını tutamadı.56 Diğer Osmanlı
kaynaklarında görülmemesine rağmen Kemalpaşazade bu savaşta Aydoğdu’nun yanı sıra
babası Gündüz Alp’in de vefat ettiğini yazar. Kabirleri Koyunhisar’a giden yol üzerindedir.
Osman Gazi’nin ilk dönemde faaliyetleri görülen diğer bir yeğeni de Aktimur’dur.
Kaynaklar onun babasının ismi konusunda sessizdirler. Ancak Osman Gazi’nin en sevdiği,
güvendiği, yiğit ve kabiliyetli beylerden biri olmalıdır. Zira Osman Gazi Karacahisar’ın
fethinden sonra kale tekfurunu bol ganimetlerle Selçuklu sultanına götürme görevini bu
yeğenine vermiştir. Orada en güzel bir şekilde amcasını temsil eden Aktimur, Selçuklu
sultanından çok izzet ve itibar görmüştür. Osman Gazi’nin faaliyetlerinden son derece
memnun olan Selçuklu sultanı ona hizmetlerine mükafat olarak Karacahisar’ı malikane
olarak verdiği gibi sancak, tabl, alem ve tuğ gibi saltanat alametlerini de gönderdi.
Osman Bey yeğeni Aktimur bu hediyelerle geldiği sırada, onu istikbal için birkaç adım
ilerledi. Mehter cenk havası çalarken, elleri göğsü üzerinde kavuşturulmuş olarak
hürmetkar bir tavırla durdu.57 Halefleri de Fatih’e kadar beş vakit namaz zamanlarında
mehter çalındığı sırada bu kaideye riayet etmişlerdir.
Aktimur’un bundan sonraki en mühim görevi Bursa’yı tazyik için yaptırılan iki hisardan
Kaplıcalar tarafındakinin serdarlığı olmuştur. Diğer hisarın komutanı Balabancık ile birlikte
on yıl Bursa’yı abluka altında tutan Aktimur kalenin fethinde en mühim rolü oynadı.58
Bursa’nın fethini müteakip Akçakoca ile birlikte Akova’da fetihlerde59 bulunan Aktimur’un
sonraki faaliyetlerine ve vefatına dair bilgi yoktur.
Büyük tarihçi Halil İnalcık; “Bir milletin veya devletin tarihi yazılırken dünya kamuoyunda
yerleşmiş belli bir imaj, dostluk ve düşmanlık, siyasi ideolojiler, yeni kültür yönelişleri
gerçeği saptırır, abartır veya karalar. Bu kaçınılmaz bir alın yazısıdır. Osmanlı tarihi bu
bakımdan en çok saptırılmış, tek yanlı yorumlanmış bir tarihtir.”60 diyerek günümüzde bu
devlet hakkında ortaya konulan yanlış ve yanlı fikirlerin temel nedenini bir bakıma
açıklamaktadır. Gerçekten de günümüz yazarlarından Colin Imber; Osmanlıların kökenleri
hakkında yazdığı bir makalesinde Osman Gazi ve Onun yakınındaki silah arkadaşlarının
bir hayal ürünü olduklarını açıklar. Ona göre; çağdaş bir tarihçinin yapabileceği en iyi şey
Osmanlı tarihinin başlangıcının bir kara delikten ibaret olduğunu kabul etmek olacaktır.
Bu deliği doldurmak yönündeki her girişim yalnızca masalların sayısını arttırmakla
sonuçlanacaktır,61 demektedir.
C. Imber’in bu tip ifadelerini değerlendiren İlber Ortaylı; “Bu yazdıkları hep palavradır.
Gayet kolay kılıç salladığını veya Fransızların tabiriyle açık kapı omuzladığını
görüyorsunuz. O, bu anlatılanların ve nakledilenlerin hepsi yalandır efsanedir, gerçekle
ilgisi yoktur diyor. Bunu söylemek çok zordur. Çünkü gerçekle ilgisini tespit için hakikaten
gerçeği nakleden verileri bulmanız lazımdır.62 diyerek şiddetle tenkit etmektedir.
Gerçekten de tarihi kayıtlar, toponomi araştırmaları ve kabir yerleri Osman Gazi ve silah
arkadaşlarını haber vermektedir. Onları efsane diye adlandırmak, günümüzde onlara ait
Balkanlarda, Arabistan’da ve daha pek çok İmparatorluk bakiyesi topraklardaki eserlerini
de ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetleri yürütenlerin bir organizasyonu olmalıdır.
Bir vakfiyenamede; “Bizden sonra bizi tanımak isterseniz, bıraktığımız eserlere bakın.
Çünkü bizi en iyi tanıtan eserlerimizdir” der.63
Osmanlı devletini ve onun üç kıtadaki azametini görenler, bu devletin banilerini en iyi
şekilde idrak edeceklerdir.
1 Fuad Köprülü, Osmanlı Devletinin Kuruluşu, Ankara 1984, s. 68-73; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I,
Ankara 1972, s. 97-101; Halil İnalcık, “Osmanlı Devletinin Kuruluş Problemi”, Doğu Batı (yıl 2/7 Temmuz 1999),
s. 9-22; M. Tayyib Gökbilgin, Osman I, İslam Ans., 95. cüz, İstanbul 1979, s. 432-433; Fehamettin Başar,
Osmanlıların Menşei ve Kayıların Anadolu’ya Gelişi Hakkında, Tarih Dergisi, sy. 36, İst. 2000, s. 69-80; Üçler
Bulduk, Osmanlı Beyliğinin Oluşumunda Oğuz/Türkmen Geleneğinin Yeri, Osmanlı 1, Ankara 1999, s. 161-166;
Faruk Sümer, Osmanlı Devleti Kurucusu Osman Gazi ve Devri İle İlgili Bazı Meseleler Hakkında Düşünceler,
Türk Dünyası Araştırmaları, sy. 80 (1992), s. 6-26; Aynı müellif, Kayı, İslam Ans. c. 6, s. 462; Aynı müellif,
Osmanlı Devletinde Anadolu’da Kayılar, Belleten, s. 47 (Ankara 1948), s. 600-604; Fahriye Arık, Oğuz Boyları
ve Osmanoğulları Şeceresi, (P. Wittek’ten Tercüme, Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu isimli esere ilave),
İstanbul 1947, s. 69-112; Orhan F. Köprülü, Osmanlı Devletinin Kuruluş ve Gelişmesindeki İtici Güçler, Osmanlı
1, Ankara 1999, s. 153-160.
2 Z. Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981, s. 184-194; Gibbons, Osmanlı İmparatorluğunun
Kuruluşu (trc. R. Hulusi), İstanbul 1928, s. 1-15; P. Wittek, Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu (trc. F. Arık),
İstanbul 1947, s. 16-17; İ. Hami Danişmend, Osman Gazinin nesep ve hüviyeti, Türklük Mecmuası, sy. 3,
İstanbul 1939, s. 107-223; C. J. Heywood, “Osmanlı Devletinin Kuruluş Problemi: Yeni Hipotez Hakkında Bazı
Düşünceler”, Osmanlı 1, Ankara 1999, s. 137-145.
3 C. Imber, Osman Gazi Efsanesi, Osmanlı Beyliği (1300-1389), İstanbul 1997, s. 73-74.
4 İbn-i Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman, I. Defter (haz. Ş. Turan), Ankara 1970, s. 45-46, 52-53.
5 Lütfi Paşa, Tevârih-i Âl-i Osman, Süleymaniye Ktp, Yazma Bağışlar, 468, s. 21-22.
6 Aşıkpaşazade, Tevârih-i Âl-i Osman (Ali Bey neşri), İstanbul 1332, s. 16; Hoca Sadettin Efendi, Tâcü’tTevârih,
I, (haz. İ. Parmaksızoğlu), Eskişehir 1992, s. 36.
7 Mehmed Neşri, Kitab-ı Cihan-nüma-Neşri Tarihi, I, (haz. F. R. Unat-M. A. Köymen), Ankara 1987, s. 131;
Âşıkpaşazade (Âli), s. 20; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 37; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 139.
8 Âşıkpaşazade (Âli), s. 28; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 183-184.
9 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 131.
10 Âşıkpaşazade (Âli), s. 24; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 160-161; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 121; Hammer,
Osmanlı Devleti Tarihi, 1, (Üçdal Neşriyat), s. 85.
11 Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 37; Müneccimbaşı Ahmed Dede, Müneccimbaşı Tarihi, 1, (çev. İ.
Erünsal), s. 70; İbn-i Kemal ise Aygud Alp’e Eskişehir’in verildiğini belirtir (s. 139).
12 Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 60-61; Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 87.
13 Uzunçarşılı İzmit’in bu fetihten sonra elden çıktığını ve 1337’de tekrar zaptedildiğini belirtir. Bk. Osmanlı
Tarihi, I, s. 122.
14 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, s. 109; Gökbilgin, aynı madde, s. 438; Hammer bu adayı Kalo Limni adası
olarak gösterir. Bk. Osmanlı Devleti Tarihi (Üçdal), 1, s. 81.
15 Hammer (Üçdal), 1, s. 85.
16 Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 63-64; Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 88.
17 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 91; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 43.
18 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 91-93; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 116-117.
19 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 121; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 162-63; Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 75-76.
20 İbn-i Kemal (Turan), I, s. 178-180; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 47.
21 Hammer (Üçdal), 1, s. 105.
22 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 125; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 172; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 46;
Hammer (Üçdal), 1, s. 85.
23 Âşıkpaşazade (Âli), s. 25-26; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 172; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 125-129.
24 Âşıkpaşazade (Âli), s. 32-34; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 137-143; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 53-
54.
25 Hammer (Üçdal), 1, s. 111.
26 Âşıkpaşazade (Âli), s. 12; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 120; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 77, 89.
27 Âşıkpaşazade (Âli), s. 12; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 116-119; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 89-93.
28 Âşıkpaşazade (Âli), s. 14; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 95-96; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 33;
Hammer (Üçdal), 1, s. 73.
29 Âşıkpaşazade (Âli), s. 15; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 97-103; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 122-126; Hoca
Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 33-35.
30 Âşıkpaşazade (Âli), s. 23-24; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 119-121; İbn-i Kemal (Turan), I, s.
159- 160; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 42-43.
31 Oruç Beğ (Tarih, trc. Atsız, s. 26) ve Hadidi (Tevarih-i Al-i Osman, haz. N. Öztürk, İstanbul 1991, s. 33-34)
tarihinde Köse Mihal’in rüyasında Hz. Muhammed’i görerek Müslüman olduğu rivayet edilmektedir. Hadidi
eserinde bu durumu şöyle anlatır: Didi bir mülkde kim serdarıdum ben.
Kötü inanışlı bir kimseydim ben.Geçen bir gece gördüm düşümde.Fahr-i alem gelmişti eshabı ile. Hidayet erdi
çün anı görürem. Düşüp ayağına yüzüm sürürem.Düşümde bana telkin etti iman.Kodum küfrü hemen oldum
Müsülman.Hem bana Abdullah diye hitap etti.Ne şerefdir bu adı Resulullah verdi.Bana kim eyledi telkin-i
İslam.Sizin evsafınızı etti i’lam.Bugünkü gün için eydur varasın. Filan sahrada hayli er göresin.Aralarındadır
Osman-ı Gazi.Ana asker olup eyle niyazı.Anın nesli cümle sultan olısar. Cihan mülküne bir bir han olısar.
32 Âşıkpaşazade (Âli), s. 32-33; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 121; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 160- 161; Hoca
Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 143; Müneccimbaşı tarihinde (Erünsal, 1, s. 75) Orhan Gazi ile sadece Saltuk
Alp’in bırakılıp Mihal Gazi’nin Lefke ve Çadırlı seferine iştirak ettiği yazılıdır.
33 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 131; Âşıkpaşazade (Âli), s. 28; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 183.
34 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 131-133; Âşıkpaşazade (Âli), s. 29; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 187-192; Hoca
Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 49-50.
35 Âşıkpaşazade (Âli), s. 25-26; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 125-129; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 172; Hoca
Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 46-47.
36 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 129; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 48.
37 Âşıkpaşazade (Âli), s. 33-34; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 139-143; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 55-
58; Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 72.
38 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 125; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 171-172; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 46.
39 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 125-129; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 175; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s.
46-48.40 Âşıkpaşazade (Âli), s. 32-34; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 149-153; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 180;
Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 53-59.
41 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 139; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 55.
42 Âşıkpaşazade (Âli), s. 37; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 153; Feridun Emecen, Akça Koca, Diyanet İslam Ans.,
2, s. 224.
43 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 153; Âşıkpaşazade (Âli), s. 38-39; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 63; Oruç
Beğ (Atsız), s. 33.
44 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 113; Âşıkpaşazade (Âli), s. 20; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 37; Oruç
Beğ (Atsız), s. 29; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 139; Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 70.
45 Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 38.
46 Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 71; Gökbilgin, aynı madde, s. 438.
47 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 118; Âşıkpaşazade (Âli), s. 22; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 41; Oruç
Beğ (Atsız), s. 31.
48 Âşıkpaşazade (Âli), s. 12-13; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 91.
49 İbn-i Kemal (Turan), I, s. 86.
50 Âşıkpaşazade (Âli), s. 4-5; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 81. İbn-i Kemal (Turan), I, s. 86.
51 Âşıkpaşazade (Âli), s. 7; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 85. İbn-i Kemal (Turan), I, s. 102-103; Hoca Sadettin,
bu savaşta şehid olan bir rivayete göre Gündüz Alp demektedir (Parmaksızoğlu, s. 31).
52 İbn-i Kemal (Turan), I, s. 114.
53 Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 37; Müneccimbaşı (Erünsal), 1, s. 70; Âşıkpaşazade (Âli, s. 20), İbn-i
Kemal (Turan, I, s. 139) ve Oruç Beğ (Atsız, s. 29) ise Gündüz Alp’e Karacahisar’ın subaşılığının verildiğini
kaydederler.
54 İbn-i Kemal (Turan), I, s. 151
55 Âşıkpaşazade (Âli), s. 21; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 115; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 151; Hoca Sadettin
(Parmaksızoğlu), I, s. 40.
56 Hammer (Üçdal), 1, s. 80.
57 Âşıkpaşazade (Âli), s. 10; Neşri (Unat-Köymen), I, s. 107109.
58 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 117; Âşıkpaşazade (Âli), s. 22; Hoca Sadettin (Parmaksızoğlu), I, s. 41; Oruç
Beğ (Atsız), s. 30-31; İbn-i Kemal (Turan), I, s. 157.
59 Neşri (Unat-Köymen), I, s. 129.
60 Halil İnalcık, “Osmanlı tarihi en çok saptırılmış, tek yanlı yorumlanmış tarihtir” (İlber Ortaylı’nın İnalcık’la
yaptığı söyleşi), Cogito, sy. 19, 1999, s. 37-38. Imber, s. 77.
62 İlber Ortaylı, “Menkıbe”, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Efsaneler ve Gerçekler, Ankara 2000, s. 17.63 Hasan
Yüksel, “Osmanlı Toplumunda Vakıflar ve Kadın (XVI-XVII. Yüzyıllar), Osmanlı 5, Ankara 1999, s. 49.Osmanlı
Devleti’nin Kuruluşunda