Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” Ehl-i Beytinin Menâkıbı - 7 - kainatingunesi.com

Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” Ehl-i Beytinin Menâkıbı:

Yedinci Menâkıb:

Câbir “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden rivâyet olunmuşdur. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerini arafe günü hacda gördüm. Kusvâ adlı devesi üzerinde hutbe okudu. (Ey insanlar! Size, onlara yapışıp, dalâlete düşmemeniz için, Allahü teâlânın kitâbını ve ıtrem ehl-i beytimi bırakdım) buyurduğunu işitdim. Türpüştî “rahimehullahü teâlâ” buyurmuşdur ki, ıtre için ba’zıları dediler ki, kişinin ıtresi, yakınları demekdir. Ba’zıları dedi ki, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin ıtresi, Abdülmuttalib oğullarıdır. Ba’zısı dedi, kişinin ıtresi, ehl-i beytidir. Yakın olsun, uzak olsun ev halkıdır. Lügat ma’nâsı i’tibâriyle de, kişinin ehl-i beyti ve kavminin yakınlarıdır. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri ıtreyi beyân buyurdular. Ehl-i beyt ile berâber ifâde olunduğunda, ıtreden murâd-ı şerîfleri, asabeleri ve ezvâc-ı tâhirâtıdır “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în”.

Zeyd bin Erkam “radıyallahü anh” rivâyet eder. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: (Muhakkak ben size, eğer benden sonra onlara tutunursanız, iki şey bırakıyorum. Birisi, diğerine nazaran dahâ büyükdür. Bu Kitâbullahdır ki, gökden yere kadar uzanan ipdir. İkincisi, ıtrem olan ehl-i beytimdir. Aslâ birbirlerinden ayrılmazlar. Tâ ki benim havzıma ulaşırlar. Siz de, o ikisinden yana ne yol ile halef olursunuz nazar ediniz.) Tayyibî “rahmetullahi aleyh” hazretleri beyân buyurmuşlar ki, bir şeye imsâk etmek, tutunmak, ona bağlanmak, onu hıfz etmekle [korumak ile] olur. Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri [Hac sûresi 65.ci âyetinde meâlen] buyurur: (Elbette Allahü teâlâ semâyı, yere düşmemesi için tutar. Ancak [kıyâmet günü] kendi izni ile tutar.) Ancak lâyık olan şeye tutunulur. Temessük geçen yerlerde temessük olunan şey de bildirilmişdir ki, ipdir. (Kitâbullah, gökden yere kadar uzanan ipdir) sözünde sanki insanlar, tabî’atlerinin, şehvetlerinin istediği şeylerin bulunduğu bir yerde durmuşlar, nefslerinin çirkin arzûlarını yerine getirmek isterken, Allahü teâlâ lutf edip, insanların yükselmesini irâde ederek, Kur’ân-ı kerîm ipini onlara yaklaşdırır. O ipe tutunanlar kurtulur. Orada kalanlar helâk olur. Kur’ân-ı azîm-üş-şâna temessük, onda bildirilen ile amel etmek, yasak edilenden kaçmakdır.Itrete temessük ma’nâsı, onlara muhabbetdir. Ya’nî ehl-i beyti sevmek, onların doğru yolunda, izinde yürümekdir.

Yine Zeyd bin Erkam “radıyallahü teâlâ anh” rivâyet eder. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri, Alî, Fâtıma, Hasen ve Hüseyn “radıyallahü anhüm” için buyurdular ki: (Onlarla muhârebe edenler ile ben harbdeyim. Onları selâmetde bırakana, ben de selâmetdeyim!) Burada harb adâlet ma’nâsınadır. Selâmet de sulh ma’nâsınadır. Burada mübâlağalı ma’nâda kullanılmakdadır.

Âişe “radıyallahü teâlâ anhâ” hazretlerinden Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerine, insanların en sevgilisi kim idi diye süâl olundu. Buyurdular ki: (Fâtıma-tüz-zehrâ.) Erkeklerden sevgili olan hangisidir, diye süâl olundu. Buyurdular ki: Fâtımanın zevci “radıyallahü anhüm”. Ebû Sa’îd “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden rivâyet edilmişdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Hasen ve Hüseyn, Cennet ehlinin gençlerinin seyyididir.)

İmâm-ı Nevevî “rahimehullah” hazretleri fetvâsında buyurmuşlardır ki, bu hadîsde bir mes’ele vardır. Bu hadîs-i şerîf sahîh midir, değil midir. Ma’nâsı ne demekdir. Onlar genç iken mi, yaşlandıkda mı vefât etdiler. Ebû Sa’îd-i Hudrîden “radıyallahü teâlâ anh” rivâyet etmişdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki: (Hasen ve Hüseyn, Cennet ehlinin gençleridir.) (Tirmizî) rivâyet etdi ve dedi ki, bu hadîs-i şerîf hasen ve sahîhdir. Enes “radıyallahü anh” hazretlerinden bildirmişdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri, Ebû Bekr ve Ömer “radıyallahü teâlâ anhüm” hazretlerine; (Peygamberlerden sonra, önce ve sonra gelenlerden Cennet ehlinin yaşlılarının seyyidi bu ikisidir.) buyurdu. Tirmizî rivâyet etdi ve dedi ki, bu hadîs hasendir. Ebû Bekr ve Ömer; Hasen ve Hüseyn “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” hazretleri yaşlı olarak vefât etdiler. Hadîs-i şerîfin ma’nâsı budur ki, muhakkak Hasen ve Hüseyn genç olarak Cennete girenlerin seyyidleridir. Ebû Bekr ve Ömer yaşlı olarak Cennete girenlerin seyyididirler. Cennet ehlinin hepsi, otuzüç yaşında kimseler olacaklardır. Seyyid olan o kimselerin ömrleri, diğerlerinden az veyâ çok olabilir. [Seyyid olanlar, diğerlerinden dahâ üstün ve kemâl sâhibidirler.] (Nevevî)nin fetvâsı burada sona erdi.

Üsâme bin Zeyd “radıyallahü anh” hazretleri, rivâyet eder. Ben Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin huzûruna bir gece, ba’zı hâcetimden dolayı varmışdım. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” birşey ile örtünmüş olarak çıkdı. Bu şeklde neden çıkdığını bilemedim. Hâcetimi [işimi] bitirdikden sonra dedim ki, (Yâ Resûlallah, örtündüğün şeyin altında ne vardır.) Örtüyü açdı. Hasen ve Hüseyn “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri mubârek kucaklarında idi. Buyurdular ki: (Bu ikisi oğullarımdır. Kızımın oğullarıdır. Yâ Rabbî! Bu ikisini seviyorum. Bunları sevenleri de seviyorum!) Enes “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri rivâyet etmişdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinden süâl olundu ki, ehl-i beytinizden hangisini dahâ çok seviyorsunuz. Buyurdu: (Hasen ve Hüseyn ve Fâtımayı “radıyallahü teâlâ anhüm” seviyorum. İki oğlumu çağırın. Koklıyayım ve bağrıma basayım!) Gayb yolu ile, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” o ikisini koklar ve bağrına basar. Büreyde “radıyallahü teâlâ anh” rivâyet eder. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri hutbe okuyordu. O sırada Hasen ve Hüseyn “radıyallahü teâlâ anhüm” geldiler. Üzerlerinde kırmızı gömlek vardı. Yürürken düşerlerdi. Zîrâ yaşları küçük idi. Hemen Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” minberden inip, ikisini de yanına alıp, minbere çıkardı. Karşısına oturtdu. Sonra; meâl-i şerîfi, (Mallarınız ve evlâdlarınız ancak fitnedir) âyet-i kerîmesini okudu. Sonra, (Bu iki sabinin yüzlerine bakdım. Düşerler ve yürürler idi. Sabr edemedim. Sözlerimi kesip, bu ikisini yukarı götürdüm) buyurdular.

Ya’lâ bin Mürre “radıyallahü teâlâ anh” rivâyet eder. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: (Hüseyn benden, ben de Hüseyndenim. Hüseyni seveni Allahü teâlâ da sever. Hüseyn, torunlardan bir torundur.) Şârih Tayyibî “rahimehullahü teâlâ” beyân eylemişlerdir ki; Kâdî “rahimehullah” buyurdu ki, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri, hazret-i imâm-ı Hüseyn ile kavmi arasında meydâna gelecek hâdiseleri bilip, o sebebden hazret-i Hüseyni husûsî olarak zikr edip, beyân buyurdular ki, kendi zât-ı şerîfleri ile hazret-i imâm-ı Hüseyn muhabbetde, hurmetde ve ta’rizde ve muhârebede ve onu te’kidde bir olduğu anlaşılsın. (Hüseyni seveni, Allahü teâlâ sever) buyurdular. Zîrâ, muhakkak, hazret-i Hüseyne muhabbet, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerine muhabbetdir. Resûlullaha muhabbet Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerine muhabbetdir.

Türpüştî “rahimehullahü teâlâ” buyurdular ki: (Sibt: Torun), sebâtdandır. Sebât o şecereye derler ki, çok dalları vardır. Bir gövdeye bağlıdır. Veled [oğul] şecere [ağaç] menzilesinde [yerinde] olur. Bunun tefsîrinde denildi ki, (Elbette o, hayrda, ümmetlerden bir ümmetdir.) Yine hadîs-i şerîfde buyrulmuşdur ki: (Hasen ve Hüseyn, Resûlullahın iki torunudur.) Şunu da derim ki, (Sibt)den murâd kabîledir. Ya’nî o ikisinden iki kabîle hâsıl olur [dal, budak salar, çoğalır]. O ikisine (sibt) tesmiye etdiler. [Torun dediler.] O ikisi asl olur [gövde olur]. Evlâdı, torunları da tâife olur. Türpüştînin kelâmı temâm oldu.

Buyurulmuşdur ki, avâm arasında Hasen “radiyallahü teâlâ anh” hazretlerinin nesilleri bitmişdir diye yanlış bir inanış vardır. Böyle inanmak doğru değildir. Türpüştînin rivâyet buyurduğu hadîs-i şerîf, böyle düşünenlerin i’tikâdını tekzîb eder. Hem menâkıb-ı şerîflerini beyân etdiler. Açıklamışlardır ki, vefât etdiklerinde ondört oğulları kaldı. Birçok kızları kaldı. Mahdûmlarının ismleri, Abdüllah, Kâsım, Hüseyn-el Ebrim ve Ukayl, Hasen-el Müsennâ ve Zeyd, Abdürrahmân ve Ahmed, Ömer ve İsmâ’îl ve Fadl ve Ebû Bekr ve Talha. Bu kadar evlâddan nesîlleri kalmamak mümkün değildir.

Nakl olunmuşdur ki, Abdülkâdir-i Geylânî “kuddise sirruhül’azîz” hazretleri kendi tasnîf etdiği (Gunyet-üt-tâlibîn) adı verilen risâlede, kendi dedelerinin silsilesini Hasen “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerine ulaşdırır. Bu yol ile beyân buyurmuşdur: Muhyiddîn Ebû Muhammed Abdülkâdîr ibni Ebî Sâlih Cengi Dost bin Abdüllah bin Yahyâ bin Dâvüd bin Mûsâ bin Abdüllah bin Hasen-el Müsennâ ibni Hasen bin Alî bin Ebî Tâlib “radıyallahü teâlâ anhümâ ve rahmetullahi aleyhim ecma’în”. Bu fakîr ve pürtaksîr-ül âciz, Seyyid Eyyûb der ki, biz de böyle tesbît etdik. Seyyid Mahmûd el-mülekkab bil azîz [Azîz lakabı ile lakablanmış] “kuddise sirruh” hazretlerinin meclis-i şerîflerinde hâzır olan ba’zı ehibba ve arkadaşları buyururlardı, biz Hasenîyiz. Siyâdetimiz silsilesi Hasen “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerine erişir. Hem ekserî i’timâd edilir kişilerden işitdiğimiz budur ki, Mekke-i mükerreme şerrefehallahü teâlâ bi şerefihâ [orasını şeref ile şereflendirdi], şerîflerin silsileleri hazret-i Hasene ulaşır. Bu tafsîlatlı bilgiden gâye odur ki, bunların hepsini boş sayıp, temâmını inkâr gerekmez. Neseb-i şerîfleri, ihtimâl ki kalmışdır.

Alî “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden rivâyet olunmuşdur. Hasen, Resûl-i muhterem “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin göğüsden başa kadar olan kısmına, Hüseyn; Resûlullahın göğüsden aşağıya kadar kısmına, insanların en çok benziyenidir. Huzeyfe “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden rivâyet edilmişdir. Huzeyfe der ki, vâlideme dedim ki: Bana izn ver, varayım, Muhammed Mustafâ “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleriyle akşam nemâzı kılayım. Söyliyeyim de, bana ve sana istigfâr etsin [ya’nî düâ buyursun]. Geldim. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ile akşam nemâzını kıldım. Sonra yine nemâz ile meşgûl oldu. Yatsı nemâzını da kıldı. Sonra geri döndü. Ben de tâbi’ oldum. Benim sesimi [gelişimi] işitdi. (Kimdir, Huzeyfe midir) buyurdu. Evet yâ Resûlallah! dedim. Buyurdular ki: (Nedir hâcetin [isteğin]. Allahü teâlâ hazretleri seni ve anneni afv etsin.) Sonra buyurdular ki: (Şimdiye kadar hiç bir yere gelmemiş melek bu gece geldi. Rabbinden izn istemiş ki, benim üzerime selâm versin ve Bana müjde versin ki, muhakkak Fâtıma, Cennet ehli kadınların seyyidesidir. Hasen ve Hüseyn, Cennet ehli gençlerin seyyididirler.)

Abdüllah ibni Abbâs “radıyallahü teâlâ anhümâ” hazretleri rivâyet etmişdir. Muhammed Mustafâ “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri, Hasen bin Alîyi omuzuna almışdı. Bir kişi dedi ki; Yâ oğul; ne güzel zâtın omuzundasın. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu: (Omuzumdaki de güzeldir.) Bu menkıbenin evvelinden buraya kadar temâmı, (Mesâbîh)in hasen hadîslerinden bildirilmişdir.