Râfızîlerin Kıyâmetde Yahûdilerin Merkebi Olması - kainatingunesi.com

Ebû Bekr, Ömer ve Osmân “radıyallahü anhüm” Menâkıbı:

Râfızîlerin Kıyâmetde Yahûdilerin Merkebi Olması

Onuncu Menâkıb:

Bir zemânda bir yehûdî bir râfizî ile çekişip, dövüşürler. Allahü teâlâ kelbi [köpeği] hınzır [domuz] üzerine musallat eder. Yehûdî râfizînin gözünü çıkarır. Râfizî yehûdînin eteğine yapışıp, mahkemeye götürüp, kâdî huzûruna varırlar. Râfizî der ki, bu yehûdî benim gözümü çıkardı. Efendi hazretleri, hakkımı bu yehûdîden alıver. Kâdî efendi, yehûdîye ıtâb edip [azarlayıp], bre mel’ûn, bu kişinin gözünü niçin çıkardın, dedi. Yehûdî dedi, sultânım işitdim ki, rûz-i mahşerde râfizîler yehûdîlerin merkebi olup, yehûdîler üzerine binip, Cehennem ateşine varırlar. Benim o gün bineğim bu olsun diye gözünün birini çıkardım. Zîrâ hâfızam za’îf ve görüşüm azdır. Şâyed o günde teşhîs etmem güç olup ve yaya olarak Cehenneme varmakdan ise, bir gözlü merkebe binmek iyidir, dedi. Kâdî efendi ve meclisde hâzır olanlar yehûdînin bu ilzâmından hoşlandılar ve râfizîye ta’zîr eylediler [azarladılar]. Muhakkak râfizîlerin Allahü teâlâ katında ve insanlar yanında bütün milletden kötü olduklarında şübhe yokdur. Zîrâ kâfirlerin inâdları bâtıl da olsa birer cevâbları vardır. Ammâ bu mel’ûnların aslâ bir delîlleri yokdur. Ondan dolayıdır ki, hazret-i Molla Câmî “kuddise sirruhüssâmî” râfizîler hakkında şöyle buyurmuşdur: Kıt’a:

Râfizî olur kıyâmetde yehûdî eşeği,

Yeder onu mülhid câhil, tutup elinde yularını.

Nasrânî elinde bir demir çomak ile,

Sürer onu tâ o menzile dâr-el bevâr.

Nice yüzbin la’net o Hakdan, Resûlden de,

Eşeğe binene yedene sürene ki var.

Râfizîler kıyâmet gününde başka bir bölük olup, süâlsiz ve azâbsız Cennete dâhil olalım diye ümîd edip, doğru Cennetin yolunu tutup, giderler. Cennet kapılarından bir kapıya varırlar. Görürler ki, kapıda Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri durur. Durmadan kevser şerâbını ehl-i islâma içirir. Râfizîler hazret-i Ebû Bekri görünce derler ki, dünyâda iken biz bunu sevmezdik. Şimdi de bunun olduğu kapıdan Cennete girmeyiz. Ve bunun elinden kevser şerâbını içmeyiz. Oradan dönüp Cennetin bir başka kapısına varırlar. Görürler ki, o kapıda hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” durur. Durmadan mü’minlere kevser şerâbı içirir. Tekrâr o hınzırlar derler ki, dünyâda iken biz bunu sevmezdik. Şimdi bunun olduğu kapıdan Cennete girmeyiz. Ve kevser şerâbını da içmeyiz. Oradan dönüp, bir başka kapısına varırlar. O kapıda Osmân “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri durur. Müslimânlara kevser şerâbı içirir. Tekrâr o murdârlar derler ki, dünyâda iken biz bunu da sevmezdik. Onun olduğu kapıdan da Cennete girmeyiz. Bunun da elinden kevser şerâbını içmeyiz. Oradan da dönüp, Cennetin bir başka kapısına varırlar. Görseler ki, o kapıda duran İmâm-ı Alî “radıyallahü teâlâ anh” hazretleridir. Bunlara sorar ki, hazret-i Ebû Bekr, hazret-i Ömer ve hazret-i Osmânın “radıyallahü teâlâ anhüm” kapılarına uğramadınız mı? Onlardan kevser şerâbını içmediniz mi? Onlar derler ki, Onları biz dünyâda iken sevmezdik. Onun için biz bugün de onların şerâblarından da içmedik. Onların kapılarından Cennete girmedik. Dünyâda iken biz seni severdik. Senin elinden kevser şerâbını içmek isteriz. Senin kapından Cennete girmek isteriz. Alî “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri bunları red eyleyip, bre mel’ûnlar! Bilmez misiniz ki onlardan tezkire almayınca kimseyi Cennete koymam ve kevser şerâbını içirmem. Yıkılın buradan, buyurur. Hazret-i Alîden yüz bulamayınca, can başlarına sıçrar. Bilirler ki, yanlış yola gitdiklerinden belâya uğradılar. Yapdıkları işe pişmân olup, nedâmetler çekerler. Velâkin bu pişmânlıklarının fâidesini görmezler. Bu felâketde iken her râfizîye birer yehûdî havâle olunur. Şimdiye dek sizleri ararız, nerede gezersiniz, derler. Yine o hâlde birer nasrânî de gelerek, birer râfizînin sakalını tutup, çeke-çeke mahşer yerinin temâmını gezdirirler. Bütün mahşer halkı arasında rüsvay olurlar. Ondan sonra Allahü teâlâ korusun, azâb için zebânîler gelir. Temâmını bu hâl ile Cehenneme götürürler. Beyt:

Ni’metleri fânî olan bu denî dünyâyı aşağı tut,

Sonu pişmânlık olan işi yapma.

Mahşer ehli bunlardan yüz dönüp, nefret ederler.