Peygambermiz (s.a.v.) ve Cinler - kainatingunesi.com

Peygambermiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ve Cinler

Cinler çeşitli zamanlarda sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm’a gelip Kur’ân-ı kerîm dinlemiş, çeşitli konularda suâller sormuş ve nasîhat dinlemişlerdir ve yine aynı şekilde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dünyâyı teşrîflerini haber vermişlerdir.

Ebû Bekr el- Kureşî anlatıyor: Bâzı hadîs alimleri, Ömer bin Abdurrahman bin Avf’dan naklen rivâyet ettiler: Resûlullah (s.a.v.) doğduğu zaman, Ebû Kubeys ile el- Hacûn dağında bulunan cinler şöyle dediler: “Yemin ederim ki, insanlardan hiçbir anne O’nun gibisini doğurmamıştır. İnsanların en hayırlısı Ahmed doğmuştur. Onun babası çok şerefli bir babadır.”

İslâm âlimleri sözbirliği ile bildirdiler ki;  Muhammed (s.a.v.) hem insanların hem cinlerin peygamberidir. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîm’in Cin sûresinde, cinlerin Peygamber Efendimizden (s.a.v.) Kur’ân-ı kerîm dinlediklerini ve O’na îmân ettiklerini haber vermiştir.

İbn-i İshâk rivâyet eder: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) İslâmiyet’e dâvet için Tâif’e gitmişti. Sakif kabilesinden ümidini kesince, Taif’den döndü. Mekke yolundaki bir hurmalıkta gecenin karanlığında kalkıp namaz kılmaya başladı. O anda cinlerden bir topluluk gelip okuduğu Kur’ân-ı kerîmi dinlediler. Onlar Yemen’de bulunan Nusaybin cinlerinden yedi kimse idi. Hz Peygamber (s.a.v.) namazı bitirince îmân ettiler. Kavimlerine anlatmak ve onları doğru yola çağırmak için ayrıldılar. Kavimlerine duyduklarını tebliğ ettiler.

Bu husûsu Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîm’in Ahkâf sûresi 29. Ayetinde meâlen şöyle haber veriyor ve; “Hatırla o zamanı ki, cinlerden bir tâifeyi Kur’an dinlemeleri için sana doğru çevirmiştik”buyuruyor.

Sahîh-i müslim ve Buhârîde Abdullah bin Abbas’dan (r.a.) rivâyet edilir: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Eshâbından bir topluluk ile ukaz panayırına gidiyordu. O tarihte cinler semâdan haber almaktan men’edilmiş, (haber almaya çıktıkça) üzerlerine şühüb (ateş parçaları) atılmağa başlanmış bulunuyordu. (Semâya doğru çıkıp koğulan) cinler kavimlerine döndüklerinde, kendilerine; “Ne oluyorsunuz, neden hiçbir haber getirmiyorsunuz?” dediler. Onlar da “Ne yapalım, semâdan haber almaktan men’ edildik. Üzerimize şühüb (ateş parçaları) atıldı” dediler. Bunun üzerine onlara; “Sizin haber almanıza mâni olan yeni bir hâdise vardır. Haydi doğuya ve batıya yayılın. Sizin haber almanıza mâni olan bu yeni  şey ne imiş öğreniniz” denildi. Bunun üzerine Tihame’ye doğru gitmekte olan cinlerden bir topluluk Ukaz yolunda Nahle denilen vâdide Eshâbına sabah namazı kıldıran Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yanından geçtiler. Kur’an okunduğunu duyunca dönüp dinlemeye başladılar. “Demek ki gökten haber sızdırmamıza engel olan buymuş” dediler; kavimlerine gidip durumu bildirdiler ve Cin sûresi 1. ve 2. âyetinde meâlen buyurulan; “Ey Kavmimiz! Biz çok hoş Kur’ân-ı kerîm dinledik. Hidâyete erdiriyor. Biz de ona îmân ettik. Bundan böyle Rabbimize asla şirk koşmayacağız” dediler. Allahü teâlâ Peygamber Efendimize (s.a.v.) “Kul ûhiye” diye başlayan Cin sûresini inzâl buyurup, güzel ve mufassal bilgi verdi.”

İbn-i ebid-Dünya nakl ediyor: Ebû İshak’ın anlattığına göre Hz Peygamber (s.a.v.), Eshâbından bir kısım insanlarla yoculuğa çıkmışlardı. Yolda giderlerken iki yılan çarpıştılar. Biri diğerini öldürdü. Ölen yılanın kokusu ve güzelliği dikkatleri çekti. Eshâb-ı kiramdan birisi kalkıp onu bir hırkaya sararak defn etti. Bir de ne görsünler, bir topluluk kendilerine; “Esselâmü aleyküm siz şu anda Ömer isminde birini defn ettiniz. Müslüman cinlerle kafir cinler arasında savaş çıktı. Şu anda defn ettiğiniz müslüman öldürüldü. O, Peygamber’in huzûrunda müslüman olan cinlerdendir” diye seslendi.

Cin hey’eti Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) bir kere de Medine-i Münevvere’de iken gelmiştir. O toplantıda Zübeyr bin Avvam da bulunmuş idi. Zübeyr bin Avvam (r.a.) şöyle nakl ediyor: “Resûlullah (s.a.v.) kendi mescidinde sabah namazını kıldırdı. Namazdan sonra “Bu gece hanginiz benimle cin hey’etinin yanına gidecek?” diye sordu. Hiç kimse bir şey söylemedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu sözünü üç defa tekrarladı. Sonra yanıma yaklaşıp elimden tuttu. Berâber yürümeye başladık. O kadar yürüdük ki Medine-i Münevverenin dağları, tepeleri arkamızda kaldı. Nihâyet açık bir yere indik. Gâyet uzun boylu beyaz elbiseler giyinmiş kimseleri gördüm. Onları görünce korkudan titremeye başladım. Onlara yaklaşınca Resulullah (s.a.v.) ayağının baş parmağıyla bir dâire çizip “Bunun ortasında otur” buyurdu. Oturunca içimde hiçbir korku ve şüphe kalmadı. Resûlullah (s.a.v.) onların arasına girip Kur’ân-ı kerîm okudu. Cinler sabah oluncaya kadar orada kaldılar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yanıma gelip; “Haydi bana yetiş” buyurdu. Berâberce biraz yürüdükten sonra bana; “Nasıl, onların bulunduğu yerde bir şey görebiliyor musun?” buyurdu.

“Evet gâyet kalabalık bir topluluk görüyorum” dedim. Bunun üzerine mübarek başını yere eğip biraz kemik ve tezek  toplayıp onlara attı ve buyurdu ki: “İşte bunlar Nusaybin cinlerinden bir hey’et idi. Bana gelip Kur’ân-ı kerîm dinlediler ve benden azık istediler. Ben de onlara azık olarak bütün kemikleri ve tezekleri tahsis ettim.”

Ebû Hureyre’den (r.a.) nakl edilen bir hâdis-i şerifde Resûlullah efendimiz (s.a.v.); “Cinlerden bir ifrit ( îmânsız olan cin) dün gece benim namazıma mâni olmak için geldi. Allahü teâlânın verdiği güçle onu kendimden uzaklaştırdım. Sabahleyin hepiniz göresiniz diye mescidin direklerinden birisine bağlamak istedim. Fakat kardeşim Süleymân’ın; “Rabbim beni bağışla, bana öyle bir hâkimiyet ver ki, benden sonra hiç kimse ona lâyık olmasın” duâsını hatırladım da onu perişân bir hâlde salıverdim.” buyurdu.

Yukarıdaki rivâyetlerden anlaşıldığı üzere Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Resûl-üs Sakaleyn’dir. Yani insanlara ve cinlerlere peygamber olarak gönderilmiştir. Gerek Mekke-i Mükerremede ve Medine-i Münevverede gerekse bu ikisi hâricindeki yerlerde cinlerlerle görüşüp konuşmuş, cinler O’ndan Kur’ân-ı kerîm dinlemiş ve O’na îmân etmişlerdir. Cinlerin aralarındaki ihtilâflarını çözmüştür.